<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140</id><updated>2012-02-12T16:34:53.605+02:00</updated><title type='text'>OCTOBER SWIMMER</title><subtitle type='html'>Garip bir dünya...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>233</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-4603962854649976952</id><published>2012-02-12T16:34:00.000+02:00</published><updated>2012-02-12T16:34:53.610+02:00</updated><title type='text'>No Hero in Her Sky</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Y-QpF0KKKLc/TzfNeUKRpdI/AAAAAAAAAlw/Z86z6Ing7Vo/s1600/227349_10150175058362508_549547507_6696616_7687835_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-Y-QpF0KKKLc/TzfNeUKRpdI/AAAAAAAAAlw/Z86z6Ing7Vo/s320/227349_10150175058362508_549547507_6696616_7687835_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Onu ilk gördüğümde saçları küttü. Şimdiki gibi asimetrik değildi ama... Üzerinde o meşhur kareli paltosu vardı. Hatırı sayılır bir süre gelmesini bekledim. Onu ilk bekleyişim olmayacaktı. Nihayet geldiğinde ise, suratında &amp;nbsp;hınzır ve mahcup bir ifade vardı. İkisinin aynı anda olması ona ilginçlik katan şeylerden sadece bir tanesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu ilk gördüğümün üzerinden iki sene geçti. İki şey sabitti bizim için. Değişik dinamiklere sahip ilişkimiz ve onun kareli kaşe paltosu. O paltonun giyildiği mevsimlerde yaklaştık, dolaba kaldırıldığı zamanlarda ise bazen iki yabancı olduk. Değişik bir gel-git'ti bizimkisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona hayranlığım gidebilecek güçte olduğunu bilmekten kaynaklanıyor. Gider ve bir açıklama yapmaz. Şimdiye kadar her defasında dönmüş olması, bir sonraki gidişinin de bir dönüşle sonuçlanacağı anlamına gelmez. Anlatması gerektiğinden fazlasını anlattığını düşünse de, hala onunla ilgili keşfedilecek çok şey vardır ve birini hala tamamen keşfedemediyseniz, onun hikayesi hala bitmemiştir. Ben onun hakkında böyle düşünürken, o beni tanıdığını düşünür. Haklıdır da, benle ilgili keşfedecek çok şeyi kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aramızda oluşan bu hukuk, güçlü bir bağ ihtiva ediyor. Zaman zaman onun tahammül sınırlarını da zorluyorum. Aslında bir şımarıklık değil benim yaptığım, sadece bu aramızdaki &lt;i&gt;şey&lt;/i&gt;i keşfetme çabası. Dürüst olmak gerekirse, benim bu zorlayışlarımın ilişkimize bir miktar derinlik kattığını da düşünmüyor değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de farkındayım, daha önce de dediğim gibi, bir gün artık, bu sefer temelli olmak üzere, ondan haber alamayabilirim. Onun için özel olduğumu biliyorum, ancak onun için bir kahraman da değilim, zira onun gökyüzünde kahramanlara yer yok. Bunu da biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;:Aramızdakilerin bir dengeye ulaştığını düşündüğüm her seferinde, yeni bir bilinmeyen araya girip eşitliği bozuyor. &amp;nbsp;Belki dengeye ulaşmamız her şeyin büyüsünü bozacak diye sabote ediyoruz(m) &amp;nbsp;bilerek... Onun kestirilemez olmasını seviyorum çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rakunların, bana çizdiği üzerinde sinekler uçuşan şeylerin, küt saçların, kaşe paltoların, filtre kullanarak çektiği fotoğrafların, sürekli planlayıp nadir olarak gidebildiğimiz haftasonu kaçışlarının aşkına... Beni ben olarak görebilen ve bunu mücadele etmeden kabul edebilen çok insan yok, bunu biliyorsun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-4603962854649976952?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/4603962854649976952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=4603962854649976952' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4603962854649976952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4603962854649976952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/02/no-hero-in-her-sky.html' title='No Hero in Her Sky'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Y-QpF0KKKLc/TzfNeUKRpdI/AAAAAAAAAlw/Z86z6Ing7Vo/s72-c/227349_10150175058362508_549547507_6696616_7687835_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-5546590030828058798</id><published>2012-02-01T00:24:00.000+02:00</published><updated>2012-02-01T00:24:25.675+02:00</updated><title type='text'>The Professor</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-bE7Z-2sfBUY/Tyhp3t-959I/AAAAAAAAAlo/IVLefk15Lwk/s1600/rr.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="305" src="http://4.bp.blogspot.com/-bE7Z-2sfBUY/Tyhp3t-959I/AAAAAAAAAlo/IVLefk15Lwk/s400/rr.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"And I walk away cause I can, too many options may kill a man."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürüyüp gidebildiğim için gidiyorum. Bazen istemesem dahi, bunu bilmek, gitme ihtiyacı doğuruyor. &amp;nbsp;Hep diğer seçenekleri düşünmek diğerlerinden çok kendime düşmanlık aslında. Gerçi hayat çok fazla bilinmeyenlerle dolu, o yüzden "ben neden böyleyim?" sorusunu aşalı çok oldu. Diğerlerine de suçu atmıyorum, bir ara onu da yaptım. Gitmeye devam ediyorsam, kalmak için sebebim yoktur diye düşünüyordum, lakin bunun da geçerliliğine güvenmiyorum artık. İkisinin arasında bir yerdeyim. Dediğim gibi bilinmeyenler çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginç kısım burada başlıyor. Bu çok fazla seçenek aşkıyla motive olan gitmelerim, her zaman yeni gidişlerle sonlanıyor. Birbirinin içine giren çemberler gibi... Her hikaye aynı bitiyor, ancak hikayenin tek önemli kısmı sonu mu? Acaba denklemdeki değişkenler mi değişmiyor, yoksa denklemin sabiti, ben mi çok sabitim? Bu da ayrı bir bilinmeyen bak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden her defasında ben, diğer seçeneklerin sevdasıyla yürüyüp gidiyorum. Seçenek kelimesi seni yanıltmasın sevgili okur, çoktan seçmeli bir sınavın seçenekleri arasında seçim yapmıyorum. Sadece yürüyüp gitmek beni bir sonraki durağa götürmeye yetiyor zaten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bazen değil, &lt;i&gt;çoğu zaman&lt;/i&gt; gittiğim yolun &lt;i&gt;alışılmışın dışında&lt;/i&gt; olduğunu bile bile gidiyorum. Yine çoğu zaman kestirme sevdasından yolumu zorlaştırıyorum, ama bu benim seçimim ve bir şekilde, her seferinde kendimi düzlüğe atmak için yürüyüp gidiyorum. Son bilinmeyen de burada ortaya çıkıyor. Acaba asıl ihtiyacım olan düzlük mü, yoksa bir adam engebeye da ihtiyaç duymalı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem &lt;i&gt;yanlış &lt;/i&gt;nedir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-5546590030828058798?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/5546590030828058798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=5546590030828058798' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5546590030828058798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5546590030828058798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/02/professor.html' title='The Professor'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-bE7Z-2sfBUY/Tyhp3t-959I/AAAAAAAAAlo/IVLefk15Lwk/s72-c/rr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-8289523874104529579</id><published>2012-01-31T00:02:00.000+02:00</published><updated>2012-01-31T21:29:39.357+02:00</updated><title type='text'>Gözler</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-JI_PqUn8kts/TycQjgKKqRI/AAAAAAAAAlg/LMQjzTMESEs/s1600/4crows_b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="189" src="http://2.bp.blogspot.com/-JI_PqUn8kts/TycQjgKKqRI/AAAAAAAAAlg/LMQjzTMESEs/s320/4crows_b.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;...Yolunun üzerinde kargalar vardı. Onları farkettiğinde artık çok geçti. Kargalar da onu farketmişti. Kargaları kızdırmak olmazdı. Kargalar kötü niyetli yaratıklardı. Bir anlığına yolunu değiştirmek istedi, ancak gidecek başka yol yoktu ki. Özgür irade ne yazık ki burada işlemiyordu. Geri dönebilirdi, yolun gerisi kargalardan daha beterdi. Yolun gerisi, her şeyi yeniden yaşamak demekti ve sevgili okur, &lt;i&gt;her şey&lt;/i&gt; yeniden yaşanmazdı. Hayat, kaydedip oradan devam etmek istediğin oyunlara benzemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kargalar kızgındı, ortada bir anlaşmazlık vardı ve ne olduğu artık belli olmayan bir leş... Sıra gözlere gelmişti ve malesef üç karga ve iki göz vardı. Bu anlaşmazlığı görüp cesaretlendi. Belki bu karışıklıktan faydalanabilirdi. Olduğundan daha iri görünmek için göğsünü şişirdi, sesini kalınlaştırarak; "Neyi paylaşamıyorsunuz? Daha çok ceset olacak" dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kargalar irkildi, üçü de ona bakmaya başladı. Kargaların yargılayıcı bakışları üzerindeydi. &lt;i&gt;Bir gün kargalar tarafından yargılanabileceğini hiç düşünmemişti.&lt;/i&gt; Görünüşe göre her şey mümkündü. Bir ömür kadar süren yargılayıcı bakışlardan sonra kargalardan biri konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ortada gözler yokken biz çok iyi anlaşıyoruz. Ne zaman içimizden biri fazladan bir göz yerse, o zaman işler değişiyor. Çirkin yaratıklarız, biliyorsun. Doğamız gereği çirkinleşiyoruz. Geçmişi unutuyoruz. Daha önce paylaştığımız bütün anılar önemsiz kalıyor. Beraber uçtuğumuzu, elektrik direkleri üzerinde esen rüzgarı hissedip beraber çıkardığımız çirkin sesleri hatırlamıyoruz. Bir gün hepimize yetecek kadar ceset olduğunda yaptığımız gelecek planlarımızın, hayallerimizin bir anlamı kalmıyor. Düşman oluyoruz birbirimize. Şaşırdığını görüyorum. Şaşırma, kişisel hırsları olan tek yaratıklar sizler değilsiniz. Hatta siz bizden betersiniz, en azından biz ne olduğumuz biliyoruz. Siz kendinizi kandırarak, bir gün önce birbirinizin yüzüne gülerken, ertesi gün yoğun bir nefret ifade edebiliyorsunuz. Biz, birbirimize neler yapabileceğimizin her gün farkındayız"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kargadan böyle bir bilgelik beklemiyordu. Bu konuşma sayesinde yoluna devam edebileceğini düşünerek ileri doğru bir adım attı. Karga bunun üzerine tekrar konuştu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hayır, devam edemezsin. Bu yolun sonrası bize ait. Buradan geçemeyeceksin. Şimdi geri dön ve yaşadıklarını tekrar yaşamaya devam et. Yeterince tekrarladıktan sonra yine buradan geçmeyi deneyebilirsin, ancak belki biz burada yine bir ceset üzerinde kavga ediyor olabiliriz. Bunu ikimiz de kesin olarak bilemeyiz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçeneği yoktu. Geri döndü ve yürümeye devam etti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-8289523874104529579?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/8289523874104529579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=8289523874104529579' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8289523874104529579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8289523874104529579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/gozler.html' title='Gözler'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-JI_PqUn8kts/TycQjgKKqRI/AAAAAAAAAlg/LMQjzTMESEs/s72-c/4crows_b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-8491908973368161784</id><published>2012-01-30T20:26:00.002+02:00</published><updated>2012-01-30T20:26:48.978+02:00</updated><title type='text'>Waiting for a miracle #2</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-u-7VC5Aa1Jo/TybgJTw57JI/AAAAAAAAAlY/xlYWXGt45kY/s1600/cal54.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="384" src="http://1.bp.blogspot.com/-u-7VC5Aa1Jo/TybgJTw57JI/AAAAAAAAAlY/xlYWXGt45kY/s640/cal54.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Karen&lt;/b&gt;: Because I know what you're capable of.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Hank&lt;/b&gt;: Yeah, well, what if you're wrong?&amp;nbsp;What if this is it for me?&amp;nbsp;What if I'm just destined&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;to sit around and wait&amp;nbsp;for the band to get back together?&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Karen&lt;/b&gt;: You'll be waiting on a miracle.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-8491908973368161784?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/8491908973368161784/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=8491908973368161784' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8491908973368161784'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8491908973368161784'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/waiting-for-miracle-2.html' title='Waiting for a miracle #2'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-u-7VC5Aa1Jo/TybgJTw57JI/AAAAAAAAAlY/xlYWXGt45kY/s72-c/cal54.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-5635412513238574607</id><published>2012-01-29T23:12:00.000+02:00</published><updated>2012-01-29T23:12:20.052+02:00</updated><title type='text'>Cancer of the soul</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-swS1l7eIv0c/TyW13ilCi4I/AAAAAAAAAkg/rE7NcLkRohQ/s1600/MV5BMjI5NDgyNjA1MV5BMl5BanBnXkFtZTcwOTk4OTQ2NA@@._V1._SX640_SY521_.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="325" src="http://1.bp.blogspot.com/-swS1l7eIv0c/TyW13ilCi4I/AAAAAAAAAkg/rE7NcLkRohQ/s400/MV5BMjI5NDgyNjA1MV5BMl5BanBnXkFtZTcwOTk4OTQ2NA@@._V1._SX640_SY521_.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"You have cancer of the soul.&amp;nbsp;You need an operation&amp;nbsp;and radiation.&amp;nbsp;You have tumors everywhere.&amp;nbsp;You'll die a horrible death."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-5635412513238574607?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/5635412513238574607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=5635412513238574607' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5635412513238574607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5635412513238574607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/cancer-of-soul.html' title='Cancer of the soul'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-swS1l7eIv0c/TyW13ilCi4I/AAAAAAAAAkg/rE7NcLkRohQ/s72-c/MV5BMjI5NDgyNjA1MV5BMl5BanBnXkFtZTcwOTk4OTQ2NA@@._V1._SX640_SY521_.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-8371951441086359372</id><published>2012-01-29T20:49:00.003+02:00</published><updated>2012-01-29T20:57:21.013+02:00</updated><title type='text'>Waiting for a miracle</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-oYeb2JxWxug/TyWUOXhHu6I/AAAAAAAAAkY/gcIIVchyX7I/s1600/fractals-in-nature-fractal-tree-400x334.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" src="http://3.bp.blogspot.com/-oYeb2JxWxug/TyWUOXhHu6I/AAAAAAAAAkY/gcIIVchyX7I/s320/fractals-in-nature-fractal-tree-400x334.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Her şey yolunda aslında, ama bir şeyler eksik.&amp;nbsp;Sonu gelmez bir anlam arayışındayım. Her şeyden birazım ama tam olarak &lt;i&gt;bir şey&lt;/i&gt; değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Sometimes a man gets carried away, When he feels like he should be having his fun" &lt;/i&gt;demiş Jeff Buckley. Evet, eğleniyorum. Demiştim her şey yolunda diye, ancak motivasyon eksikliği çekiyorum. Ne olmak istediğime karar vermem lazım. Hayata tutunmam, seçtiğim şeyi sıkıca kavramam lazım. Biri ya da bir şey, bana bu isteği vermeli artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bu şekilde devam edeceğim hayatıma, kim bilir? Emekli olana dek, aynı işi, aynı hedefsizlikle yapacağım. Poliklinikten hastaları görüp, herkesin yaptığı ameliyatları yapacağım. Hastanedeki yüzlerce beyaz önlükten biri olacağım sadece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün traş olurken genç bir yüzüm olduğunu farkettim. İstersem bu bağsız, aidiyetsiz adam olmaya uzun bir süre daha devam edebileceğimi biliyorum. Yorumsuz bir hayat, rahmetlinin dediği gibi... Beni şimdi memnun etmeye yetiyor. Asıl soru, hayatımın sonuna dek yetecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ukalalık yaptığımı düşünme sevgili okur, ancak hayatın cömert davrandığı insanlardan biri olduğumu biliyorum. Ya da nasıl istiyorsan öyle anla, ancak bir insanın kendini bilmesi lazım. Aynaya baktığımda başarılmış bir şeyler görüyorum, bu güzel, ancak büyük resmi hala net olarak görememek, beni rahatsız eden. Bir sürü potansiyel var, evet, ancak hayatımın bu evresinde sadece neleri istemediğimi kararlaştırırken vakit kaybettiğimi düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstediklerimi elde edebileceğimi geçmişte öğrendim, ancak sıkıntı ne istediğimi bilmemekten kaynaklanıyor. Ne olmak istiyorum? Aile adamı mı, tutunamayan mı? Fark yaratmak için mi, yoksa sadece ayın onbeşi için &amp;nbsp;çalışan biri? İlgilendiği başka şeylere yönelen mi, yoksa bir kaç sene onları tamamen rafa kaldıracak olan mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da böyle kalıplara sokmadan, hayat ne önerdiyse onu yapmaya devam mı etmek gerekiyor sevgili okur? Eğer doğru cevap buysa, ya da cevaplar sonradan ortaya çıkacaksa, ki şu an tam olarak yaptığım şey bu, böyle yaşamaya devam edebilirim ama sanki biraz daha insiyatif almak gerekiyor hayatta. Ne dersin mucizeyi beklemeye devam edeyim mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-8371951441086359372?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/8371951441086359372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=8371951441086359372' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8371951441086359372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8371951441086359372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/waiting-for-miracle.html' title='Waiting for a miracle'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-oYeb2JxWxug/TyWUOXhHu6I/AAAAAAAAAkY/gcIIVchyX7I/s72-c/fractals-in-nature-fractal-tree-400x334.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-2453683110415330503</id><published>2012-01-26T23:31:00.000+02:00</published><updated>2012-01-26T23:31:54.886+02:00</updated><title type='text'>Midnight in Alsancak</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-HsJHh9fIh5Q/TyHFlHeHqSI/AAAAAAAAAkI/y_YAL5JKdSw/s1600/10906e9393298474.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-HsJHh9fIh5Q/TyHFlHeHqSI/AAAAAAAAAkI/y_YAL5JKdSw/s320/10906e9393298474.jpg" width="238" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bazen içiyorum sevgili okur.&amp;nbsp;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçince güzelleşirim. Cidden. Yanaklarım kızarır, ifadesizik maskem çıkar, yüzüme bir gülümseme gelir. Çakırkeyfim, keyiflidir. Kendime de çevreme de keyif veririm. Çok sık sarhoş olmam, ama sarhoşluğum ise efendicedir. Evime gider uyurum. Ertesi sabahki azap bana kalır.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Müdavimliğimi biliyorsun, yıllardır hep aynı yerde içerim. Çoğu zaman yanımda birinin olmasına da gerek yoktur. Hafta sonu gece uzar genelde, sabaha yaklaşır hem yalnız çıkmam, ancak hafta içi çıkmışsam sarhoş olmam. Trafiğin yasal sınırıyla dans ederim, yine de kabul edilebilir bir zamanda evime gidip uyurum. Ertesi gün iş vardır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte o hafta içi akşamlarının sonunda, otoparka yürürken hep aynı şeyleri düşünürüm. &lt;i&gt;Yeterince&lt;/i&gt;&amp;nbsp;uzun Kıbrıs Şehitleri Caddesini yürürken, ki İzmir'de her şey &lt;i&gt;yeterince&lt;/i&gt;dir sevgili okur, beni bu zaman diliminden alıp götürecek arabayı düşünürüm. Acaba hangi model olurdu, beni hangi zamana&amp;nbsp;götürürdü diye merak ederim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Belki bir Impala alacak beni, '60 Village'a götürecek. Dylan, Hendrix, Simon &amp;amp; Garfunkel, Baez'le aynı coffeeshop'ta oturacağım. Bob Dylan'ın her geçen gün biraz daha cüretkar olmasını izleyeceğim. Dert edecek şeyler çok farklı olacak. Bir kimlik arayışı, bir sesini duyurabilme çabasına ortak olacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya da bir '93 Mustang alacak ve Seattle'a götürecek beni. Çıktığım an üzerimdeki düz ve tek renk gömleğim birden oduncu gömleğine dönüşecek, pantolonum genişleyecek, ayakkabılarım postal olacak. Arabadan indiğim an bir bara gireceğim ve titreyek grunge'u yaşamaya başlayacağım. Herkes Eddie Vedder gibi şarkı söylemeye, Kurt Cobain gibi haykırmaya çalışıyor olacak. Öyle büyüleneceğim ki, Guns 'n Roses'ın Use Your Illusion II'si, Bon Jovi'nin Keep the Faith'i bile umrumda olmayacak. Sadece Ten ve Nevermind umrumda olacak. Hayat 90'ların o tekdüze eğlencesiyle geçecek...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunların yerine hep o yeterince uzun cadde beni otoparka, sonra da eve götürüyor sevgili okur. Eve varıyorum, uyuyorum ve ertesi gün başlıyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-2453683110415330503?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/2453683110415330503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=2453683110415330503' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2453683110415330503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2453683110415330503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/midnight-in-alsancak.html' title='Midnight in Alsancak'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-HsJHh9fIh5Q/TyHFlHeHqSI/AAAAAAAAAkI/y_YAL5JKdSw/s72-c/10906e9393298474.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-1664159568367435389</id><published>2012-01-18T00:05:00.001+02:00</published><updated>2012-01-18T00:05:41.932+02:00</updated><title type='text'>Çünkü yol farklıdır</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ArVgMDGQdOA/TxXwG7WxQSI/AAAAAAAAAjw/9gdekTpQAjY/s1600/IMG_1275.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-ArVgMDGQdOA/TxXwG7WxQSI/AAAAAAAAAjw/9gdekTpQAjY/s320/IMG_1275.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yol, yine beni çağırıyor. "Artık plan yapmaya başlamanın vakti gelmedi mi?" diyor. Hak veriyorum. Yoldayken mutluyum, herkesten ve her şeyden uzağım. Kendimden dahi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yoldaki ben&lt;/i&gt;, başka bir ben oluyorum. Burada yapmayacaklarımı yoldayken yapıyorum, biraz tehlikeli bir tip olsa da yoldaki beni daha çok seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yoldaki ben&lt;/i&gt;, tanımadığı insanlarla konuşur, hayat hikayelerini öğrenir. Kendi hayatını anlatır. Bazen sırf canı öyle istiyor diye başka hikayeler anlatır. Bir gün ülkenin doğusuna yeni atanmış bir matematik öğretmeni olur, bir gün Erasmusa gelen bir eczacılık öğrencisidir. Yoldaki ben, tek kullanımlık sohbetleri sever, zira kim isterse o olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yoldaki ben&lt;/i&gt;, keyiflidir. Sıcakkanlıdır. Her zaman yaptığı gibi, samimi olması için güvenmeye, vakte ihtiyacı yoktur. Hem yol hızlı ilerler. Her fırsat bir defa gelir. Sonradan geriye dönüp pişman olmamak için gözünü karartır ve elini uzatır. Yargılanmak, yanlış anlaşılmak, komik duruma düşmek hiç umrunda değildir. Bunu ona yol öğretmiştir. Yol ve eski deneyimleri... Zor yoldan öğrenmiştir, iyi öğrenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yoldaki ben&lt;/i&gt;, küçük şeylerin keyfini çıkarır. Yol hızlı ilerler, ancak sadece Yoldaki ben'in izin verdiği kadar. Bazen bir göl kenarındaki bir bankta, bazen sivrisinek dolu bir adada bir yatakta, bazen iki binayı birleştiren bir kemerin altında ve hatta bazen bir otobüs istasyonunun salaş kafesinde saatlerini geçirebilir ve bu zamana asla harcanmış gözüyle bakmaz. Bilir, &lt;i&gt;harcamaktan keyif aldığı hiç bir vakit, boşa gitmiş sayılmaz.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yoldaki ben&lt;/i&gt;, ufak sorunların ve engellerin canını sıkmasına izin vermez. Feribotu kaçırdıysa gider bir sonrakine bilet alır. Yağmur yağıyorsa ıslanır, hava soğuksa üşür, sıcaksa terler. Ama yol devam etmelidir ve o da bunu bilir. Yürümeye devam eder. Yoldaki ben ayakları ağrısa da yürür, hayatında hiç yürümediği kadar yürür, kilometrelerce... Her adım ona biraz daha huzur verir, her adım ona daha önce gördüğü dünyanın, görmediği başka bir kapısını açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yoldaki ben&lt;/i&gt;, aşık olur. Defalarca olur. Trende karşısında oturan, bir hastane kantininde kek aldığı, bir barda beraber içki içtiği, bir başkasında dansettiği kıza; sohbet ede ede seyahat eden iki yaşlı kadına, kucağındaki çocuğuyla uyuyakalan anneye aşık olur. Kalbi buradakinin aksine büyük ve yumuşaktır. Aşık olmanın kendisine aşık olur bazen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldaki ben'i seviyorum. Kendimden sıkıldıkça, kendimi her seferinde yollara vurmam bu yüzdendir. Hissediyorum yol yine beni çağırıyor. Hayır demek ne &amp;nbsp;mümkün?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-1664159568367435389?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/1664159568367435389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=1664159568367435389' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/1664159568367435389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/1664159568367435389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/cunku-yol-farkldr.html' title='Çünkü yol farklıdır'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ArVgMDGQdOA/TxXwG7WxQSI/AAAAAAAAAjw/9gdekTpQAjY/s72-c/IMG_1275.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-8922312641621875164</id><published>2012-01-12T23:12:00.001+02:00</published><updated>2012-01-12T23:22:33.496+02:00</updated><title type='text'>Top 5: Roman Kahramanlarım</title><content type='html'>Madem blogda hızımızı almışız, blog yazma işine ilk başladığım zamanlara dönelim o zaman. Yine bir Top 5 yapalım. High fidelity'nin bende bıraktığı bir iz olan şu Top 5'lerin çoğunu twitter heba etti onu da belirtmek lazım. Her biri birer blog yazısı potansiyeli taşıyan onlarca Top 5, binyediyüzaltmış küsür tweetin içinde kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Top 5'ler doğası gereği spontane yapılan listelerdir, bir defa yapınca geriye dönüp üzerine düşünmek acı verir, zira tekrar düşününce hep başka adaylar akla gelir, içinden çıkamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için bir kitabın iki can alıcı öğesi vardır. İlk cümlesi ve kahramanı.&lt;span style="background-color: #fff2cc; font-family: inherit;"&gt; &lt;i&gt;"&lt;/i&gt;&lt;span style="line-height: 16px; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Yatağın başından ucuna kadar uzanan mavi damalı yorganın engebeleri, gölgeli vadileri ve mavi yumuşak tepeleriyle örtülü tatlı ve ılık karanlıkta Rüya yüzükoyun uzanmış uyuyordu" &lt;/i&gt;ya da &lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;i&gt;"&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-style: italic; line-height: 16px;"&gt;Siyahlı adam çölde&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;kaçıyordu. Silahşor de peşindeydi" &lt;/i&gt;diye başlayan bir roman kötü olabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&lt;i style="background-color: #fff2cc;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="background-color: #fff2cc; color: #222222; line-height: 16px;"&gt;Lafı daha fazla uzatmadan ve olabildiğince minimal spoiler vererek size beş favori kahramanımı veriyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="background-color: #fff2cc; color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-mUwP6a5R2_Q/Tw9LXCTFoOI/AAAAAAAAAjg/q1-CMSPptxM/s1600/2358112156_a29b321c1d.jpg" imageanchor="1" style="background-color: #fff2cc; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-mUwP6a5R2_Q/Tw9LXCTFoOI/AAAAAAAAAjg/q1-CMSPptxM/s320/2358112156_a29b321c1d.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&lt;i style="background-color: #fff2cc;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&lt;b style="background-color: #fff2cc;"&gt;5-&amp;nbsp;Silahşor(Roland Deschain)/Kara Kule- Stephen King&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&lt;b style="background-color: #fff2cc;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="background-color: #fff2cc; color: #222222; line-height: 16px;"&gt;Stephen King'in ünlü Kara Kule serisinin silahşorünün bir kahraman mı ya da anti-kahraman mı olduğu konusunda zaman zaman ve cilt cilt kararsızlığa düşsem de, benim romanlarımın en güçlü karakterlerinden biri olduğu kesin. İçinde bulunduğu yol hikayesi/döngüsü boyunca yaptığı/yapacağı seçimlerin onun ne tarafta durduğunu belirleyecek olması, onun aslında her satırda yoğrulmaya devam eden bir karakter olduğu gösteriyor. &amp;nbsp;Gilead'ın, babası Steven Deschain'in, Susan Delgado'nun, "Git öyleyse bundan başka dünyalar da var" diyen çocuğun hayaletlerini de gittiği yol boyunca yanında taşımak zorunda. Bazen, bazılarını geri getirmek ve her şeyi ya aynı, ya da yeni baştan yapabilme şansına sahip olduğunu bilerek...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="background-color: #fff2cc; color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="background-color: #fff2cc; color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&lt;b style="background-color: #fff2cc;"&gt;4-Gregor Samsa/Dönüşüm-Franz Kafka&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;Romanlarda iki çeşit kahramanlar vardır; yerinde olmak istedikleriniz ve istemedikleriniz. Gregor Samsa, bütün çilesine rağmen yerinde olmak istediğim kahramanlardan biri. Yanlış anlama sevgili okur, kendimi cezalandırma ya da romantik bir acı peşinde değilim, ancak bunaltıcı rüyalarımdan uyanıp toplum ve ailesinin beklentilerinin, normlarının ve kabul sınırlarının dışına çıkan, yani &lt;i&gt;hiç bir şey yapmayan&lt;/i&gt; bir böceğe dönüşme fikri kulağa geldiği kadar kötü değil. Sanayileşen Avrupa'nın, çalışan sınıfının gururlu bir üyesi olmaktan vazgeçtiği sabahın ilk anında, &lt;i&gt;böceğe dönüştüğü için&lt;/i&gt; işe geç kaldığını düşünen bir kahraman. Kim daha doğal hissettirebilir ki?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-drNM3ZZazFw/Tw9LX2S0S0I/AAAAAAAAAjk/PoHTxyBrRdY/s1600/2548621521_dc534f761d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-drNM3ZZazFw/Tw9LX2S0S0I/AAAAAAAAAjk/PoHTxyBrRdY/s320/2548621521_dc534f761d.jpg" width="248" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;b&gt;3-Meursault/Yabancı-Albert Camus&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;Meursault, suçludur. Suçu anın gerektirdiğini yapmasıdır. O an onu gerektirdiği için bir adamı vurmuştur. Öyle hissetmediği için annesinin cenazesinde bile ağlamamıştır, ikram edilen kahveyi rahatça içmiş. İlk fırsatta da kendisini, rahatlatacak kollara bırakmıştır. Gününü gün etme peşine düşmüştür. Suçludur, çünkü toplumun, "O da böyle biri işte" deme lüksü yoktur. Çünkü toplum farklılıkları takdir etmez, anlamaya çalışmaz ve zaman kaybetmeden etiketlemeye, ötekileştirmeye başlar. Elbette suçludur, zira Meursault yabancılaşmıştır ve sırt çevrilmeyi, hatta yok edilmeyi haketmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;b&gt;2- Galip/Kara Kitap-Orhan Pamuk&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;Kimisi için Kara Kitap'ın asıl kahramanı &lt;b&gt;Celal Salik&lt;/b&gt;'tir. Böyle düşünene ne diyebilirsiniz ki? Celal Salik, Galip'in olmak istediklerinin hepsiyken benim kahramanım Galip'in olamadıklarıdır. Hüsn-ü Aşk'ın, Aşk'ı, Celaleddin Rumi'nin müridi, Orhan Pamuk'un en ünlü "hülyalı" karakteri Galip, hikaye boyunca kendi olabilme çabasındayken ona sempati duymamak vicdan ister. Tek istediği hayatı boyunca görmeye devam edip bir türlü gerçekleştiremediği Rüya'sını sıradan bir hayata razı olması gerektiğine, o hayatta kendisinin de bir yeri olması gerektiğine inandırmaktır. Sonuçta ne Rüya sıradan bir hayata razı olur, ne de Galip o hayatta yer bulur. Yine de Galip'in hikayesinin çarpık bir mutlu son ile bittiğini söylemek mümkün. Galip'i, arayışlarını, kendi olabilmek sancılarını ve sonunda kendisinin razı olduğu memnuniyeti seviyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;b&gt;1- C. /Aylak Adam-Yusuf Atılgan&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;b&gt;C&lt;/b&gt;., The Beatles'in &lt;b&gt;Nowhere Man&lt;/b&gt;'idir, zira&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&lt;i&gt;her şey onun olmadığı zaman, onun olmadığı yerlerde olur&lt;/i&gt;.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #222222; line-height: 16px;"&gt;&amp;nbsp;C., benim kahramanımdır. Tüm tedirginlikleri, isyanları &amp;nbsp;muhalefetleri, kararsızlıklarıyla bir bütündür C. Ne istemediğini, ne istediğinden daha çok bilmesiyle gönlümü çelmiştir. Pastanede elinin üzerine koyduğu gazetesiyle, yaptığı her hesapla biraz daha içten kabullendirmiştir kendini. Aylaklığa övgü derecesine varan hayatıyla o da aslında bir "&lt;i&gt;Yabancı&lt;/i&gt;"yken, toplum ona Meursault ve Samsa'ya yaptığından farklı bir hisle yaklaşır. Toplum ona özenir, onu kıskanır ve C.'den nefret etmesinin sebebi, hiç bir zaman onun gibi olamayacağını bildiğindendir. C.'nin Meursault'tan ayrılan yönlerinden biri de aylak hayatının derinlerde bir sebebi vardır, yaptıklarının motivasyon kaynağı travmatik çocukluğu ve babasının hikayesidir. C. yenilse de devam eder, bütün denemeleri başarısızlıkla sonuçlansa da, O'nu aramaya devam edecektir. İşte C.'nin bir "kaybedenden" ayrılan özelliği de budur.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="line-height: 16px;"&gt;Belki başka bir günde bu listeye girebilecek, Selim Işık, Raskolnikov ve Holden Caulfield'e selam göndermek lazım. Top 5'lerin o anlık doğasını bir daha hatırlatıyorum sevgili okur, bana kızmamalısın...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-8922312641621875164?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/8922312641621875164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=8922312641621875164' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8922312641621875164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8922312641621875164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/top-5-roman-kahramanlarm.html' title='Top 5: Roman Kahramanlarım'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-mUwP6a5R2_Q/Tw9LXCTFoOI/AAAAAAAAAjg/q1-CMSPptxM/s72-c/2358112156_a29b321c1d.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-4994086585125211616</id><published>2012-01-11T22:48:00.000+02:00</published><updated>2012-01-11T22:48:07.767+02:00</updated><title type='text'>Güncellemeler 21:Kış</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Iuusx5PWv1o/Tw30gLitS4I/AAAAAAAAAjI/giLSfz9Setw/s1600/352mdc.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-Iuusx5PWv1o/Tw30gLitS4I/AAAAAAAAAjI/giLSfz9Setw/s1600/352mdc.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;***Kışı iliklerime kadar hissediyorum bugünlerde. Hava iyice soğudu İzmir'de ve ben her kış yaptığım şeyi yapıyorum. Hiç bir şey yapmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Hiç bir şey yapmamak derken, yanlış anlaşılmasın &lt;b&gt;"Office Space"&lt;/b&gt; tarzı hiç bir şey yapmamak değil. Ancak yılbaşı ikramiyesi bana çıkmış olsaydı o zaman &lt;i&gt;hiç bir şey yapmama&lt;/i&gt; lüksüm olurdu. En büyük hayalim de oydu, ancak ne yazık ki şimdi en azından bir yıl daha çalışmak zorundayım. En azından 2013 yılbaşı çekilişine dek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Gerçi hayatımda değiştirdiğim şeyler yok değil. Mesela spora başladım sevgili okur. 3 aydır aksatmadan haftada en az 3 gün spor salonuna gidiyorum. Herkes gibi ben de bir ay gider, sonra bırakırım diye düşünüyordum, ama şimdiye dek sorunsuz devam ediyorum. İyi de hissettiriyor açıkçası. Ayrıca biraz da motivasyon kaynağı olmalı benim için, zira buradan defalarca yapmak istediğim ve sürekli üşendiğim ya da ertelediğim şeylerden bahsettim. Birine başlayıp devam edebiliyorsam, diğerlerini de yapabilirim. Hazır iş yüküm ve nöbet sayım azalmışken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Evet, nöbet sayım oldukça azaldı. 2 yılı aşkın çileden sonra ayda 3-4 nöbet tutmaya başladım. Artık zamanı da gelmişti, zira sonuna yaklaşıyorum ihtisasın. 1,5 yılım kaldı. Bu gerçek bir yandan hoşuma giderken bir yandan da üzücü. En basitinden yaklaşık 10 yıllık İzmir'de kurulan bir düzenden bahsediyoruz. Ayrıca 1,5 yıldan sonra askerlik ve tekrar mecburi hizmete de gitmem gerekiyor. Sanırım en fazla bu şehirden ve bu şehirde edindiğim alışkanlıklardan ayrılıyor olmak kötü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Kışın eve kapanmanın güzel bir yanı var. Gece dışarı çıkacağınız o haftasonunu bekliyorsunuz. Cuma oldu mu ayrıca bir keyifleniyorsunuz. Ben yazın her akşam yaptığım şeyleri, kışın haftada bir ya da iki akşam yapabiliyorum. Aslında düşünecek olursak, zaman açısından değişen bir şey yok, her akşam yapmaya da bir engel yok, ancak doğamız gereği hepimiz kış akşamlarında birer barınak arıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Çıktığım zaman da çok özel şeyler yapmıyorum, hep aynı yerlere, aynı insanlarla gidiyorum. Bir önceki yazıda bahsettiğim &lt;i&gt;müdavimim &lt;/i&gt;ben. Hep aynı yerlerde aynı insanlarla olmak keyif veriyorsa, insan neden daha fazlasını arasın ki.&amp;nbsp;Demem odur ki şurada birlikte olduğum bir kaç insan, takıldığım bir kaç yer var. İzmir'den ayrılık vakti yaklaşınca onlardan daha detaylı bahsederim. "İzmir'de özleyeceğim yerler" diye bir kaç yazı yazarım belki, kimbilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Kabul etmeliyiz ki, hayatın belli bir evresinden sonra yeni insanları dahil etmek zorlaşıyor. Tamam, kulağa orta yaşlı biri gibi gelmiş olabilirim, ama siz de takdir edersiniz ki özellikle üniversite yıllarından sonra yeni arkadaş edinmek zor oluyor. Çünkü arkadaşlık biraz çay gibi, demlenmesi, dinlenmesi lazım iyi tad vermesi için. Üniversite yılları da bu zamanı veriyor. Üniversite bitip iş hayatı başlayınca ise hayatınıza giren insanlar etiketlenmeye başlıyor. Öğrenciyken tanışmış olsanız çok iyi arkadaş olacağınız insanları sırf iş arkadaşınız diye doğal olarak hayatınıza çok dahil etmek istemiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-83GIc-Y9E6o/Tw31M3sMK_I/AAAAAAAAAjQ/tJfAhXGZUKg/s1600/mini_melee.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-83GIc-Y9E6o/Tw31M3sMK_I/AAAAAAAAAjQ/tJfAhXGZUKg/s320/mini_melee.jpg" width="223" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;***Lisenin son dönemlerinde ve üniversitenin ilk yılında çok fazla fantastik kurgu okurdum. Bilemiyorum, belki içinde bulunduğum döneme uygun olduğu için, iyi hissettirdiği için okuyordum. Sonra bir gün yine bir serinin ortasındayken daha fazla okumamaya karar verdim, zira okuduğum çoğu seri birbirinin aynı olay kurgusuna sahip, yol hikayeleriyle harmanlanmış, çoğu zaman ucuz alegorilerle dolu sabun köpüğü kitaplardan ibaretti. Ben de bıraktım. Üzerinden 10 yıla yakın süre geçti. HBO, &lt;b&gt;Game of thrones'&lt;/b&gt;un ilk sezonunu yayınladı. Sadece merak ettim diğer sezonlarda ne olacak diye, ve sonra kendimi internetten kitap sipariş ederken, cilt cilt&lt;b&gt; A Song of Ice and Fire&lt;/b&gt; okurken buldum. Sonuç mu, yaklaşık 3000 sayfadan fazla okudum ve hala aynı şeyleri düşünüyorum sevgili okur. Tamam, diziyi izlediysen sen de göreceksin sağlam karakterler ve güzel bir kurgu var ve iyi vakit geçirtiyor. &amp;nbsp;Ancak basit düşünecek olursak kitaplar, içine ejderhalar ve kadim güçler(spoiler vermeyelim) serpiştirilmiş ortaçağ Avrupası analojisinden ileri gitmiyor. Ne yazık ki bir kez başladığım için, hala yazılmayan iki cildi dahil sonuna dek okumak zorundayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Hatta en iyisi ben bu yazıyı da burada kesip dördüncü cildi okumaya devam edeyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-4994086585125211616?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/4994086585125211616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=4994086585125211616' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4994086585125211616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4994086585125211616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/guncellemeler-21ks.html' title='Güncellemeler 21:Kış'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Iuusx5PWv1o/Tw30gLitS4I/AAAAAAAAAjI/giLSfz9Setw/s72-c/352mdc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-6460223602485911840</id><published>2012-01-09T20:31:00.000+02:00</published><updated>2012-01-09T20:39:02.777+02:00</updated><title type='text'>C.'ye inat müdavimlik.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4HXJg4hdmn8/Twsyo5C-mmI/AAAAAAAAAjA/TPJ_-mV6yXk/s1600/central-perk_179351.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-4HXJg4hdmn8/Twsyo5C-mmI/AAAAAAAAAjA/TPJ_-mV6yXk/s320/central-perk_179351.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="background-color: white; line-height: 18px;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;i&gt;"O sabah kahveci çayını ona sormadan getirdi. Demek müşteri olmak için altı gün yetiyordu. Yemek yediği lokantalarda garson, '-Ali beyin çorbası, ''-Ver ahmet beyin bayıldısını." diye bağırdıkça şaşardı. İnsanları hep aynı yere çeken neydi? Kahveciye kızdı. Onda müşteri olacak surat var mıydı? Bir daha buraya gelmeyecekti."&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; line-height: 18px;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;C&lt;/b&gt;.'nin, müşteri derken müdavimliği kastı çok açık. &lt;b&gt;C.&lt;/b&gt;'nin aidiyetsiz ve teamüllere karşı duruşunu düşünürsek kendisini anlayabiliriz, ancak ben katılmıyorum, zira bende "müşteri" olacak surat da heves de var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 18px;"&gt;İnsanları hep aynı yere ne çeker? Tanışıklık hissi, rahatlık hissi ve en önemlisi aidiyet arayışıdır, insanları sürekli aynı mekanlara gitmeye zorlayan. İnsan, inatla parçası olacağı bir yapıya dahil olmak ister. O mekanın hem sahibi hem müşterisi olmak ister. Tanınmak ister, Herhangi birisi değil, &lt;i&gt;birisi &lt;/i&gt;olmayı ister. Eğer &lt;i&gt;birisi &lt;/i&gt;iseniz, size isminizle hitap edilir, ne içtiğiniz bilinir, adisyonunuz isminize açılır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 18px;"&gt;Zor beğenirim, zor memnun olurum. O yüzden bir yerin müdavimi olmak benim için kolay değildir, ancak bir yere bir defa güvenmeye başlarsam o yer benim için bir alışkanlık haline gelir ve sevgili okur ben alışkanlıklarıma çok bağlıyımdır. Bu nedenle ki, 9 yıldır aynı berbere, 5 yıldır aynı lokantaya, 3 yıldır aynı bara ve 4 yıldır aynı nargileciye giderim.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 18px;"&gt;Yalnız insan müdavimliğe daha yatkındır, zira oturduğu yerde, yanında götürdüğü uğraşı, kitabı, işi, dersi bazen ona yetmeyecektir. İşte o zamanlar bahsettiğim, &lt;i&gt;birisi &lt;/i&gt;olmak önemlidir. Eğer &lt;i&gt;birisi &lt;/i&gt;iseniz, her zaman mekan sahibiyle birer kadeh içebilme, ya da diğer müdavimlerle ufak bir sohbet etme şansınız vardır. Hem illa yalnız olmak gerekmez, arkadaşlık da bir müdavimliktir ve en güzel müdavimlik arkadaşlarla olanıdır. Herkes kendi arkadaş grubuyla sürekli takıldığı bir kafe ya da bir bar olmasını istemez mi? &lt;b&gt;Central Perk, McLaren's, Cheers Bar'&lt;/b&gt;a&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(Where everybody knows your name)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt; hiç özenmediniz mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;C.&lt;/b&gt;'nin aksine kahveci hangi nargileyi içeceğimi, kahvemin nasıl olacağını bana sormadan bilsin, Barmen, içkime kendiliğinden iki buz atsın isterim. Bende müşteri olacak surat vardır ve aidiyet güzeldir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-6460223602485911840?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/6460223602485911840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=6460223602485911840' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6460223602485911840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6460223602485911840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/cye-inat-mudavimlik.html' title='C.&apos;ye inat müdavimlik.'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-4HXJg4hdmn8/Twsyo5C-mmI/AAAAAAAAAjA/TPJ_-mV6yXk/s72-c/central-perk_179351.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-7330516642176286486</id><published>2012-01-08T16:26:00.004+02:00</published><updated>2012-01-08T18:08:16.743+02:00</updated><title type='text'>October Swimmer Strikes Back: Gün 11-12 Floransa</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-iswH3RjNCSU/Twm9ZV89mAI/AAAAAAAAAi4/5ylnweURc0U/s1600/IMG_1432.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-iswH3RjNCSU/Twm9ZV89mAI/AAAAAAAAAi4/5ylnweURc0U/s320/IMG_1432.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;28-29/09/2011, Floransa&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Floransa'ya varabilme&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;k için Tampere'den Milano'ya uçmuş oradan da 4 saatlik bir tren yolculuğu yapmıştım ve saat 19 gibi yolculuğumun son durağına varmıştım&lt;/span&gt;. Bu seferki kısa da olsa, 3. İtalya ziyaretim başlamıştı. Burada kalacağım iki gün bana Serra eşlik edecekti. Serra, Erasmus için bir süreliğine Roma'ya yerleşmişti ve ben seyahate çıkmadan önce onunla Floransa'da buluşmak üzere sözleşmiştik.&lt;br /&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Tren garında buluştuk, harita ve gerekli bilgileri edinmişti bile, dersine çalışmıştı. Önceden ayarladığım otelimi&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; font-weight: bold;"&gt;z, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Hotel Palazzulo'yu garın hemen yakınındaki Via Palazzulo'da bulup yerleştik. Otel lüks sayılmazdı, ancak fiyatı ve yerine göre oldukça uygun bir fiyata ayarlamıştım. Kuzeyin pahalılığından sonra İtalya iyi geldi. Üstelik hava sıcaklığının 25 derecenin üzerine çıkması da hoşuma gitti, yeniden akşam tişörtle dolaşabilmek güzeldi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tIUL8-iPIik/Twm5NvDmEiI/AAAAAAAAAiY/dEnPOjbAa9I/s1600/IMG_1436.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-tIUL8-iPIik/Twm5NvDmEiI/AAAAAAAAAiY/dEnPOjbAa9I/s320/IMG_1436.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;i style="font-size: small;"&gt;Strozzina reyiz&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;i style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Haritayı Serra'nın kontrolüne bıraktım. Bu uzun yolculuğun son durağında bununla uğraşmak istemedim. Otelden çıktık ve yürümeye başladık. Via degli Strozzi'yi takip ederek Palazzo Strozzi'yi bulduk. Yürümeye devam ettik, Floransa da Roma gibi kompakt bir şehir olduğu için görülmesi gereken meydanlar, saraylar, katedraller hepsi birbirine çok yakındı, aslında haritasız, sadece öylesine yürüyerek de hepsini bulabilirdik. Karnımızı doyurduktan sonra Duomo'yu, Piazza San Lorenzo'yu gördük. Duomo'da merdivenlerin önünden geçerken, ilginç bir tesadüfle bir tanıdığa rastladım ve dünyanın gerçekten de küçük olduğuna bir daha inandım. Meydanlar cıvıl cıvıldı, hava güzeldi karnımız doymuştu bir marketten biralarımızı alıp içecek güzel bir yer aramaya başladık.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Fiume nehri boyunca ilerleyip ünlü ve sadece bir köprü demenin haksızlık olacağı Ponte Vecchio'yu geçtik. Sağı solu küçük mücevher dükkanlarıyla dolu, hem üstünden geçerken hem de uzaktan izlerken harika bir görüntüye sahip olan köprüdeki dükkanlar kapanmıştı. Mutlaka gündüz de görmek gerekiyordu. Elbette görecektik de.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-xE4ZnvDQfas/Twm5O8-xxJI/AAAAAAAAAig/iMtE9Vp-mrE/s1600/IMG_1439.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-xE4ZnvDQfas/Twm5O8-xxJI/AAAAAAAAAig/iMtE9Vp-mrE/s320/IMG_1439.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;Köprüden hemen sonra, Via Guicciardini'nin üzerindeki devasa Palazzo Pitti ve önündeki meydanı gözümüze kestirdik. Ünlü Medici ailesine de ev sahipliği yapan ve şimdi bir sanat merkezi olan bu büyük sarayın önündeki merdivenlere oturarak serin akşamın tadını çıkardık. Saatlerce sohbet ettik, yeni yerleşmeye çalıştğı Roma'yı sevmemişti. Ona, bir süreliğine de olsa Roma'da yaşadığı için ne kadar şanslı olduğunu anlatmaya çalıştım. Onun yerinde olmayı, orada yaşamayı istedim, iki gün sonra ben eve, işe hayatıma geri dönecektim. O ise bu yeni hayatına alışmak için İtalya'da kalacaktı, bundan daha heyecanlı ne olabilirdi ki?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;Yeterince oturduğumuza karar verdikten sonra, Serra'nın araştırıp bulduğu Shot Bar isimli küçük mekana gittik. İçkiler yeterince ucuzdu, çalışanlar arkadaş canlısıydı ve ortam yerlisiyle turistiyle oldukça şenlikliydi. Shotlar ve kokteyller birbirini takip etti. Gece 2 gibi yeterince içtiğimize karar verince sallana sallana yürüyerek otele döndük. Sokaktaki insanların geceyi sonlandırmaya niyeti yoktu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ed5K-raXxXk/Twm5VDRSoKI/AAAAAAAAAio/RF9wcVVMmos/s1600/IMG_1457.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-ed5K-raXxXk/Twm5VDRSoKI/AAAAAAAAAio/RF9wcVVMmos/s320/IMG_1457.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;Ertesi günkü plan, gece gördüğümüz yerleri tekrar görmek ve nehrin güney kısmını keşfetmekti. Bol bol yürüdük. Duomo, Piazza San Lorenzo, Barghello ve Santa Croce'yi tekrar gördük. Meydandaki satıcıların birinden floransa tabağımı aldıkan sonra Fiume nehri boyunca uzun bir yürüyüşten sonra, Ponte alle Grazie'yi geçip Piazza Michelangelo'ya ulaştık. Arkasındaki park tepeye kadar uzanıyordu, ancak şehrin silüteini görecek kadar yukarı tırmandıktan sonra inip devam etmeye karar verdik.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;Nehrin güney yakasını ara sokaklardan yavaş yavaş yürüyerek dolaştıktan sonra ben biraz dinlenmek için otele döndüm. Serra ise Palazzo Strozzina'daki bir sergiyi görmek istiyordu. Akşam tekrar buluşmak üzere ayrıldık.Yorgundum. Bir kaç saatlik uyku beni tekrar kendime getirmeye yetti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;Akşam, yemek sonrası Piazza Santa Maria Novella önündeki banklarda etrafı seyrederek, oradaki bir Avusturalyalı çiftle sohbet ederek geçti ve yine Shot Bar'da sonlandı. Otele erken döndük, zira sabah erkenden, Türkiye'ye dönüş uçağıma binmek üzere trenle Milano'ya geçecektim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9m-k69ZdI6Q/Twm5WfCdrBI/AAAAAAAAAiw/pnSMEJJKN_E/s1600/IMG_1463.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-9m-k69ZdI6Q/Twm5WfCdrBI/AAAAAAAAAiw/pnSMEJJKN_E/s320/IMG_1463.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;Bir kaç son söz;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;***Biliyorum, bu yazıları tamamlamak çok uzun süre aldı. Bir şeyi bitirmeden başka bir şeye geçememe gibi bir huyum olduğundan başka yazılar da yazamadım. Bu kadar uzatmamalıydım, ama sonunda bitirdiğime memnunum, zira bir ara hiç bitmeyeceğinden ve blogun böyle kalacağından korktum. Şu an kendimi özgür hissediyorum desem abartmış olmam.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;***Büyük konuşmak istemem, ancak bu geziyle beraber çok uzun bir süreliğine Avrupa defterini kapatmış oldum. 2004'ten beri değişik planlarla Avrupa'yı gezdim. Polonya, Macaristan, İtalya, Yunanistan, İspanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Belçika, Almanya, İsveç, Letonya, Estonya, Finlandiya'yı gördüm. Bazılarına birden çok defa gittim. Artık yeni kıtalar, yeni dünyalar zamanı. Okyanusun ötesine geçmek, farklı saat dilimlerini yaşamak gerek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;***Tutunamayanlarla başlayan yolculuk A Clash of Kings'le bitti. Kara, demir, deniz ve havayolunu kullandım. İki senedir alışkanlık haline getirdiğim üzere, her ülke ve şehir değiştirdiğim yolculukların başlangıç şarkısı Beatles'tan Happiness is a warm gun oldu. Sebebini sormayın, ben de bilmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;***12 günlük gezinin yazılarını yazmak 3 aydan fazla bir süre aldı. Moleskinim ve sakladığım haritalarım olmasaydı her şeyi unutabilirdim. Tembelliğime doymayayım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #222222;"&gt;***6 şehir gezdim ve favorimin Berlin olduğunu rahatça söyleyebilirim. Stockholm'de sarhoş sarhoş gezerken bağırarak Levent Yüksel söylemek(Evet), Tampere'de göl kenarındaki ufak cenneti bulmak, Tallinn'deki hostel, ahalisiyle ve gece hayatıyla tanışmak, Kuzeyin soğuğundan Floransa'nın o ılık akşamına geçmek unutamayacağım anlardı.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-7330516642176286486?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/7330516642176286486/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=7330516642176286486' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7330516642176286486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7330516642176286486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/october-swimmer-strikes-back-gun-11-12.html' title='October Swimmer Strikes Back: Gün 11-12 Floransa'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-iswH3RjNCSU/Twm9ZV89mAI/AAAAAAAAAi4/5ylnweURc0U/s72-c/IMG_1432.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-3872469725173965550</id><published>2012-01-07T17:24:00.002+02:00</published><updated>2012-01-07T23:25:48.507+02:00</updated><title type='text'>October Swimmer Strikes Back: Gün 10 Tampere</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-FPMEp1bWsyo/TwhgqIjd5NI/AAAAAAAAAhg/cOmshATeflo/s1600/IMG_1392.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-FPMEp1bWsyo/TwhgqIjd5NI/AAAAAAAAAhg/cOmshATeflo/s320/IMG_1392.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;27/09/2011, Tampere&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suomenlinna'nın uzun ve sihirli uykusundan uyandığımda iyice dinlendiğimi hissediyordum. Kuzeyin uykusunu sevmiştim. Bu adadan kurtulmalıydım, yoksa sonsuza dek uyuyakalacaktım. İlk feribotla Helsinki şehir merkezine döndüm. Dünkü talihsiz serüvenler dizisinden ötürü şehri görememiştim, en azından bir kaç saatliğine önemli yerlerine görmek istiyordum. Tampere trenim saat 13.08'de kalkacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 saate, Anıtkabir'e benzeyen parlemento binasını, Beyaz katedrali, taşları oyarak yaptıkları Temppeliaukio kilisesini ve 1 saatlik Helsinki modern sanat müzesini sığdırdım. Taş kilisede klasik müzik provasına denk geldim, huzur vericiydi.. Müze ise Stockholm'deki Moderna museet kadar etkileyici olmasa da, oldukça ilginç bir mimarisi vardı ve Eylül ayının teması Afrikaydı. Müze çıkışındaki ankete katılmam karşılığında verilen kartpostalları aldım ve Helsinki'ye veda ettim.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-TVLGJ_slZ-Q/TwhgmuTz5jI/AAAAAAAAAhY/MaC7TaU79G4/s1600/IMG_1386.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-TVLGJ_slZ-Q/TwhgmuTz5jI/AAAAAAAAAhY/MaC7TaU79G4/s320/IMG_1386.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tampere benim için bir Ryanair kentiydi. Ryanair Avrupa ülkelerindeki büyük havaalanlarından, dolayısıyla büyük şehirlerden kaçındığı için Tampere, Eindhoven, Beauvais gibi şehirleri ve onların minik havaalanlarını çok seviyor. Durum böyleyken biz de sevmek zorunda kalıyoruz. Milano'ya Tampere'den geçecektim ve sabahın köründen uyanıp maraton yaşamaktansa bir gün önceden gelip burayı da görmek daha mantıklı geldi. Ayrıca İddaa'cıların kendisini Tampere United adlı futbol takımından hatırlayacağını da belirtmek isterim:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-vBwoqSId0P4/TwhgsZ6VZrI/AAAAAAAAAho/WCUMB8lvn8E/s1600/IMG_1397.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-vBwoqSId0P4/TwhgsZ6VZrI/AAAAAAAAAho/WCUMB8lvn8E/s320/IMG_1397.JPG" width="320" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Finlandiya'da bir tren yolculuğunda, bir ormanın içinden geçerken bu satırları okumak...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Finlandiya'nın 3. büyük şehri olsa da, ülkenin kendisinden olsa gerek, oldukça sakin bir şehirle karşılaştım şehir merkezine geldiğimde. Hava güneşliydi, ancak kuzeyden çok bir şey beklememek gerektiğini öğrenmiştim. Önce, kalacağım yer, Dream Hostel'i buldum, yerleştim ve oldukça beğendim. bu yolculukta kaldığım hosteller arasında en düzenli ve en temiziydi ve resepsiyonda tabir yerindeyse iki adet "Elf" vardı. Kuzeyli kızların bu özelliğini seviyorum. Çok güzeller, ancak tavırlarıyla o güzelliklerini sanki önemsiz bir detay olarak gösteriyorlar. Elflerden harita ve öneri aldıktan sonra yola çıkmaya hazırdım. Ne yapacağımı biliyordum, önce kuzeydeki Näsijärvi gölünün kenarındaki saunaya gidecek, dönüşte de şehir merkezini gezecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 numaralı otobüsle göl kenarındaki, Rauhaniementie adlı, site-vari apartmanlarla dolu ormanlık semte geldim. Uzun süre sitelerin içinde aradıktan sonra birine sorup, saunanın tam göl kıyısında olduğunu öğrendim. Apartmanları ve beton yolu geride bırakıp göl kıyısına vardığımda cenneti bulmuştum. Saunayı bulmam önemsiz bir ayrıntıydı artık. Sonbaharın bütün renkleriyle bezenmiş ağaçlar, durgun göl, çevredeki bütün yeşilin ve kenardaki kayıkların göl üzerindeki akisleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-yzIYtB3ES-w/Twhg_skzjQI/AAAAAAAAAhw/T8VXPz895_M/s1600/IMG_1406.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-yzIYtB3ES-w/Twhg_skzjQI/AAAAAAAAAhw/T8VXPz895_M/s320/IMG_1406.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sauna, finliler için vazgeçilmez bir kültür. Aynı zamanda Fince'den dünya diline geçen tek kelime. Bir nevi bizim yoğurtumuz gibi. Herhangi bir yerde, bir apartman içinde, evlerin banyolarında, ya da burada olduğu gibi göl kenarında prefabrik bir yapıda karşınıza çıkabiliyorlar. Ücret 5 euroydu. İşletmeci, böyle elimi kolumu sallayarak geldiğimi görünce bir mayo ve bir de havlu verdi. Çabucak giyinip içeri girdim. İçeride yaş ortalaması 70'ti, ben girince de en fazla 60 düştü ve herkes tütüyordu, zira içeride sıcaklık 80 dereceye yakındı. En fazla 15 dakika dayanabildikten sonra kendimi dışarı attım. Asıl zor kısım şimdi geliyordu, herkesin yaptığı gibi göle dalacaktım ve sevgili okur koşarak iskeleden 8 derecelik suya atladım. Önce her yerime küçük iğneler batıyordu, tek hissettiğim buydu. Sonra soğuğu hissedip titremeye başladım. Bir kaç dakika daldıktan sonra çıktım. Üşüdüm, ama yenilendim ve çok iyi hissettirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-8ik3ntk1-1A/TwhhbMJ5kjI/AAAAAAAAAiA/An20uBkpKTc/s1600/IMG_1409.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-8ik3ntk1-1A/TwhhbMJ5kjI/AAAAAAAAAiA/An20uBkpKTc/s320/IMG_1409.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nHPlnd8I-58/TwhhOvYVMFI/AAAAAAAAAh4/lCZ1PcGjw0Q/s1600/IMG_1408.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-nHPlnd8I-58/TwhhOvYVMFI/AAAAAAAAAh4/lCZ1PcGjw0Q/s320/IMG_1408.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şehir merkezine dönüp iki gölü birbirine bağlayan Tammerkoski kanalının çevresindeki meydanı, eski tuğla yapı Finlayson fabrikalarını gezdikten sonra Hameenkaatu caddesinin çevresindeki mağazalara bakındım. Bir yorgunluk birasından sonra Hostele döndüm ve artık benim için bir kanser haline gelen tutunamayanları bitirdim, Erasmus öğrencisi bir grupla sohbet ettim, tıp okuyorlarmış, benim de doktor olduğumu öğrenince sohbet iyice derinleşti sonra sıkıcılaşmaya başladı. Tatilde hastane ve tıp hakkında konuşmak istemiyordum. Yine de heyecanlı ve cana yakın insanlardı. Bol şans dileyip odama çekildim. Sabah erkenden kalkıp Milano'ya uçacaktım, ardından da bir kaç saatlik bir tren yolculuğu beni bekliyordu. Son durağım Floransaydı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-xvPjllXWoyI/TwhiNfePqRI/AAAAAAAAAiI/Ne-BGVGOo1o/s1600/IMG_1403.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-xvPjllXWoyI/TwhiNfePqRI/AAAAAAAAAiI/Ne-BGVGOo1o/s320/IMG_1403.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Bir gün yolun buralara düşerse sevgili okur, bu bankı bul, bir süre otur ve gölü seyret. Bu sana iyi gelecek.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-3872469725173965550?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/3872469725173965550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=3872469725173965550' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3872469725173965550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3872469725173965550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/october-swimmer-strikes-back-gun-10.html' title='October Swimmer Strikes Back: Gün 10 Tampere'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-FPMEp1bWsyo/TwhgqIjd5NI/AAAAAAAAAhg/cOmshATeflo/s72-c/IMG_1392.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-7136354130648741114</id><published>2012-01-04T21:34:00.002+02:00</published><updated>2012-01-04T21:34:44.094+02:00</updated><title type='text'>October Swimmer Strikes Back: Gün 8-9 Tallinn- Helsinki</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-eL4awzuF-sc/TwSn85cIsNI/AAAAAAAAAgg/57MemOXLn24/s1600/IMG_1336.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-eL4awzuF-sc/TwSn85cIsNI/AAAAAAAAAgg/57MemOXLn24/s320/IMG_1336.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;25/09/2011, Tallinn&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hızlı gecenin sonunda ancak öğleye doğru uyanabilirdim. Öyle de yaptım. Uyandıktan sonra hostelin hemen arka sokağındaki marketten aldıklarımla kahvaltımı yaptıktan sonra bu güneşli Tallinn gününün tadını çıkarmak üzere dışarı çıktım. Meydanda oyalanıp fotoğraf çekerken, dün tanıştığım ve benim gibi yürüyüşe çıkan İrlandalı çocuklar, Dara ve Akinola'yla karşılaştım. Beraber yürüyüp sohbet ederek Vanalinn kısmını bir daha gezdik, Dış kısmındaki camdan "Özgürlük haçı" heykelinin önünde fotoğraf çekildik. Daha sonra ben Helsinki feribot biletimi almak üzere limana doğru yöneldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-lvs6uMmAKsM/TwSoUNPMG8I/AAAAAAAAAgo/ICVVKe8aIxs/s1600/IMG_1340.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-lvs6uMmAKsM/TwSoUNPMG8I/AAAAAAAAAgo/ICVVKe8aIxs/s320/IMG_1340.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Viking Line şirketinden, 30 Euro'ya, açık büfe kahvaltı da dahil feribot biletimi aldım. İyi fiyattı, sabah 8'de olması hariç her şey yolundaydı. 7'de uyanmak zorunda kalacaktım.&amp;nbsp; Günün geri kalan kısmında biraz daha oyalandıktan sonra Hostelde çıkan akşam yemeğini yemek üzere döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonrası klasik, içkiyle oynanan oyunlar, hostelin küçük barından bol bol ucuz biralar ve kalabalık hostel ahalisinin dün başlayan arkadaşlıklarını pekiştirmesiyle geçti. saat 11 civarı, tekrar barcrawling yaptık, ancak o efsanevi cumartesinden sonra Tallinn, pazar gecesi acınacak durumda sessizdi. Yine de bir iki bardan sonra biz kendimizi eğlence bulduk. Venus adlı, Tallinn'in Rus populasyonuna hitap eden bir Club bulduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece 3'e doğru İrlanda'lı arkadaşlarımla vedalaşıp hostele döndüm. Geriye sadece saat 7'de uyanabilmek kalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-IOK6ca-dLvQ/TwSocIRUVjI/AAAAAAAAAgw/IXd1Wye0te0/s1600/IMG_1355.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-IOK6ca-dLvQ/TwSocIRUVjI/AAAAAAAAAgw/IXd1Wye0te0/s320/IMG_1355.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;26/09/2011 Helsinki&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyanamadım. Feribotu kaçırdım. Sarhoş ve geç uyuyup, akşamdan kalma bir şekilde sabah 8 feribotunu yakalayamazsınız, bunu gördüm. Saat 11, Tallink şirketi feribotuna, 20 euro daha fazla ödeyerek bir bilet daha aldım. Böylece Tallinn-Helsinki yolculuğu bana 80 euro'ya patlamış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuk 2 saat sürdü, 2005'teki İtalya-Yunanistan feribotundan yıllar sonra bir daha açık denizi görmek güzeldi, ancak o 12 saatlik yolculuğun yanında, bu Karşıyaka-Konak hattı gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Helsinki'ye vardığımda saat 1'i geçiyordu. Hostelim Helsinki kıyısındaki adalardan Suomenlinna'daydı. Bir feribot yolculuğum daha vardı, ama önce iskele'yi bulmalıydım. Tabii ki temkinli October Swimmer kulunuz önceden nereye nasıl yürüyeceğini google maps ile hesaplamış, ne yapacağını biliyordu, ancak bazen bazı şeyleri yanlış hesaplayacağını bilmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-uPr8FBYYyAQ/TwSoor0ectI/AAAAAAAAAhA/_eyzAnDznHY/s1600/IMG_1362.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-uPr8FBYYyAQ/TwSoor0ectI/AAAAAAAAAhA/_eyzAnDznHY/s320/IMG_1362.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam 8 km yürüdüm sevgili okur, hep iskelenin biraz daha ileride olacağına inandırdım kendimi, kimseye sormadım. Sormak istediğim zaman da kimseye rastlayamadım. İskele hep Kauppatori'de yani ana meydandaydı sevgili okur, saçma sapan yerlerde değil. Saatler sonra bulduğumda, 15 kiloluk çantayla o kadar yürümekten canım çıkmıştı. Tamam, helsinki'nin yarısını görmüştüm, ama ölüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adaya vardığımda saat 5'e geliyordu. Hava soğumuştu, yorgundum. Bir daha feribota binmek istemiyordum. Günün ve gecenin geri kalan kısmını adada geçirmeye karar verdim. Hostel'i bulup, yerleşip ve karnımı doyurduktan sonra Suomenlinna adasını keşfe çıktım. Suomenlinna, 18. yüzyıl başında Ruslara yönelik deniz kalesi olarak inşa edilmiş, 70'lerden beri askeri misyonu bitmiş, ancak sembolik olarak fin donanması hala varlığını sürdürmekte. Finlandiya'nn geri kalan kısmı gibi mükemmel bir doğaya sahip bir ada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-zjvj-1u5zmQ/TwSou6_5eXI/AAAAAAAAAhI/IwAAAw7b9yo/s1600/IMG_1366.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-zjvj-1u5zmQ/TwSou6_5eXI/AAAAAAAAAhI/IwAAAw7b9yo/s320/IMG_1366.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaçsızca ve acele etmeden yürüdüm, yorulunca banklardan birine oturdum. pek arsız ve kedi gibi yemek dilenen sincapları yediklerime ortak ettim. Hostele döndüğümde Hava kararmak üzereydi ve ben kendimi yatağa bıraktım ve uyudum sevgili okur, saatlerce uyudum. Bu seyahatte hiç uyumadığım kadar uyudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-7136354130648741114?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/7136354130648741114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=7136354130648741114' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7136354130648741114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7136354130648741114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2012/01/october-swimmer-strikes-back-gun-8-9.html' title='October Swimmer Strikes Back: Gün 8-9 Tallinn- Helsinki'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-eL4awzuF-sc/TwSn85cIsNI/AAAAAAAAAgg/57MemOXLn24/s72-c/IMG_1336.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-260987757937285857</id><published>2011-12-20T23:30:00.000+02:00</published><updated>2011-12-20T23:56:07.128+02:00</updated><title type='text'>October Swimmer Strikes Back: Gün 7 Tallinn</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-A0oApPlmHi4/TvEDqsULOLI/AAAAAAAAAgQ/9ThxwwXi6V8/s1600/IMG_1339.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-A0oApPlmHi4/TvEDqsULOLI/AAAAAAAAAgQ/9ThxwwXi6V8/s320/IMG_1339.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;24/09/2011, Tallinn &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni Tallinn'e götürecek otobüs'e bindiğimde saat 12.30'du. Önümde 3 saatlik bir yolculuk vardı. Hem bindiğim otobüs bizdeki "Rahat Hat" tarzı otobüsler gibiydi, hem de her anı bir fotoğraf karesi gibi bir manzara vardı. Kuzeyin uzun ağaçlarla dolu coğrafyasını izleyerek, internette gezinerek bu 3 saati geçirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Estonya baltık ülkeleri arasında refah düzeyi en yüksek olanıydı. Euro'ya geçmişlerdi ve bu, yolculuğumun geri kalan kısmında artık kur değişimleriyle uğraşmayacağım anlamına geliyordu. 4 numaralı tramvay'la hostelimin bulunduğu şehrin tarihi merkezi, Vanalinn'e ulaştım. Olevimägi sokağı 11 numarada Hostelim, Tallinn Backpackers'ı buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hostel rezervasyonumu yaparken Hostelin internet sitesinde "Party Hostel" yazdığını görmüştüm, hatta "sakin bir yer istiyorsanız diğer hostelimiz Monk's Bunk'ı öneririz" diyorlardı. Kapıda da "24 Hour Party People" yazısı vardı. Riga'daki gibi girişte ayakkabıları çıkarmak gerekiyordu. Bu hoşuma gitmişti, zira evdeki gibi hissettiriyordu. Hostel'de sadece bir Estonya'lı çalışıyordu. Hostelin sahibi Hollandalı, diğer çalışanlar da genellikle Avusturalyalı ve İngilizlerdi. Check-in işlemini yapan Yanush'tan hostel ve şehir hakkında biraz bilgi aldıktan sonra ortak alandaki kanepelerde biraz dinlendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-39MOl0K5tbU/TvEDO_bXuiI/AAAAAAAAAf4/5YpboBRJoFQ/s1600/IMG_1338.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-39MOl0K5tbU/TvEDO_bXuiI/AAAAAAAAAf4/5YpboBRJoFQ/s320/IMG_1338.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ortak odanın duvarları hostel elemanlarının, konukların fotoğraflarıyla doluydu. Görünüşe göre herkesin keyfi yerindeydi. Bu esnada, Tallinn'de kaldığım sürece beraber takılacağım İrlandalı grupla tanıştım. Andy, Dara, Mark ve Ziggy'le bir süre muhabbet ettikten sonra gün ışığının kalan kısmını değerlendirmek için Vanalinn'i gezmek için dışarı çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vanalinn yürüyerek bir kaç saatte her yeri gezilebilecek bir bölge. Bir doğu avrupa kentinden beklenmeyecek derecede bakımlı ve sürekli&amp;nbsp; restorasyonları yapılan binalara sahip. Öyle ki, kurulduğu 15 yüzyıldan pek bir şey kaybetmemiş. Yürürken ortaçağı iliklerinize kadar hissetmeniz mümkün. Tallinnliler de bunu bildiklerinden ortaçağ kültürünü fazlasıyla pazarlıyorlar. Dünyaca ünlü Olde Hansa restoranı da bu kültürü sürdüren yerlerden bir tanesi. İçeride elektirik aydınlatması bulunmamakta. Coğrafi keşiflerden önce Avrupa'da bulunmayan patates, domates gibi sebzeler menülerde yok ve çalışanlar tamamen 15. yüzyıla ait giysiler içinde servis yapmaktalar, ancak bakır ya da tahta maşrapalarda gelen ev yapımı biralarla beraber güzel bir akşam yemeği ve güzel bir vakit için en az 25 euroyu gözden çıkarmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mi91NF7_8xk/TvEDeiz3EgI/AAAAAAAAAgA/gpGdynbwl64/s1600/IMG_1331.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-mi91NF7_8xk/TvEDeiz3EgI/AAAAAAAAAgA/gpGdynbwl64/s320/IMG_1331.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra restoranın da bulunduğu ana meydan, Raekoja Plats'ı gezdikten sonra yürüşüme devam ettim. Kuzeye yönlenerek sırasıyla St. Nicholas, St. Olav kiliselerini, Alekaüxander Nevsky katedralini, mütevazi parlemento binasını gezdikten sonra kuzeydeki surların üzerinde baltık denizini ve gün batımını biraz izleyip, ismini bilmediğim ara sokaklarda kaybolarak hostele doğru yürüdüm. Dediğim gibi Vanalinn küçük bir bölgeydi ve isteseniz de adamakıllı kaybolamazdınız.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Hostele döndüğümde hava çoktan kararmıştı ve ortak oda epeyce kalabalıklaşmıştı. İrlanda'lı grubun geri kalanıyla da kaynaştık. Hostelin geleneklerinden olan içki oyunlarından bolca oynayıp bu esnada hafiften sarhoş olmaya başladık. Amaç 11'e kadar hostelde yükümüzü almak ve daha sonra Tallinn'in efsanevi gece hayatını bar bar gezip tecrübe etmekti. Ettik de.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-l4hyIchaATc/TvEDi4NN3DI/AAAAAAAAAgI/DSlaoolMMyg/s1600/IMG_1334.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-l4hyIchaATc/TvEDi4NN3DI/AAAAAAAAAgI/DSlaoolMMyg/s320/IMG_1334.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tallinn Backpackers'ın ünlü haftasonu-barcrawling olayına Hell Hunt'la başladık. Sadece bar formatında olan bu mekanda Haziran'da pek severek denediğim Belçika biralarını bulduğuma pek memnun oldum. Bir iki içki bolca muhabbetten sonra, sıra daha yüksek müzikli clublara gelmişti. Önce, iki gün boyunca gittiğim mekanlardan en beğendiğim Embassy'e gittik. Müzikler gayet güzeldi, Estonyalı kızlar da. Onların dışında bir sürü, Finlandiya'dan eğlenmek için Estonya'ya ucuza içip eğlenmek için gelen insan vardı. İki gün sonra Finlandiya'ya geçtiğimde nedenini daha iyi anlayacaktım. &amp;nbsp; Hatta orada Erasmus'la Tallinn'e gelen, Ege üniversitesinden bir grubu da bulmak ilginç oldu. Türkler heryerdeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin geri kalan kısmı Shooters, Hollywood ve ismini hatırlamadığım bir kaç mekan; Mekanlarda, mekan aralarında sokakta tanışılan anında samimi olunan bir sürü insanla doluydu. Herkes rahattı, herkes eğleniyordu, herkes sarhoştu, ancak kimse kavga etmiyordu. Tallinn, soğuk ve yağmurlu Tallinn o cumartesi akşamında adeta kocaman bir ev partisiydi ve sanki herkes birbirini tanıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-260987757937285857?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/260987757937285857/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=260987757937285857' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/260987757937285857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/260987757937285857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/12/october-swimmer-strikes-back-gun-7.html' title='October Swimmer Strikes Back: Gün 7 Tallinn'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-A0oApPlmHi4/TvEDqsULOLI/AAAAAAAAAgQ/9ThxwwXi6V8/s72-c/IMG_1339.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-7075594484067726851</id><published>2011-11-25T17:06:00.001+02:00</published><updated>2011-11-25T19:35:41.974+02:00</updated><title type='text'>October Swimmer Strikes Back: Gün 6 Riga</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-fTOSFaYnZIQ/Ts_PiN4J19I/AAAAAAAAAfk/2HS0L32Bu7M/s1600/IMG_1293.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-fTOSFaYnZIQ/Ts_PiN4J19I/AAAAAAAAAfk/2HS0L32Bu7M/s320/IMG_1293.JPG" width="320" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;23/09/2011, Riga&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ryanair'in zamanında "On-Time-Landing" müziğiyle gözlerimi açtım. Zamanında 22 saatlik İzmir-Diyarbakır yolculuklarında bir saat bile uyuyamazken, yıllar ve yollar beni bir saatlik uçak yolculuklarında uyuyabilecek bir hale getirmişti. Riga'ya inmiştim. Yeni bir ülke, yeni bir şehir, yeni bir hikaye anlamına geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stockholm havaalanındaki döviz bürosundan, beni en azından riga merkeze atacak kadar bir miktar Lati almıştım. Almanya'da Euro, İsveç'te Kron'dan sonra yeni bir para birimimiz vardı ve bu para birimi Euro'dan daha değerliydi(1 LVL-1,42 EUR), ancak Letonya, henüz havaalanı otobüsüne ödediğim parayla bile İsveç ve Euro bölgesinden çok daha ucuz olduğunu belli etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seferki hostelim Cinnamon Sally Backpackers adlı, Hem otobüs ve tren garına hem de şehrin tarihi merkezine çok yakın, merkezi bir hosteldi. Daha girdiğim ilk anda göze oldukça sıcak gelen hosteli idare eden Ieva, Türkiye'de sokakta görseniz manken sanabileceğiniz güzellikteydi. Saat henüz 9'du ve saat 12'ye dek yerleşemeyeceğimden Ieva bana bir harita bulup, görmem gereken yerleri, restoran ve barları, ünlü sokakları işaretledi. Anlayacağınız, güzel olduğu kadar yardımseverdi de. Hosteldeki herkesin sınırsız kullanımına açık Skype telefonuyla ailemi aradıktan sonra şehri yürümeye ve keşfetmeye hazırdım.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-z3Uy63aE2fM/Ts_PXxDXkdI/AAAAAAAAAfc/x131356BLJU/s1600/IMG_1286.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-z3Uy63aE2fM/Ts_PXxDXkdI/AAAAAAAAAfc/x131356BLJU/s320/IMG_1286.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hostelin üzerinde bulunduğu Merkela caddesini boylu boyunca yürüdükten sonra Brivibas bulvarına yöneldim. Adını Riga'nın ünlü özgürlük anıtı, Brīvības Piemineklis'ten alan bu bulvar beni şehrin tarihi merkezi, Vecriga'ya götürecekti. Biraz yürüdükten sonra da ünlü anıt karşıma çıktı, önünde iki askerin nöbet tuttuğu bu anıt, 1918-1920 yılları arasındaki, Letonya'nın sovyetlere karşı verdiği bağımsızlık savaşında ölen askerlerin anısına dikilmişti, ne var ki bu bağımsızlık sadece 20 yıl sürecekti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vecriga mütevazi bir turistik bölgeydi. Çok büyük sayılmazdı. Birbirini kesen 4'er sokaktan oluşmaktaydı. Avrupadaki diğer şehirlerin tarihi kısımları kadar ihtişamlı ve bakımlı değildi ancak yadsınamaz bir güzelliği vardı, aynı şey kolaylıkla Letonyalı kızlar için geçerliydi. Bakımlı değillerdi, fakat kendilerinin pek umursamadığı doğal bir güzellikleri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre amaçsızca dolaşıp genel fikir edindikten sonra gözüme çarpan İşgal Müzesine girdim. Her zaman ilgi duyduğum ikinci dünya savaşı tarihiyle ilgili daha spesifik bir şeyler öğrenme fırsatını kaçıramazdım. Müzede bulunduğum 1 saat boyunca, Baltık ülkelerinin bahtsızlığına bir daha ikna oldum. Savaş başladıktan hemen sonra, Nazi Almanya'sıyla yaptığı anlaşma gereği önce Sovyetlerin işgali, Almanyayla sovyetler savaş haline geçtikten sonra ise bu kez Nazilerin işgali ve en nihayetinde ikinci dünya savaşı sonrası&amp;nbsp; yaklaşık 45 yıl sürecek Varşova Paktı dönemi, yani ikinci Sovyet işgali... Müze detaylarla doluydu. Nazi ve Sovyet propaganda afiş ve broşürleri, Nazilerin Almanlaştırdığı sokak ve meydan isimleri, toplama kampı listeleri ve daha bir çok titizlikle tutulmuş kayıtlara ulaşmak mümkündü. Ürpererek çıktığımda vakit öğlen olmuştu ve ben acıkmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-zfWsfoVEF7Q/Ts_Pp_dQELI/AAAAAAAAAfs/zvqMwnBLRYk/s1600/IMG_1297.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-zfWsfoVEF7Q/Ts_Pp_dQELI/AAAAAAAAAfs/zvqMwnBLRYk/s320/IMG_1297.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Öğle yemeğimi, Ieva'nın tavsiyelerinden biri olan Ezitis Bar'da yedim. Yemekten çok mekanın retro eşyalarla gelişigüzel döşenmişliği, çalışanlarının rahatlığı ilgimi çekti. Hemen teknik üniversite binasının karşısında olduğundan öğrenciler tarafından tercih edildiği belliydi. Küçükpark'ı hatırladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek sonrası Vecriga'nın geri kalan kısımlarını dolaştım. Konventa seta adlı, restore edilerek amber dükkanları, kafeler ve butik otellere ev sahipliği yapan bir 18. yüzyıla ait küçük evlerden olıuşan bir kompleksi gezdim. Amber dükkanlarının birinden anneme hediye aldım. Bolca üşüdüm. Kahve molası verdim. Vecriga'yı yeterince, hakkını vererek gezdiğime inandığım an hostelden önceki son durağıma yöneldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrin Kuzey kısmı, Alberta ve Elizabetes adlı iki ünlü sokağa ev sahipliği yapmaktaydı. Sokakların ünü ise 19. yy Art Nouveau stiliyle yapılmış binalardan geliyordu. O iki sokak ve çevresindeki diğer küçük sokaklarda, toplam 29 adet bu mimariye sahip binalar bulunmaktaydı ve hepsi haritada işaretliydi. Büyük çoğunluğunu gördüm. Evet, oldukça etkileyicilerdi, ancak ne yazık ki 7 yıl önce Krakow'da hissettiklerimin aynısını hissettirdiler. Doğu Avrupa, Batı kadar zengin değildi. Sürekli restorasyon yapılmıyordu ve ne yazık ki bu binaların yarısı artık terkedilmişti, bir kaç tanesi kısmen yıkılmıştı bile. Riga'ya ait tabak almak için girdiğim hediyeci dükkanında, yerel yönetimin Avrupa Birliği fonlarıyla restorasyonlara başlayacağını, bir kaç sene sonra o bölgenin eski ihtişamına kavuşacağını öğrendim. Bir daha Riga'ya ne zaman gelecektim ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün geriye kalan bir kaç saati Hostelde dinlenmekle geçti. Cuma akşamıydı ve Riga gece hayatı ünlüydü. Gece için enerji toplamak lazımdı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hostellerin en iyi yanı, ortak odalarıdır. Burada bir çok insanla tanışırsınız, beraber dışarı çıkarsınız. Bazen sohbet ve ortam o kadar güzel olur ki dışarı çıkmaya dahi gerek kalmaz. Cinnamon Sally'nin ortak odası da böyle bir yerdi. Güzel bir kalabalığa sahipti. Gece yarısına dek sohbet ettik, içme oyunları oynadık, güldük. Hostelin kuralı gereği saat 12'de ortak oda kapatılınca, biraz önce tanıştığım bir Rus ve bir İsviçreli kızla dışarı çıkmaya karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gideceğimiz yer elbette yine Ieva'nın tavsiyelerinden biri Pulkvedis Club'tı. İki katında farklı Dj ve müzik türleri olan bu mekan bir erkeğin isteyebileceği her şeye sahipti. Letonya'daki kadın nüfus hakimiyeti burada da geçerliydi. Hatta oran o kadar absürddü ki, neredeyse beş kıza, bir kız(!) düşmekteydi ve sevgili okuyucu Baltık ne kadar soğuksa, kızlar bir o kadar sıcaktı. İçki fiyatları oldukça uygundu ve müzikler kabul edilebilir düzeydeydi. Dediğim gibi bir erkeğin isteyeceği her şey vardı. Gece uzundu ve ne güzel ki, erken uyanmam gerekmiyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-7075594484067726851?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/7075594484067726851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=7075594484067726851' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7075594484067726851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7075594484067726851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/11/october-swimmer-strikes-back-gun-6-riga.html' title='October Swimmer Strikes Back: Gün 6 Riga'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-fTOSFaYnZIQ/Ts_PiN4J19I/AAAAAAAAAfk/2HS0L32Bu7M/s72-c/IMG_1293.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-525622692604145607</id><published>2011-11-05T16:10:00.003+02:00</published><updated>2011-11-05T16:10:38.516+02:00</updated><title type='text'>October Swimmer Strikes Back: Gün 5 Stockholm</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Krb6CIqJBq0/TrVBgsOLyUI/AAAAAAAAAdo/GMfAwY7KXfg/s1600/IMG_1278.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-Krb6CIqJBq0/TrVBgsOLyUI/AAAAAAAAAdo/GMfAwY7KXfg/s320/IMG_1278.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;22/09/2011 Stockholm&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyanma, kahvaltı gibi sabah rutinimizi öğleye doğru bitirdiğimizde çıkmaya hazırdık. Artık kuzeyin havasından mı bilmiyorum ama, bir önceki gece sağlam bir şekilde içmemize rağmen sabah her şey yolundaydı. Bu tür sabahlarda çok sevinirim, zira hem akşam eğlenmiş ve içmiş olur, hem de akşamdan kalmalıktan paçayı kurtarmış olursunuz. Hava soğuktu, ancak güneşliydi ve yağmur yağmıyordu, bu iyiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün önceki yağmurdan dolayı, pek bir şey anlamadığımız Gamla Stan'ı, bu güzel havadan yararlanarak tekrar gezdik.&amp;nbsp; Bütün, ara sokaklara girdik, hiç birine ayrım yapmadık. Bu kez içime sindi. Gamla Stan, Stockholm'ün en fazla övülen en eski adacığı. Diğer adacıklara üç adet köprüyle bağlı olan bu bölgenin en önemli yapısı tabii ki, Kraliyet Sarayı. Eskiden Kraliyet ailesi, gerçekten bu sarayda yaşarken artık konut olarak kullanmıyorlar. Ancak önündeki geçit törenleri ve binanın önemi devam etmekte.  Dükkanların birinden bir tabak aldım. Berlin tabağım kırılmıştı, buna ve diğerlerine daha iyi bakmalıydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gamla Stan'ı bitirdikten sonra çok methini duyduğumuz, modern sanat müzesi, Moderna Museet'i görmek istiyorduk. Önce Störmbron, daha sonra skeppsholmsbron köprülerini geçirp, müzenin bulunduğu Skeppsholmen adasına geçtik. Müzenin bahçesi, ilginç canavarlar şeklinde, hareketli mekanik heykeller ve onlardan çıkan ilginç seslerle doluydu. Müze girişinde biletlerimiz, audioguide'larımız ve kibar görevliden yeterince bilgi aldıktan sonra Haslet'le ayrılıp gezinmeye başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müze genellikle Fotoğraf ağırlıklıydı. Daniel Birnbaum, Ann-Sofi Noring, Klara Liden, Duane Michals, Dianne Arbus, Cecilia Edefalk gibi sanatçıların eserleri yanısıra, bir odada sürekli gösterilen Metropolis filmi, Sovyet propaganda afişleriyle doluydu. Beni en fazla etkileyen parça ise Duane Michals'e aitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-OTXwzb_Td5s/TrUibcO-lAI/AAAAAAAAAdY/DipUroBp_mc/s1600/IMG_1260.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-OTXwzb_Td5s/TrUibcO-lAI/AAAAAAAAAdY/DipUroBp_mc/s320/IMG_1260.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;"It is no accident that you are reading this. I am making black marks on white paper. These marks are my thoughts, and although I do not know who you are reading this now, in some way the lines of our lives have intersected... For the length of these few sentences, we meet here. It is no accident that you are reading this. This moment has been waiting for you, I have been waiting for you. Remember me."&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-jvLYdFKepD0/TrVBflOEYiI/AAAAAAAAAdg/4aI35eLIPYg/s1600/IMG_1274.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-jvLYdFKepD0/TrVBflOEYiI/AAAAAAAAAdg/4aI35eLIPYg/s320/IMG_1274.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Müzeden çıktığımızda saat 5 olmuştu bile. Bir süre sahilde oturduktan sonra Östermalm bölgesinde yürümeye başladık. Strandvagen caddesini boylu boyunca yürüdük. Ortada sararmış yapraklı ağaçlarla dolu, geniş bir yaya yolu vardı ve son baharı tamamen hissetmek mümkündü. Burada mimari değişmişi. Yuvarlarak köşelerle binalar art nouveau stiline kaymıştı. Caddenin sonunda narvavagen caddesine dönüp kuzeye doğru yöneldik.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Şehrin bu kısmının daha yüksek gelirli insanlara yönelik, daha lüks olduğu yol kenarındaki arabalardan belliydi, hoş Stockholm genel olarak zengin bir şehirleşmeye sahipti. Karlaplan meydanındaki parka kadar yürüyüp banklarda biraz dinlendikten sonra hostele doğru yürümeye devam ettik. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Observatoriemuseet'in önündeki çiçek pazarında biraz oyalandık, insanlar bugünkü güneşli havayı takdir ediyorlardı. Hava hala soğuktu, 15 derece civarındaydı ancak biz montlarla dolaşırken, onlar kısa kollu giyinmişlerdi. Kuzeyli insanları anlayamazdık.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Yol kenarında bir restoranda akşam yemeğimizi yedik. Sonrasında içtiğimiz kahve bile üzerimize çöken ağırlık ve yorgunluğu geçiremedi. Hava kararınca biraz daha soğumuştu. Dünkü yorucu gece ve bugünkü uzun yürüyüşten sonra hostele gidip dinlenmekten başka çare kalmamıştı, zira&amp;nbsp; sabaha karşı 3'te yola çıkmalıydık. Hasletle yollarımız ayrılıyordu, kim bilir birbirimizi bir daha ne zaman görecektik. Sabah 6 uçağıyla ben Letonya, Riga'ya geçecektim. Haslet ise Berlin'e dönecekti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-525622692604145607?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/525622692604145607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=525622692604145607' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/525622692604145607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/525622692604145607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/11/october-swimmer-strikes-back-gun-5.html' title='October Swimmer Strikes Back: Gün 5 Stockholm'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Krb6CIqJBq0/TrVBgsOLyUI/AAAAAAAAAdo/GMfAwY7KXfg/s72-c/IMG_1278.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-5348005026866037638</id><published>2011-10-16T21:35:00.003+03:00</published><updated>2011-10-16T21:35:36.891+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer Strikes Back: Gün 4 Stockholm</title><content type='html'>&amp;nbsp; &lt;b&gt;&lt;i&gt;21/09/2011 Stockholm&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stockholm'e saat 10 civarı indik. Güneşli ve neşeli bıraktığımız Berlin'den sonra, Stockholm'de gökyüzü dokunsak ağlayacakmış gibi duruyordu. Dokunmamıza gerek kalmadı biraz sonra sağnak yağmur başlayacaktı ve iki gün boyunca nadiren rahat verecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Flybussarna şirketinin, üzeri ilginç renklerle kaplı otobüsüyle şehir merkezine varmamız, 90 dakika sürmüştü, açıkçası biz de şaşırmıştık. Tamam, Ryanair elbette şehre en uzak havaalanına inecekti, ama Skavsta havaalanıyla Şehir merkezi arada 100km'yi de aşan bir mesafe olması ilginçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otogarlardan nefret eden ben, Stockholm'deki terminali çok beğendim. Dış mimarisi çelik ve cam ağırlıklı olan bu devasa yapının iç kısmındaki katlar arasında seviye farkı olduğundan üst katlara doğru basamak görüntüsü veriyodu. İç kısmının sakinliği ve temizliği, Otogarlardaki o alışılagelmiş kirli kaos ortamından çok uzaktı. Otogardaki danışmadan edindiğimiz haritamızı aldıktan sonra sıra hostelimizi bulmaya gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En fazla 10 dakikalık yürüme mesafesi vardı, ancak yağan sağanak yağmur oldukça cesaret kırıcıydı. Yine de yürümeye başladık, Yolda gördüğümüz Burger King'e girip fiyatlara baktık. Stockholm'ün pahalılığı ünlüydü, Burger King ya da Mcdonalds gibi yerler ölçü olabilirdi, menuler aşağı yukarı 70 krondu, ki bu 7 euro gibi bir rakama denk geliyordu.&amp;nbsp; Diğer ülkelerle arada çok fazla fark yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islanarak ve zorla hostelimizi bulduk, zira hostel, Radmansgatan sokağının en sonundaki Crafoord Place adlı, 10'dan fazla bloktan oluşan bir kompleksin içindeydi. İki adet okul ve bir hastanenin de dahil olduğu komplekste hostelin bulunduğu 10 numaralı bloğu bulana kadar hayattan nefret ettik. Sonunda bloğun girişinin, yenileme çalışmaları yüzünden arkaya alındığını öğrendik ve nihayet hosteli bulduk. Artık biraz kuruyabilir ve yağmurun azalmasını bekleyebilirdik, ya da öyle umuyorduk.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-yYMg1K0U4kE/TpsjNqhH-LI/AAAAAAAAAdE/CFp2QhmjSE0/s1600/IMG_1218.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-yYMg1K0U4kE/TpsjNqhH-LI/AAAAAAAAAdE/CFp2QhmjSE0/s320/IMG_1218.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hostele girişin saat 3'ten sonra olduğunu, o saate kadar ancak çantalarımızı bırakmamızın mümkün olduğunu ve bu yağmurda dışarıda dolaşmamız gerektiğini öğrenmemiz pek sevindirici olmadı. Saat henüz 12 bile olmamıştı. En azından görevli kadın, Haslet'e güzel bir şemsiye vermişti. Yapacak bir şey yoktu, saat 3'e kadar yağmur altında gezebildiğimiz kadar gezip sonra hostele dönecektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haritada işaretlenmiş, mağazaların, restoran ve kafelerin en çok bulunduğu Drottninggatan sokağını bulup takip etmeye başladık. İkimiz de pek kahvaltı yapmamıştık, yiyecek bir şeyler bulmak gerekiyordu. İhtiyatlı davranıp Mcdonalds'a girdik. Kabul edilebilir bir paraya doyduktan sonra çıkıp, Drottninggatan'da ilerlemeye devam ettik, ne de olsa sokağın sonu ünlü, Gamla Stan adacığına çıkacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur bütü şiddetiyle devam ettiğinden fırsat buldukça iç mekanlara girip vakit geçirmek akıllıcaydı. Bu hususta alışveriş yapmaktan daha iyi bir yol yoktu. Biz de bir iki alışveriş merkezine girdikten sonra H&amp;amp;M'e girdik. H&amp;amp;M'in anavatanına gidip, girmemek; girip de bir şey almamak ayıp olurdu. Elbette Haslet, Berlin'de H&amp;amp;M'de çalıştığından, sahip olduğu %25'lik indirimden yararlanmamak da ayıp olurdu. Kendi üzerime düşen alışverişi yaparak hiç bir ayıpta bulunmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gamla Stan'ın girişi bomboştu. Kraliyet sarayına açılan kemerli kapının önü, Stockholm'deki favori fotoğraf çektirme yerlerinden biriydi, ama bizim gibi iki zorunlu yağmur-yürüyücüsü harici kimsecikler yoktu. Biz de bu boşluktan faydalanıp fotoğraflarımızı çektirdikten sonra yolumuza devam ettik. Kraliyet sarayını geçip, ara sokaklarda amaçsızca dolaşmaya başladık. Yağmur iyice hızlanınca, Nobel müzesinin oradaki kafelerden birine oturup dinlendik, ısındık, sohbet ettik. Hava hiç gezi havası değildi, dışarıda kalmıştık ama yine de garip bir şekilde memnunduk hayatımızdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hostele döndüğümüzde saat 5'i geçiyordu. Duş alıp dinlenmek iyi gelmişti. Saat 8 civarı tekrar dışarı çıktık. Yemek yedikten sonra,&amp;nbsp; içecek ve eğlenecek bir yer bulacaktık. Akşam yemeğini Haslet'in önerisiyle Va Piano adlı İtalyan lokanta zincirinin Gamla Stan'daki şubesinde yemeye karar verdik. Sokaktaki insanların ve Hasletin süper-hassas burnunun yardımıyla lokantayı bulabildik. Geniş ve ferah bir ortamı olan lokantada, girişte herkese bir adet kart veriliyor, yiyecek ve içeceklerin self servis olarak sipariş edildiği yerlerde siparişler bu kartlara yükleniyor, çıkışta ise karttaki miktara bakılıp ödeme yapılıyor. Kartınızı kaybetmeniz durumunda maksimum ödeme yapmak zorundasınız. Fiyatlar oldukça uygundu, yemek de tatmin ediciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Wiv8sUgkmkQ/TpsivblCEII/AAAAAAAAAc0/t0gzCNcgn2g/s1600/IMG_1227.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-Wiv8sUgkmkQ/TpsivblCEII/AAAAAAAAAc0/t0gzCNcgn2g/s320/IMG_1227.JPG" width="320" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;Elbette bu isimde bir cadde olacaktı Stockholm'de neden şaşırdınız ki?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt; &lt;/div&gt;Yemekten sonra Gamla Stan'ı geride bırakıp, Slussplan köprüsünden şehrin, diğer adacığı Sodermalm'a geçtik. Aradığımız eğlenceyi burada bulacağımızı umuyorduk. Bu amaçla oranın en işlek caddesi olan Götgatan(evet ismi bu)'da&amp;nbsp; dolaşmaya başladık. Yanımızda getirdiğimiz bir şişe jagermeister bitene dek umutla mekan aradık, yürüdük. Caddenin sonuna doğru şişe boşalmaya başlamış, biz de Haslet'le bağıra bağıra, detone olarak Levent Yüksel şarkıları söylüyorduk. Götgatan caddesinden dolayısıyla Sodermalm'den umudu kesince yoldan çevirdiğimiz İsveçli bir gruba nerede dansedebileceğimizi sorduk. Sağolsunlar haritamıza bir kaç Club ve Bar işaretleyip nasıl gideceğimizi ve her mekan hakkında ne düşündüklerini detaylıca anlattılar. Önce Soap Bar'a sonra da ünlü Sky Bar'a gitmeye karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metroya binip tekrar ana kara sayılabilecek Norrmalm'a geçip bir miktar yürüdükten sonra Soap Bar'a geçtik. Müzik ve ortam hiç fena değildi. Ancak cidden pahalı olan içkiler sayesinde Stockholm'ün pahalı yüzüyle tanıştık. Bir süre orada takıldıktan sonra biraz dışarı çıkıp dolaşmaya belki, Sky Bar'ı denemeye karar verdik. Bira aldığımız seven-eleven'ın önündeki kalabalıkla kaynaştık. Kendilerini&amp;nbsp; İtalyan, ve İngiliz olarak tanıtmaya çalışan iki İsveçli kızla anlamsız muhabbetlere girdik, yaptıkları aksanlara güldük. Bir ara onlarla başka bir mekana giderken sonra birden biz de anlamadan bir şekilde kayboldular. O esnada kendimizi Sky Bar'ın önünde bulunca girip bir bakmaya karar verdik. Kişi başı 150 Kron giriş parası ve yorgunluğumuza bir de alkol açısından yeterince yükümüzü almış olmamız eklenince yavaştan hostele doğru yürümeye başladık.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-0x57Ziy6uVw/Tpsiw6058DI/AAAAAAAAAc8/jbfqQs_ULRk/s1600/IMG_1231.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-0x57Ziy6uVw/Tpsiw6058DI/AAAAAAAAAc8/jbfqQs_ULRk/s320/IMG_1231.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Gecenin sonu.. Hayır, sarhoş değildik. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Son olarak aklımda kalanlar: &lt;br /&gt;**Gündüz bizi çok zorlayan yağmurun gece kesilmesi &lt;br /&gt;**Gece 4'e kadar dışarıda, sokaklarda gezerken kimsenin kimseyi rahatsız etmemesi, hatta rahatsız edebilecek potansiyelde insan bile olmaması( bağırarak şarkı söyleyen ikimiz hariç)&lt;br /&gt;**O kadar içmemize rağmen sadece çakırkeyf olmamız, ki burada bitirilen bir Jagermeister, üzerine içilen bir sürü bira ve viskiden bahsediyoruz, sanırım kuzeyin havasında bir şey var, ondan bu kadar içiyor insanlar.&lt;br /&gt;**İsveçli insanların son derece cana yakın olması,&lt;br /&gt;**Bir kadeh Jack Daniels'e 120 Kron ödemiş olmam(30 tl)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-5348005026866037638?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/5348005026866037638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=5348005026866037638' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5348005026866037638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5348005026866037638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/10/october-swimmer-strikes-back-gun-4.html' title='October Swimmer Strikes Back: Gün 4 Stockholm'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-yYMg1K0U4kE/TpsjNqhH-LI/AAAAAAAAAdE/CFp2QhmjSE0/s72-c/IMG_1218.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-4899292374512944585</id><published>2011-10-08T14:50:00.002+03:00</published><updated>2011-10-08T14:50:36.496+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer Strikes Back: Gün 3 Berlin</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Xswc1uGz_8s/TpA4eaEiooI/AAAAAAAAAcg/MDj2aZBlQyg/s1600/IMG_1195.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-Xswc1uGz_8s/TpA4eaEiooI/AAAAAAAAAcg/MDj2aZBlQyg/s320/IMG_1195.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;20/09/2011 Berlin&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler 11'i gösterirken, en iki gündür kahvaltı yaptığım Türk fırınındaki amcanın sandviçleriyle karnımı doyurmuş, çıkmaya hazırdım. Hostelde broşürünü gördüğüm, Falckensteinstrasse'deki&amp;nbsp; Kubi's Bike Shop'a gittim. Sevgili okur, Kubi'nin Kubilay çıkması seni pek şaşırtmamıştır, zira orası Berlin, hatta orası Kreuzberg'di. 8 saatlik kira bedeli 5 euro'yu verirken Kubi, bisikletin sigortasının olmadığını, çaldırırsam 200 euro ödeyeceğimi, kaldığım yeri bildiğini kibarca söyledi. Teşekkür edip ayrıldım. Yola çıkmaya hazırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü Oberbaum köprüsünü geçerek ilk görmek istediğim yere, East Side Gallery'e ulaştım. Ünlü Berlin duvarının son kalıntıları, burada üzerlerindeki grafitilerle bir açık hava sanat galerisi oluşturmuşlardı. Bu 1,5 km'ye yakın duvar parçasının üzerinde 1990'dan beri varlığını sürdüren 105 eser bulunmakta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spree nehrine doğru yönelerek nehir kenarından kuzey-batıya, Alexanderplatz'a doğru ilerledim. Evet, dün görmüştüm orayı, ama yine de o televizyon kulesini bir daha görmek istiyordum. O kulede beni çeken bir şeyler vardı. Saatlerce oturup kuleyi izleyebilirdim. Spandauer Strasse'de ilerlerken bisiklet yolunun o geniş anayolda bile düzgünce ayrıldığını ve hiç bir sürücünün, o çizgileri ihlal etmediğini görüp memnun oldum. Berlin, Amsterdam kadar olmasa da, bisiklet sürmek için gayet elverişli bir şehirdi, ancak sele çok rahatsızdı be sevgili okur.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4TF7WTxXbJA/TpA4mr_x8xI/AAAAAAAAAco/iE8IsNSx3iA/s1600/IMG_1208.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-4TF7WTxXbJA/TpA4mr_x8xI/AAAAAAAAAco/iE8IsNSx3iA/s320/IMG_1208.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Alexanderplatz'a vardığımda bisikleti bir kenara kitleyip, kulenin çevresinde gezindim. Hediyeci dükkanlarından birine girip, kolleksiyonuma katmak üzere bir Berlin tabağı aldım. Bu esnada Haslet'le haberleşi Zoologischer garten'de buluşmak üzere sözleştik. Hala vaktim vardı, ben de haritaya bakmadan ara sokaklardan Brandenburg kapısına doğru ilerlemeye başladım. Önce Brandenburg kapısına uğrayıp oradan geçerek devasa bir park olan Tiergarten içinde kaybolup, Berlin'in simge yapılarından zafer heykeli Siegessaule'yi de gördükten sonra buluşma yerine gidecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Strasse des 17. juni üzerinden zafer heykeline doğru ilerlerken sağ tarafta Sovyetlerin, ikinci dünya savaşında ölen askerlerin anısına yaptırdığı anıt duruyordu. Anıtın kenarındaki Tank ve ortasındaki top bataryaları her an tekrar çalışacakmış gibi duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiergarten içinde bisiklet sürmek oldukça zordu. Bisikler ve yayalar için ayrılmış yolun döşemesi yoktu, sadece toprak üzerine biraz kum dökülerek yeşil alanlardan ayrılmıştı. Bir önceki gün yağan yağmur zemini, bisiklet sürmek için zor bir hale sokmuştu. Yine de yürümektense bisiketin üzerinde kalmayı tercih ettim. Hava oldukça güneşliydi ve parktaki kalabalık bu durumdan keyif alıyordu. Her ağacın altı doluydu. Kimileri, köpekleriyle oynuyor, kimileri sevgilileriyle ilgileniyor, kesinlikle sonradan pişman olacak bir kesim de güneşin altında uyuyordu. Aralarından acele etmeden geçtim, vaktim vardı ve bisiklet üzerinde hayatımdan memnundum, acele etmeye gerek yoktu. Parktan ayrılmadan yola çıkmadan ilerleyerek Zoologischer garten'a vardım. Bir iki dakika sonra Haslet de eşinin pembe bisikletiyle göründü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana, ikinci dünya savaşında bir kısmı yıkılan, yıkık kısmını aynen bırakarak geri kalan kısmına ek yapılarla destekleyip kullandıkları kiliseyi göstermek istiyordu, ancak kilisenin bütün cepheleri kapatılmıştı, restorasyon yapılıyordu. 7 yıldır yaptığım bu gezilerde kimbilir kaç tane güzel yapıyı restorasyonlar nedeniyle görememiştim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süreliğine Zoologischer Garten'in çevresindeki, Tiergarten'in devamı olan parkta oturduk, Haslet'in getirdiği bira ve krakerleri paylaştık, sohbet ettik. Saat 4'e gelirken Kreuzberge dönmeye başladık, saat 6'da bisikleti teslim etmem gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-FwF5Q2FdBGU/TpA4fiLL2BI/AAAAAAAAAck/g3DdGwx_iyA/s1600/IMG_1214.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-FwF5Q2FdBGU/TpA4fiLL2BI/AAAAAAAAAck/g3DdGwx_iyA/s320/IMG_1214.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Haritayı cebime koydum ve Hasletin "bak bu park çok güzel" dediği bütün parkları, "bak bu caddeyi çok severim" dediği bütün caddeleri dolaşa dolaşa ilerledik. Yaşadığı şehri kişiselleştirmişti ve kendi kurtarılmış bölgelerini bana göstermek istiyordu. Bu çabasını takdir ettim ve yolumuz ne kadar uzarsa uzasın hiç sesimi çıkarmadan peşine düştüm. Arada kaybolduk, yolumuzu sorarak bulduk, bir ara bir Türk pazarına girdik, Abdullah Gül'le beraber gelen maliye bakanın da o esnada pazarı gezdiğini gördük. Pazarcılar "Türkiye seninle gurur duyuyor" sloganları atıyordu. Bunun bana&amp;nbsp; ne kadar absürd geldiğini nasıl anlatsam bilemedim sevgili okuyucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son bulduğumuz bir kısa yolla saat 6'yı biraz geçe tekrar Kubi'ye dönüp bisikleti geri verdik. Net 5 saat, 30 kilometreye yakın bisiklet sürmüştük ve ben bir kaç gün oturamayacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam planımız Rea'yla buluşup beraber suşi yemekti. Evet, daha önce hiç suşi denememiştim. Alte Schonhauser Strasse'deki Best Friends Sushi adlı güzel bir Japon restoranına gittik. Ortaya topluca bir şeyler istedik, Asahi diye oldukça hafif bir japon birası içtim. Ambians servis ve çalışanlar gayet iyi olsa da ne yazık ki sushinin bana göre olmadığını anladım. Olsun, en azından denedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra bir şeyler içme planlarımız vardı ancak 5 saatlik bisiklet maratonunun yorgunluğu ve ertesi sabah 5 buçukta uyanıp Stockholm için havaalanına gideceğim gerçeği, hostel, yatak, uyku anlamına geliyordu. Ben de öyle yaptım&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-4899292374512944585?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/4899292374512944585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=4899292374512944585' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4899292374512944585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4899292374512944585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/10/october-swimmer-strikes-back-gun-3.html' title='October Swimmer Strikes Back: Gün 3 Berlin'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Xswc1uGz_8s/TpA4eaEiooI/AAAAAAAAAcg/MDj2aZBlQyg/s72-c/IMG_1195.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-7678245536932472232</id><published>2011-10-02T22:45:00.001+03:00</published><updated>2011-10-02T22:45:12.425+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer Strikes Back: Gün 2 Berlin</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-oHLwPR3cZQQ/Toi-WzURghI/AAAAAAAAAcM/XuIJt6-FYno/s1600/IMG_1169+-+Kopya.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-oHLwPR3cZQQ/Toi-WzURghI/AAAAAAAAAcM/XuIJt6-FYno/s320/IMG_1169+-+Kopya.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;19/09/2011 Berlin&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki geceden sonra sabah erkenden uyanmayı beklemiyordum. Uyanamadım zaten. Bir önceki gün gittiğim Türk fırınına gidip kahvaltı yaptıktan sonra metroya atladım. Planım Friedrichstrasse'de dolanıp mağazalara bakmak daha sonra Berlin'de yaşayan arkadaşım, Haslet ile buluşana kadar Alexanderplatz civarlarında takılmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stadtmitte durağında inerek Friedrichstrasse'de dolaşmaya başladım. Mağazalara girdim. Alacaklarımı gözüme kestirdim, zira ne yazık ki Ryanair ve bagaj kısıtlamaları nedeniyle alışverişimi en son durağım, İtalya'da yapabilecektim. Ne de olsa dönüşte Pegasus'un 20 kg bagaj hakkı vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-23ipHT5kMqI/Toi-dEmB02I/AAAAAAAAAcQ/FRo51a6fCYs/s1600/IMG_1174.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-23ipHT5kMqI/Toi-dEmB02I/AAAAAAAAAcQ/FRo51a6fCYs/s320/IMG_1174.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Unter den Linden'i takip edip Alexanderplatz'a doğru yöneldim. Favori yapım, Televizyon kulesi, Ferhnsehturm görünmeye başlamıştı. Yürürken birden caddeden polis arabaları, escort eden polis motorsikletleri ve ardarda siyah Mercedesler geçmeye başladı. Yanımda konvoyu izleyenlerde'n birine ne olduğunu sordum. Türk cumhurbaşkanı'nın geldiğini, ama&amp;nbsp; Erdoğan değil Gül'ün ziyaret ettiğini, Erdoğan'ın Başbakan olduğunu söyledi. Sanırım o da aynı izahatı başkasından duymuştu. Beni bilgilendirdiği için teşekkür ettim. Bu da bir önceki günkü bayrakların açıklaması oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Aites müzesinin önündeki çimler insan kaynıyordu. İnsanlar uzanmış güneşleniyor, biraz ileride de Japon turistler büyük makineleri ve tripodlarıyla Berliner Dom'un fotoğraflarını çekiyordu. Tarihi 15. yüzyıla dayanın bu katedral hala ikinci dünya savaşının izlerini taşıyordu. Haslet, daha sonra binadaki yanık izlerinin bilerek restore edilmediğini söyleyecekti. Hemen karşısındaki büfeden 1,5 euroya currywurst yiyerek ufak bir mola vermiş oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-0ay6SmUtKUE/Toi-jGXtO2I/AAAAAAAAAcU/_qDq_ZZTgeM/s1600/IMG_1181+-+Kopya.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-0ay6SmUtKUE/Toi-jGXtO2I/AAAAAAAAAcU/_qDq_ZZTgeM/s320/IMG_1181+-+Kopya.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Spree nehrini geçtikten hemen sonra, yolun sağında(Karl-Liebknecht strasse) gitmeden önce araştırıp not ettiğim DDR müzesini buldum. Doğu Almanya kültürü, siyaseti, tarihi, hatta kullanılan objelere, markalara dek bir bütün dönemi anlatan müze Berlin'de gitmek istediğim yerlerin en başında yer alıyordu. Nedense bu, 50 yıldan az bir süreliğine varolan küçük devlet her zaman fazlasıyla ilgimi çekmişti. Müzeyi gayet tatmin edici buldum. En güzel yanlarından biri de tamamen interaktif olmasıydı. Bilgi ekranları ve butonlar, çekmecelerden çıkan objelerle dokunmayı yasaklayan müzelerin aksine insanın kendini bu deneyimin içinde hissetmesini sağlıyorlardı. Müzeyle ilgili bir blog yazısını yine &lt;a href="http://cukurcumatimes.blogspot.com/2011/09/komunist-berlin-1.html"&gt;bu adres&lt;/a&gt;te bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-uHqddHK0QWw/Toi-qwmc3WI/AAAAAAAAAcY/F_bIImqEnRU/s1600/IMG_1188.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-uHqddHK0QWw/Toi-qwmc3WI/AAAAAAAAAcY/F_bIImqEnRU/s320/IMG_1188.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Müzeden çıktıktan sonra Alexanderplatz'a yöneldim. O çok beğendiğim kulenin, bir sürü fotoğrafını çektim. Hatta yetinmedim, önünde fotoğraf çektirdim. Daha sonra önceden sözleştiğimiz gibi kulenin altındaki starbucks'ın önüne giderek Haslet'i beklemeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CsbU3BIDjK0/Toi-0ONmHkI/AAAAAAAAAcc/b8xthoda6nc/s1600/IMG_1192+-+Kopya.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-CsbU3BIDjK0/Toi-0ONmHkI/AAAAAAAAAcc/b8xthoda6nc/s320/IMG_1192+-+Kopya.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Haslet, iktisat okurken Almanya'ya Erasmus'a gitmiş, yüksek lisans, iş derken temelli olarak oraya yerleşmiş ve bu yıl evlendiği karısı Rea ile Berlin'de yaşıyor. 3 yıldan sonra tekrar kendisini görmek güzel olacaktı. Sözleştiğimiz yerde buluştuktan sonra arayı kapatmak için bolca dolaşarak sohbet ettik. Bir süre amaçsızca doşaştıktan sonra, Rosenthaler str. üzerindeki bir ara sokakta yerleşmiş Cafe Cinema adlı bir mekanda birer bira içtik, karnımız acıkınca yakınlardaki bir falafelciye girdik, daha sonra Rosenthaler platza yakın barların birinde(Gorky park) oturarak aromalı biralardan denedik, benimki yeşil orman meyveleri aromalıydı, beğendiğimi söyleyemem. sonra Spree nehri kıyısında, Berliner Dom'a karşı oturup biraz daha muhabbet ettikten sonra, bir sonraki günü planlayarak o geceyi sonlandırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Döndüğümde, hostel ahalisinin binanın önündeki büyük masada toplanıp içtiğini görünce ben de aralarına katıldım. Bu kez dünkünden daha kalabalık bir grup vardı ve elbette çoğunluğu Avusturalyalılar oluşturuyordu. Daha onlardan çok görecektim, sanıırm Eylül'de Avrupayı işgal etmeye çalışıyorlardı. Biraz bira, masada dönen Jagermeisterdan sonra grubun birden gaza gelişine tanık oldum. Dışarı çıkarak eğlenmek istiyorlardı. Ufaktan çakırkeyf olmamın, saatin geceyarısını geçmiş olmasının hiç bir önemi yoktu, işte bu yüzden tatili seviyordum. Elbette onlara katılacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla uzaklaşmaya gerek yoktu, Kreuzberg'de haftanın her gecesi eğlence bulmak mümkündü. Hemen bir kaç sokak ileride, ünlü canlı müzik mekanı Lido'ya girdik. Müzik güzeldi. Gece devam etti, hiç bitmesindi, zira uzakta olmak, yolda olmak güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-7678245536932472232?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/7678245536932472232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=7678245536932472232' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7678245536932472232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7678245536932472232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/10/october-swimmer-strikes-back-gun-2.html' title='October Swimmer Strikes Back: Gün 2 Berlin'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-oHLwPR3cZQQ/Toi-WzURghI/AAAAAAAAAcM/XuIJt6-FYno/s72-c/IMG_1169+-+Kopya.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-3271011038729030777</id><published>2011-10-01T00:49:00.001+03:00</published><updated>2011-10-01T00:49:32.582+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer Strikes Back: Gün 1 Berlin</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1Qpl3OcFt5M/ToY2nYDQU_I/AAAAAAAAAcA/fuuuYrWeIEU/s1600/IMG_1161.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5658270031936508914" src="http://2.bp.blogspot.com/-1Qpl3OcFt5M/ToY2nYDQU_I/AAAAAAAAAcA/fuuuYrWeIEU/s320/IMG_1161.JPG" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;18/09/2011, Berlin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçak Berlin'e indiğinde hava henüz aydınlanmamıştı. Saat 5 buçuk, S9 trenine binerek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Treptower Park&lt;/span&gt; durağında indim. Bu duraktan 10 dakika yürüyerek kalacağım Hostele varmak mümkündü.  Saat 6'da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Görlitzer Strasse&lt;/span&gt;'deki hostelime varmıştım. Saat 9'dan önce resepsiyonun açılmayacağını biliyordum, amaç sadece hostelin yerini bulmaktı, hem saat hala 6'ydı ve öldürecek bir sürü vaktim vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berlin'deki 3 adet Jetpak hostellerinden biri olan JetLag Alternative'i Kreuzberg'de olduğu için seçmiştim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kreuzberg&lt;/span&gt;, eskilerin yahudi mahallesi, 60'tan sonranın Türk ghettosu ve şimdinin bohem ve punk kütürünün başkenti... Berlin'deki Türklerin ve Türk kültürünün "cool" sayılması trendinden Kreuzberg de bir nevi işgale uğrayarak payını almış görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi öldürecek bir sürü vaktim vardı. Uçağa binmeden önce güya Berlin'i bilen arkadaşım &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ceren&lt;/span&gt;, bu öldürecek vaktimi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Potsdamer Platz&lt;/span&gt;'da oturup Brandenburg Kapısına doğru kahve içerek geçirmemi öğütlemişti, nasıl sonuçlandığını biraz sonra öğreneceksiniz. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Schlesisches Tor&lt;/span&gt; durağından metroya bindim, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hallesches Tor&lt;/span&gt; durağından hat değiştirerek, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Französische  strasse&lt;/span&gt; Durağında indim. Evet amacım Potsdamer Platz'da kahve içmekti sevgili okuyucu, ancak gel gör ki 800 mt yürüdükten sonra vardığım Potsdamer platz iki gökdelen ve bir kaç pembe borudan fazlasını sunmuyordu. Üstelik değil brandenburg kapısına doğru kahve içmek, kapının üstündeki heykeller bile görünmüyordu. Ceren'e içimden iyi dileklerimi iletip, Branderburg kapısına doğru yürümeye başladım. Bu da sırtımdaki çantayla başka bir 700 mt daha anlamına geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-c1Q6FCdUO8g/ToY474nxGWI/AAAAAAAAAcI/ZctskkBHflo/s1600/IMG_1164.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-c1Q6FCdUO8g/ToY474nxGWI/AAAAAAAAAcI/ZctskkBHflo/s320/IMG_1164.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ebertstrasse'yi takip ederek devam ettim. Biraz sonra Soykırım anıtına rastladım. Genişçe bir alana yayılan yüzlerce dikdörtgenler prizması şeklinde gri taş bloklardan oluşan bir anıt, adeta yüzlerce mezar... Dünyanın en büyük anıtını yapsalar dahi ölen 6 milyondan fazla insanı, bu trajediyi yeterince anlatabileceklerini sanmıyorum. Anıtın hemen yanındaki sokağın isminin &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hannah Arendt&lt;/span&gt; Strasse olması da oldukça manidardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-JeTxnesJCU4/ToY4quKySnI/AAAAAAAAAcE/KvDsRyXvAu4/s1600/IMG_1168.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-JeTxnesJCU4/ToY4quKySnI/AAAAAAAAAcE/KvDsRyXvAu4/s320/IMG_1168.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda o meşhur &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Brandenburg &lt;/span&gt;kapısına vardım.  Kapının hemen önünde trafiğe kapalı ufak bir meydan vardı. Saat ne yazık ki hala 7 buçuk olduğundan benim o kapıya karşı kahvaltımı yapıp, kahvemi içmem imkansızdı, zira o bahsettiğim ufak meydandaki üç kahveci de henüz açılmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldukça yakın olduğu için &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Reichstag&lt;/span&gt;'a doğru yürümeye karar verdim. Yol boyunca Türk-Alman ve Avrupa birliği bayrakları görüyordum, sebebini ise bir sonraki gün öğrenecektim. 1800'lü yılların sonunda yapımı tamamlanan, 1933'teki yangına dek parlemento binası olarak görev yapan, yangından sonra 1999'a dek gözden düşen bu bina 12 yıldan beri tekrar parlemento binası olarak kullanılmakta. Kubbesinden özellikle geceleri mükemmel bir Berlin manzarası görüldüğünü biliyordum, ancak pazar sabahın köründe o kubbenin ziyarete açık olacağını ummak fazlasıyla saflık olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reichstag'dan sonra, yavaş yavaş hostele doğru yönelmenin vakti gelmişti. Ama önce &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Friedrichstrasse&lt;/span&gt;'yi olabildiğince yürümek istedim. Öyle de yaptım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Stadtmitte &lt;/span&gt;durağından metroya binerek kreuzberg'e döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hostele vardığımda saat 10'a geliyordu. Evet, resepsiyon açılmıştı. Hayır, sadece valizimi bır&lt;span id="formatbar_Buttons" style="display: block;"&gt;&lt;span class=" down" id="formatbar_CreateLink" style="display: block;" title="Bağlantı"&gt;&lt;img alt="Bağlantı" border="0" class="gl_link" src="http://www.blogger.com/img/blank.gif" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;akabilirdim. Oda saat 1'den önce hazır olmayacaktı. Valizi bıraktım, resepsiyondan aldığım haritayla, amaçsızca kreuzberg sokaklarını dolaştım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Wrangelstrasse&lt;/span&gt;'deki Türk fırınındaki teyzenin yaptığı sandviç ve çayla kahvaltı yaptım. Sokaklardaki grafitileri gördüm, Berlindeki yerel seçimlerin posterlerini, Türk adayların resimlerini, Türkçe tabelaları, dükkanları farkettim. Daha sonra lazım olur diye bulduğum bisiklet kiralayan dükkanların yerlerini haritaya işaretledim ve sonunda saat 1 oldu. Hostele dönüp biraz uyumanın vakti gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Biraz" göreceli bir kavram. Uyandığımda saat 6'ya geliyordu ve emin ol bu kadar uyuduğum için pişman değildim sevgili okuyucu. Ne de olsa sabah 5 buçuktan öğlen 1'e kadar gezerek bunu haketmiştim. Yine de çabucak giyinerek çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gittiğim şehirleri olabildiğince araştırırım. Gitmeden yaptığım araştırmalarda en fazla bilgiyi Berlin hakkında edinmiştim. Özellikle &lt;a href="http://cukurcumatimes.blogspot.com/"&gt;çukurcuma times&lt;/a&gt; isimli blogdan en spesifik ve en yararlı bilgileri edindiğimi söyleyebilirim. Onlardan biri de Berlin Döneri ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hasır Lokantas&lt;/span&gt;ıydı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kottbusser Tor&lt;/span&gt; durağına 5 dk uzaklıkta, Dresden Strasse üzerindeki bu lokantada Türkiye'dekinden katlarca daha lezzetli döneri hem de belki iki kat büyük porsiyonla yiyebilir, sadece 4 euroya tıkabasa doyabilirsiniz. Çalışanların hepsi, müşterilerin yüzde doksanın Türkler oluştursa da orada yaşayan Almanlar arasında da oldukça popüler bir lokanta Hasır lokantası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek sonrası şef garsondan aldığım tavsiyeyle, Görlitzer Strasse üzerindeki Mercan kahvesinde Galatasaray-Samsunspor maçını izledim. Maç sonrası tekrar hostele döndüm. Bir hostel klasiği olan,  gece dışarı çıkmadan hostelde ucuza içerek oda arkadaşlarıyla kaynaşma rutinini yaptık. Hepimizin ortak noktası Amerikan Kültürü olduğundan, arka planda dvd'den oynayan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Superbad &lt;/span&gt;hepimizi güldürüp, samimiyetin artmasını hızlandırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oda arkadaşlarım, Avusturyalı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nikki&lt;/span&gt;, Amerikalı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Derek &lt;/span&gt;ve sonradan bize katılan diğer iki Avusturalyalı eleman( isimlerini hiç bir zaman öğrenmedim) ile yeterince içtikten sonra dışarı çıkmaya karar verdik. Hostele çok uzakta olmayan,&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Madame Claude&lt;/span&gt; adlı, bir binanın bodrum katına yerleşmiş ve çevrede ayrıca "upside down bar" olarak bilinen bir bara girdik. Bardaki döşemede her şey tersine. Tavana tutturulmuş mobilyalar, buz dolapları, yerdeki mobilyaların ters olması neden upside down bar olarak adlandırıldığını gayet güzel açıklamaktaydı. Orada Hollandalı başka bir grupla kaynaştık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeterince içtiğimize ikna olana dek içtik. Çıkıp 1 euro'ya şaşırtıcı büyüklükte pizzalar yedikten sonra sallana sallana hostele döndük.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-3271011038729030777?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/3271011038729030777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=3271011038729030777' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3271011038729030777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3271011038729030777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/10/october-swimmer-strikes-back-gun-1.html' title='October Swimmer Strikes Back: Gün 1 Berlin'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-1Qpl3OcFt5M/ToY2nYDQU_I/AAAAAAAAAcA/fuuuYrWeIEU/s72-c/IMG_1161.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-6897111490937232052</id><published>2011-09-17T19:43:00.007+03:00</published><updated>2011-09-17T22:48:37.396+03:00</updated><title type='text'>Güncellemeler 20: It's always better on holiday</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="cursor: -moz-zoom-out; width: 453px; height: 576px;" alt="http://2.bp.blogspot.com/_W9VK7HoKwvA/TP8Tx0XXDoI/AAAAAAAAABE/6kVaN4NI17s/s1600/Holiday-September-1952.jpg" src="http://2.bp.blogspot.com/_W9VK7HoKwvA/TP8Tx0XXDoI/AAAAAAAAABE/6kVaN4NI17s/s1600/Holiday-September-1952.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;***Güncelleme yazıları can simidim. Blogdan koptuğumda, konu sıkıntısı çektiğimde kesinlikle imdadıma yetişiyorlar. Beni tekrar yazma konusunda motive ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Kendimle ilgili yazıyorum burada. Kendimi anlatıyorum. Genellikle hayatımdaki dramalar arttığında yazılarım da artıyor. O yüzden az yazdığım zamanlar, ya hayatımdan memnun olduğum, ya da yazamayacak kadar hızlı ilerleyen boşluk periyodlarına denk geliyorlar. Blogu boşladığım bu bir iki ay da o boşluk periyoduna denk geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Boşluk? Boşluk, yoğun olarak çalıştığım, duygusal anlamda bir gelişme olmadığı gibi anlamsız etkileşimlerin yaşandığı zamanlar... Yanlış anlaşılmak istemem, hayatıma bir anlığına bile olsa giren her insana saygım var, ancak yaşanan her şeyin bir iz bıraktığını söyleyemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Bu boşlukta 2 ay öncesinde yaşadığım&lt;a href="http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/07/october-swimmers-five-stages-of-grief.html"&gt; yıpranma&lt;/a&gt;nın da payı var sanırım. İşin ilginç yanı bu deneyim. 10 yıldır kendi içimde büyüttüğüm ve bir çok defa kendini yaşadığım ilişkilerde ve kimi blog yazılarımda gösteren bir problemin de çözümü oldu. İki travmanın birbirini nötrlemesi ilginç bir deneyim. Burada bir kaç defa bahsettiğim, başarısız ilişkilerimde kendime bahane(ya da sebep) olarak gösterdiğim, &lt;a href="http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/08/coktan-secmeli.html"&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;kötü kalpli esmer kız&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;ı aylardır düşünmüyorum. Geçenlerde evlilik fotoğraflarını gördüğümde hiç bir şey hissetmemem, 1o yıldır aslında bir yabancıyı, tanımadığım bir insanı düşündüğümü gösterdi. Garip bir katharsis değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Şimdi sanki artık sıfırdan başlıyor gibiyim. Asıl merak ettiğim şey, 10 yıl önce yaşadığım reddedilme sonrası hep güvenli oynamam, seçilmeyi seçmem, şimdi yeni girdiğimi düşündüğüm dönemde de devam edecek mi? Yoksa sıfırdan başlama ve arınma diye düşündüğüm şeyler başka bir illüzyon mu? Bunu yaşayarak görmekten başka bir yol yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Çalışmayı hala sevmiyorum, ama işimi sevmeye başladım. Bunda artık daha fazla ameliyat yapmaya başlamamın etkisi büyük, bir de yaptığım işe daha iyi hakim olmak güzel.  İhtisasın yarısından fazlasını bitirdim. 2 yıl nasıl geçti anlamak zor. Artık yarıyı geçtiğimize göre geçen her gün benim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İzmir&lt;/span&gt;'den ayrılmamı yaklaştırıyor. Asistanlığın bitmesini ne kadar çok istiyorsam, bu şekirden gitmeyi de o kadar az istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Bu şehirdeki 10. yılıma girdim ve artık fazlasıyla benimsediğimi hissediyorum. İzmir benim bir parçam artık. İhtisas bitince gideceğim herhangi bir şehirde, ki bu benim doğup büyüdüğüm &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Diyarbakır &lt;/span&gt;bile olsa, bu kadar kendim gibi hissedeceğimi düşünmüyorum. Daha önceki yazılarımın birinde bahsettiğim gibi şehri kişiseleştirmek önemli. kendine ait mekanlarının olması, gittiğin mekanlardakilerin seni tanıması. Müşterilikten, müdavimliğe hatta arkadaşlığa geçmek... Bunlar ancak yıllar içinde oluşabilecek şeyler. Üsküdar çaycısı, Kaos, Boombox, Bios, Mavi... Bu şehir bunları da barındırıyor. İzmir, coğrafi sınırları, nüfus istatistikleri, kızlarının güzelliği, körfezi, yüzlerce kez arşınladığım caddelerinden ibaret değil. Acaba şehri sevdiren fiziki ve sosyal ortamı değil de, kişisel mekanlarımız ve içindeki insanlarla kendimize oluşturduğumuz küçük habitat mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Bu gece itibariyle tatilim başlıyor. Bu seferden sonra, bir daha uzun bir süre Avrupa'ya gitmeyeceğimi düşünürsek, gayet yeterli bir plan yaptığımı düşünüyorum. 12 günde sırasıyla &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Berlin, Stockholm, Riga, Talinn, Helsinki ve Milano&lt;/span&gt;. Yorucu ama tatmin edici olacak. Geçen yıl yaptığım gibi her gün ayrı bir Blog yazısıyla tatilimi anlatacağım, zira yazıları gezi sonrasına bırakınca külfet halini alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Dediğim gibi, yeniden yazmak güzel. Bir süre buraları tatil yazıları dolduracak. Sonra Ekimle beraber yeni yıla girmiş olacağız. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Benim için yeni yıl yıllık iznimin son günü başlar)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Hem Ekim benim ayım nasıl olsa...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-6897111490937232052?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/6897111490937232052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=6897111490937232052' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6897111490937232052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6897111490937232052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/09/guncellemeler-20-its-always-better-on.html' title='Güncellemeler 20: It&apos;s always better on holiday'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_W9VK7HoKwvA/TP8Tx0XXDoI/AAAAAAAAABE/6kVaN4NI17s/s72-c/Holiday-September-1952.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-9146104423696949581</id><published>2011-08-22T23:50:00.005+03:00</published><updated>2011-11-05T16:13:37.004+02:00</updated><title type='text'>Orada Olmayan Kız</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-XqEi4gPzNA4/TrVEhsfHHKI/AAAAAAAAAdw/2LIHTPX8rTQ/s1600/sunset+012.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-XqEi4gPzNA4/TrVEhsfHHKI/AAAAAAAAAdw/2LIHTPX8rTQ/s320/sunset+012.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorsun, çünkü orada değildin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada olamadın bir türlü. Camlardan, vitrinlerin yansımalarından baktım, yoktun. Bazen çok yaklaştığımı düşündüm seni yakalamaya, belki kendimi kandırıyordum bir süreliğine bile olsa orada bulunduğunu düşünerek, ama gördüğümü sandığım belli belirsiz silüetinden başkası değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uğraşıp sevemediğimle yorganın altında film izlerken yoktun. İsteksiz telefon konuşmalarımıza kulak şahidi olmadın. Hazzetmediğim bir şehirde bir başkasıyla yemek yerken orada değildin. Dilimin şaraptan mı soğuktan mı dolaştığını anlamaya çalışıyordum, o sigarasını içerken sen bizimle o balkonda değildin. Bir diğerinin sohbeti biraz daha çekilebilir olsun diye sarhoş olmaya çalışırken de yoktun, bir kaç saat sonra onla sarmaş dolaş eve giderken de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra o beni üzen, beni üzerken de yoktun. Onun hoşuna gidecek sözcükler aramaya çalışırken yan şezlongda değildin. Diğeri beni teselli ederken de arka masadaki sen değildin. Sahnedeki grup kötü müzik çalarken, gelip benle tanışmaya çalışan sarhoş kız değildin, biraz ötede ne konuştuğumuzu ilgiyle izleyen de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftanın dört günü gittiğimiz nargilecide hiç bulunmadın, haftanın beş günü gittiğimiz barın sokağından geçtin sadece, yine de beni arkadaşlarımla içip futbol konuşurken, ya da herhangi bir şeye kızmış, yakası açılmamış küfürler savururken görmedin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;, belli &lt;/span&gt;bir süre bakışıp bir daha görmediklerimden de değilsin, olsaydın bilirdim. Seninle hiç bir hikayemiz olmadı. Hiç bir çarpıcı tanışma öykümüz de olmayacak. Hiç görmedim seni, hiç gelmedin, hiç orada olmadın. Sadece silüetin, belirsiz, flu silüetin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-9146104423696949581?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/9146104423696949581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=9146104423696949581' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/9146104423696949581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/9146104423696949581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/08/orada-olmayan-kz.html' title='Orada Olmayan Kız'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-XqEi4gPzNA4/TrVEhsfHHKI/AAAAAAAAAdw/2LIHTPX8rTQ/s72-c/sunset+012.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-6967760366998008200</id><published>2011-08-07T17:27:00.000+03:00</published><updated>2011-08-07T17:30:31.211+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer Yeniden Tatilde: Bölüm 4 Brugge</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;03/07/2011, Brugge, Belçika&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün geceki Coldplay performansı benim için festivalin zirve noktasıydı. Sonrasında döndüğüm çadırımda titreyek uyumaya çalışırken, aklımda hep "zirvede bırakmalı" düşüncesi dönüyordu... Evet, sevgili okuyucu bunu yaptım. Festival'in son günü &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Iron Maiden, Kasabian, Kaiser Chiefs, Grinderman&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Black Eyed Peas&lt;/span&gt; varken, ben festivali terkettim. Bir kaçak gibi sıvıştım adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey sabah uyanmamla başladı. Gece boyunca titrerken, sabah yine pişerek ve üstümdeki kıyafetleri kat kat çıkarmak zorunda kalarak uyandım, gözümü açtığımda artık gitmek istediğime karar vermiştim. Şimdiye kadar çok güzel vakit geçirmiştim, ama bildiğim tek şey bir gece daha çadırda kalmak istemediğimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fikrimi diğerlerine açınca önce şaka yaptığımı sanıp güldüler, sonra ciddi olduğumu görüp şaşırdılar, hatta bir ara &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çağın &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Murat&lt;/span&gt;'ı da ikna etmek üzereydim ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cem&lt;/span&gt; gelip&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;onları elimden aldı:) Kahvaltı ve duş sonrası bir kaç dakikada eşyalarımı toplamıştım. Türkiye'den getirdiğim uyku tulumu ve çadırı, Amsterdam'dan aldığım şişme yatağı hatta kirli çoraplarımı Belçika'ya bağışlayarak kamp alanından çıktım. Çağın bana &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Leuven &lt;/span&gt;otobüs durağına dek eşlik etti, uzun ve gereksiz bir yürüyüş yaptık, zira kulağımızı ters taraftan göstermişiz. Yolda iki gün önce tanıştığımız Türk grupla selamlaştık ve nihayet durağa geldiğimizde Çağın'la vedalaşıp otobüse atladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leuven tren istasyonuna vardığımda bile hala ne yapacağıma karar verememiştim. Brüksel ile Brugge arasında kalmıştım. Kesinlikle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Brugge&lt;/span&gt;'e gitmek istiyordum, ancak ertesi sabah Brüksel'den uçuşum vardı ve sabah dönmenin zor olup olmayacağını bilmiyordum. İstasyondaki çizelgeler bakınca zor olmayacağını anladım ve Brugge'e giden ilk trene bilet aldım.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img id="fullimg" src="http://img853.imageshack.us/img853/6181/img1099x.jpg" style="cursor: pointer; width: 476px; height: 634px;" title="click to unzoom" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Böyle spontan hareketler bana göre değildir. Gideceğim şehirler, kalacağım oteller hepsi seyahat öncesinden belli ve ayarlanmıştır, bu sefer hariç. Sonuç olarak öğleden sonra saat 3 civarı Brugge'deydim, nerede kalacağımı bilmiyordum ve elimde haritam yoktu. İstasyondaki şehir planının resmini çekerek bir başlangıç yaptım. Hemen şehir planının yanında ise iki tane hostel reklamı vardı. Onların adresini şehir planında buldum. Artık iphone'umda fotoğraf da olsa bir adet haritam. İki adet de hedefim vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava, orada geçirdiğim günlerde hiç olmadığı kadar sıcaktı. Brugge güneşli bir pazar günü yaşıyordu, ancak buna rağmen sokaklar bomboştu. Hosteli bulmaya çalışırken bir kaç ingilizce konuşan, bir kaç da Türkçe konuşan turist dışında neredeyse kimseyi görmedim diyebilirim. Hatta bazı sokaklarda tek başıma yürürken garip bir huzur hissettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırasıyla &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oostmeters&lt;/span&gt;, &lt;span id="dirsegtext_0_7" class="dirsegtext"&gt;&lt;b&gt;Rozenhoedkaai&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; ve &lt;span id="dirsegtext_0_9" class="dirsegtext"&gt;&lt;b&gt;Predikherenstraat &lt;/b&gt;caddelerini izleyerek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Langestraat &lt;/span&gt;135 ve 137 numaralardaki iki adet binada yerleşimli &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;St. Christopher Bauhaus &lt;/span&gt;hostele ulaştım. Giriş işlemlerini yaptıktan sonra eşyalarımı yerleştirip, hostelin barına indim. Bir adet yorgunluk birası(Leffe Blond) ve bana verdikleri turistik haritayla küçük bir plan yaptım. Biraz Nadal-&lt;/span&gt;Djokovic Wimbledon final maçına baktım. Kendimi biraz dinlenmiş hissetiğime göre başlayabilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hoogstraat&lt;/span&gt;'ı takip edip &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Burg &lt;/span&gt;meydanına yürüdüm. Kurulan seyyar tribün ile bazen klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapan bu eski meydanda aynı zamanda belediye binası da bulunmaktaydı. Bolca bulunan hediyelik dükkanların birinden tabak kolleksiyonuma eklemek üzere brugge tabağı ve eşe dosta küçük hediyeler aldım. Biraz ilerideki dantel dükkanlarından ünlü Brugge dantellerine baktım. Fiyatları aşırı pahalı buldum. Şöyle ki, bir masa örtüsü 400 euro civarındaydı. Annem olsa "Oğlum iki top dantel ipi al bana aynı modeli ben çıkarırım" derdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img id="fullimg" src="http://img811.imageshack.us/img811/5967/img1111m.jpg" style="cursor: pointer; width: 435px; height: 578px;" title="click to unzoom" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki durağım çok da uzak olmayan, şehrin en ünlü meydanı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Markt&lt;/span&gt;'tı. Zaten Brugge'ün, Unesco'nun dünya mirası listesinde olan şehir merkezi, oldukça kompakt olduğundan, sadece yürüyerek neredeyse bütün görülmesi gereken yerleri dolaşmak mümkündü. Markt tabii ki hepmizin &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;In Bruges&lt;/span&gt;'te gördüğü ünlü çan kulesi, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Belfort&lt;/span&gt;'un bulunduğu yerdi. 1200'lü yıllarda inşa edilen,  1800lü yıllara kadar eklemeler yapılarak en son halini alan bu 83 metrelik yapı, şehrin en büyük sembollerinden... Bir saat ile içine girmeyi, tepeye çıkmayı kaçırdığımı görüp hayıflandım. Meydanı dolduran restoranların önünde şöyle bir yürüyerek, bir kaç saat sonrası için keşif yaptıktan sonra devam ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırada &lt;span lang="nl"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Heilig-Bloedbasiliek&lt;/span&gt;, &lt;/i&gt;yani kutsal kan basilikası vardı. haçlı seferlerinde getirilen ve içinde İsa'nın kutsal kanı olduğu kabul edilen kutsal emanetin saklı olduğu bu koyu gri, gotik binayı çok sevemedim. Genelde kiliselerin sahip olduğu huzur verici mimarilerden farklı olarak korkutucu, caydırıcı bir yapısı vardı. İçine girmeden devam ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Steenstraat'ı izleyip şehrin asıl katedrali, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sint-Salvator&lt;/span&gt;'a vardım. 10. yüzyılda yapılan ve 18. yüzyılda katedral statüsü alan bu devasa yapı, günümüzde brugge yerlileri tarafından en çok kullanılan kilise olarak biliniyor. Çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları devam ettiğinden içine giremedim ama bir kaç fotoğraf çekip önündeki taş banklarda biraz dinlendikten sonra bu tarihi turun son durağına yöneldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id="main_image_frame" align="center"&gt;                                                   &lt;img id="main_image" class="border" src="http://img5.imageshack.us/img5/960/img1115la.jpg" alt="" title="" style="width:360px;height:480px;cursor:pointer;" /&gt;                                     &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" lang="nl"&gt;Onze-Lieve-Vrouwekerk&lt;/span&gt;, Türkçe çevirisiyle Lady'mizin Klisesi, 122 metrelik kulesiyle Avrupa'daki ikinci en uzun tuğla yapı. 13. yy'da inşa edilen ve sonra eklemelerle en son halini alan bu yapıya, Brugge'li iki tüccar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Michelangelo&lt;/span&gt;'nın Siena katedrali için yaptığı, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Madonna ve çocuk&lt;/span&gt; heykelini satın alarak bağışlamışlar. Böylece sanatçının İtalya dışındaki tek eseri de yüzyıllardır burada sergilenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğuya yönelerek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Astridpark&lt;/span&gt;'a doğru yürüdüm. Park bu güzel yaz gününde biraz dinlenmek için çok uygundu. Bir müddet çimlere uzandım. etrafı izledim. Sonra, midem, bana akşam yemeğini ne zaman yiyeceğimi sordu. Biraz sonra soğuk esmeye başlayan rüzgar, artık kalkmamı söyledi. Bu kadar ısrara dayanamazdım. Markt meydanına yürüdüm. Meydanın arka kısmındaki restoranlardan birine oturdum(hiç bir zaman meydandaki restoranlara oturmam) Brugge'ün alamet-i farikası olan midye, patates ve beyaz şarap istedim. 4 günlük çadır ve sağlıksız beslenme sonrası bu kadar şımartılmayı hakediyordum. Güzel bir akşam yemeği oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id="main_image_frame" align="center"&gt;                                                   &lt;img id="main_image" class="border" src="http://img696.imageshack.us/img696/258/img1123so.jpg" alt="" title="" style="width:360px;height:480px;cursor:pointer;" /&gt;                                     &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra Markt çevresinde biraz yürüdüm, Simon-stevin plein'deki küçük barlardan birine girerek. Birkaç çeşit Belçika birası denedim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hoegarden, Leffe, Duvel, Jupiler&lt;/span&gt; derken artık kalkmanın vakti gelmişti, zira alkol oranı %10 civarı olan bu biralar şişede durduğu gibi durmayacaktı. Kısa bir yürüyüş sonrası hostele vardım. Kapının önünde biriken ve sosyalleşen hostel sakinlerinin arasına karıştım. Artık her avrupa seyahatimde bolca rastladığım Kanadalı bir grupla biraz sohbet sonrası odama çıkarak uyudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tatilin daha sonuna gelmiştik. Ertesi sabah erkenden Brüksele gittim. Oradan Milano üzeri İstanbul'a oradan da İzmir'e uçtum. Akşam 10 civarı eve vardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç son söz söyleyerek bu seriyi de kapatalım&lt;br /&gt;1- Amsterdam'ı iki kez görmek, ekstra motivasyonunuz yoksa çok gerekli değil.&lt;br /&gt;2- Brugge gerçekten güzel şehir, iki gün fazlasıyla yeter.&lt;br /&gt;3- Festival'e evet, çadıra hayır! Özellikle gece 6-7 dereceye düşen sıcaklıklarda çadıra hayır! Bu yüzden bir daha festivale gidersem(ki giderim) mutlaka alternatif konaklama yolları bulmam gerekecek. Bir de daha ılıman ve deniz kıyısındaki yerlerdeki festivalleri tercih ederim&lt;br /&gt;4- Yol arkadaşlarımı çok sevdim, ancak tek başına seyahati daha çok seviyorum. Bunu Brugge'deki geçirdiğim gün daha iyi anladım.&lt;br /&gt;5- Bir sonraki seyahat 16 Eylül-29 Eylül arası; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Berlin(3 gün)- Stockholm(2 gün)-Riga(2 gün)- Talinn(3 gün)- Helsinki(2 gün)- Milano(1 gün)&lt;/span&gt; şeklinde planlandı, biletleri alındı, otelleri ayarlandı.&lt;br /&gt;6- Seyahat yazısı yazmaya devam edeceğim, ancak geçen yılın yazıları gibi gün gün mü yazmak, ya da bu sefer yaptığım gibi bir kaç parçaya bölüp yazmak mı daha iyi karar veremedim. Bana kalırsa en ideali, oradayken her akşam yazmak, ama ne yazık ki her yerde(özellikle çadırda kaldığınız bir kamp alanında) internete ulaşım kolay olmuyor. Yine de şu son yazıyla beraber üzerimden bir yük kalktığını söyleyebilirim. Artık blog normal rutinine dönebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-6967760366998008200?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/6967760366998008200/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=6967760366998008200' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6967760366998008200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6967760366998008200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/08/october-swimmer-yeniden-tatilde-bolum-4.html' title='October Swimmer Yeniden Tatilde: Bölüm 4 Brugge'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-2056830108812490022</id><published>2011-07-30T09:49:00.002+03:00</published><updated>2011-07-30T12:16:58.863+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer yeniden Tatilde: Bölüm 3 Rock Werchter(3. ve 4. gün.)</title><content type='html'>01-02/07/2011, Werchter, Belçika&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahın erken saatlerinde çadırımız saunaya dönünce uyanıp kendimi dışarı attım. Cem farenjit olmuştu, Çağın koşmaya ve kahvaltılık almaya ya Werchter'e ya da Haacht'a gitmişti. En son 36 saat önce duş almıştım ve kendimden tiksinmeye başlamadan önce duşlara yöneldim. Çadırdan duşlara kadar olan çamuru yolu terliğimle gitmek gibi bir gaflete düşmüştüm, zaten yıkanacaktım, sorun değildi, ancak dönerken de aynı yolu yürüyecektim. 15 dakika duş sırası bekledikten sonra 4 euro verip duşa girdim. Sıcak suyu yani tekrar medeniyeti hissetmek gibisi yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağın'ın getirdiği peynirli sandviçlerle kahvaltımızı yaptık, biraz dinlendik, bedava internet standında internet ihtiyacımızı giderdik, telefonlarımızı şarj ettik ve sonunda festival alanına gitmeye hazırdık. Benim için heyecanlı bir gündü, zira &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lissie &lt;/span&gt;sahne alacaktı. Kendisiyle 2009 kışında, Rock n Beer'de otururken çıkan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bad Romance&lt;/span&gt; coverı sayesinde tanışmıştım. Sonra bir kaç ay öncesine kadar unuttuktan sonra, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Catching a Tiger&lt;/span&gt; albümünü bir şekilde edinip defalarca dinleyip, bu günü beklemeye başlamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konserin başlamasına yarım saat önce gidip, olabildiğince önlerde bir yer buldum. Yaş ortalaması oldukça küçüktü, bir sonraki konserde daha küçülecekti.  Saat 15.00'te Lissie sahneye çıktı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cuckoo &lt;/span&gt;ile başladı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bully, Record Collector, When I'm alone&lt;/span&gt; çaldı. Şarkı aralarında bir yudum tekila içti. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pursuit of happiness&lt;/span&gt; cover'ı yaptı ve in sleep çalarak bitirdi. Performansı, grubu, seyirciyle iletişimi... her şeyi iyiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lissie'den sonra sahneye &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kesha &lt;/span&gt;çıktı. Evet, evet o. Yaş ortalamasının birden 15'e düştüğünü görünce, orada ne işim olduğunu düşündüm, ancak itiraf ediyorum Kesha konseri izledim. Sahneye tangayla çıkan, yerlerde debelenip bira fondipleyen sarhoş parti kızı imajıyla Kesha, festivalin en gereksiz ismiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam saatlerine kadar çimlerde, yiyecek içecek standlarında oyalandıktan sonra önce &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The National&lt;/span&gt;'ı sonra Arctic Monkeys'i izledik. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arctic Monkeys&lt;/span&gt; iyi çaldı ancak, performansları oldukça mekanik ve ruhtan uzaktı. Seyirciyle hiç bir etkileşimleri olmadı ve ben &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alex Turner&lt;/span&gt;'i sevmedim. Daha sonra sahneye çıkan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kings of Leon&lt;/span&gt;, ağzımızda Arctic Monkeys'den kalan bütün acı tadı unutturacak kadar güzel bir konser verdi. Sırada &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arsenal &lt;/span&gt;vardı ancak ben artık ayak tabanlarımı hissetmediğim için çadıra gitmeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine gece olmuştu, yine hava sıcaklığı tek haneli sayılara düşmüştü, yine üşüyecektik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, saat 16.25'e yani &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bruno Mars&lt;/span&gt; konserine kadar festival alanına gitmedik, Çağın ve Cem ayrı takılırken ben ve Murat biraz yürüdük ve Haacht kasabası yakınında bir yerde oturup festival kapsamında alkol oranı düşürülen diğer biralardan sonra ilaç gibi gelen bir kaç &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Primus&lt;/span&gt; marka bira içtik. Sonra diğerleriyle buluşup Bruno Mars'ı izledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam gitar çalabiliyor, piyano çalabiliyor, dansedebiliyor ve mükemmel bir enerjisi var. Harika bir saat geçirdik ve ben, bir önceki gün çıkan Lissie ile beraber bu ikisini, henüz o kadar ünlü olmadan, kariyerlerinin başındayken bir festivalde canlı izleyerek şanslı olduğumu düşündüm. İleride çok ünlü olduklarında bunu hatırlamak güzel olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bruno Mars'tan sonra bir şekilde sahne önüne giriş yaptık. Güzel hareketti, zira sahne önü kısmı turnikelerle sınırlandırılmış ve belli bir sayıya ulaştıktan sonra girişin kapatıldığı bir alandı ve sıradaki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;PJ Harvey, Portishead ve Coldplay&lt;/span&gt; üçlüsünü burada izlemek güzel olacaktı, ancak bu aynı zamanda tam 6 saat kesintisiz ayakta, aç ve susuz kalmak anlamına geliyordu. Sanırım buna razıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Pj Harvey çıktı. Beyaz korseli kıyafeti, garip enstrümanı, "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Autoharp&lt;/span&gt;" ve yanındaki üçlüsüyle pek tatmin edici değildi. Daha çok son albümü "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Let england shake&lt;/span&gt;"'den şarkılara yer vermesi ve benim bu albümü hiç dinlememiş olmam da keyif alamamamın sebebi olabilir. Bilmiyorum, ama zaten PJ Harvey de çaldığından çok keyif almıyor görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img id="fullimg" src="http://img696.imageshack.us/img696/2388/img1082l.jpg" style="cursor: pointer; width: 563px; height: 422px;" title="click to unzoom" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Portishead &lt;/span&gt;çıktı ve festivalin en güzel performanslarından birini sundu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Wandering Star ve Sour times&lt;/span&gt;'la ısındık, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Glory Box&lt;/span&gt; ile alev aldık ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Roads &lt;/span&gt;ile közlendik. Hava hafiften kararmıştı. Müzik ışık ve görseller mükemmel bir uyumla beni yükseltiyordu. Havada tatlı bir esinti vardı. Gözümü kapatınca İzmir'den ne kadar da uzak olduğumu. Günlük endişelerimi nasıl da geride bıraktığımı görüyordum. Beni o an hiç bir şey üzemezdi, hiç bir şey sıkamazdı. O kadar rahat ve soyutlanmıştım ki, bu rahatlık hissi kafamı kurcalayan bazı spesifik hislerden arınmama yardımcı oldu. Konser bittiğinde ben değişmiştim ve kararlar vermiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img id="fullimg" src="http://img24.imageshack.us/img24/4540/img1089by.jpg" style="cursor: pointer; width: 572px; height: 427px;" title="click to unzoom" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;"...and it was called Yellow&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Festivalin bu en güzel gününün zirve noktası, tabii ki Coldplay'di. Coldplay'i canlı izliyordum. O an bile buna inanmak güçtü. Zaten &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Chris Martin&lt;/span&gt; de inanılmaz bir performans sergiledi. Sahnede o kadar rahattı ki, sanki doğal ortamı o sahneydi. Yeni albümden, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hurts like heaven, Every teardrop is a waterfall, Charlie Brown ve Us against the world&lt;/span&gt; olmak üzere 4 şarkı çaldılar. Beğendim. Yeni albüm, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;X&amp;amp;Y&lt;/span&gt; ile &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Viva la vida&lt;/span&gt; arasında bir soundda olacağa benziyor. Bunu da beğendim. İkinci sahneye çıktıklarında çaldıkları 3 parçayla beraber toplam 19 şarkı çaldılar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yellow &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fix You&lt;/span&gt; benim için konserin en güzel anlarıydı. Festival alanında o akşam yüz bin'e yakın insan olduğunu da buradan belirtmekte fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece 1'de konser çıkışı yüz bin zombie kamp alanlarına yürürken, yiyecek içecek büfelerine saldırırken çocuklar gibi şendik. O kadar acıkmış o kadar susamıştık ki, yedik, dinlendik, yine yedik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamp alanına girdiğimizde kimsenin uyumaya niyetinin olmadığını gördük, herkes bir ağızdan viva la vida'nın melodisini, sanki bir futbol maçında tezahürat yapıyormuş gibi söylüyordu. Kamp alanında giderek büyüyen bir kalabalık oluşuyordu. O kadar yorgun, o kadar yorgundum ki, çadıra girdim sadece ayakkabılarımı çıkardım, uyku tulumuna girdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra uyku beni aldı, götürdü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-2056830108812490022?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/2056830108812490022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=2056830108812490022' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2056830108812490022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2056830108812490022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/07/october-swimmer-yeniden-tatilde-bolum-3.html' title='October Swimmer yeniden Tatilde: Bölüm 3 Rock Werchter(3. ve 4. gün.)'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-3460099273120715432</id><published>2011-07-20T17:08:00.002+03:00</published><updated>2011-07-20T19:58:17.650+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer yeniden Tatilde: Bölüm 2 Rock Werchter(1. ve 2. gün.)</title><content type='html'>29-30/06/2011, Werchter, Belçika&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amsterdam'da geçen 4 gün sonrası 29 haziran sabahı festival için Belçika'ya hareket etmenin vakti gelmişti. Sabah odayı boşaltıp, otel elemanlarıyla vedalaşırken Amsterdam'da o gün toplu taşıma grevi olduğunu, istasyona taksiyle gitmemiz gerektiğini ve herkes işe gitmek için taksilere hücum edeceğinden  taksi bulmanın oldukça zor olabileceğini öğrendik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz bekledikten sonra Türk bir taksici 4'ümüzü de tek araçla tren istasyonuna götürmeye kabul etti, ancak elbette 20 euro isteyerek hemşerinin, hemşeriyi gurbette sevdiğini bir kez daha kanıtlamış oldu. Tren kalkış saati yakın olduğundan çok uzatmadan kabul ettik ve 10.53 Antwerp trenine tam vaktinde varmış olduk. Tren, bizim gibi çadırı, tulumu, matıyla yola çıkan festivalcilerle doluydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 saatlik bir yolculukla &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Antwerp&lt;/span&gt;'e, oradan 45 dakikalık ayrı bir tren yolculuğuyla &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Leuven&lt;/span&gt;'e, oradan da 20 dakikalık bir otobüs yolculuğuyla da nihayet festival alanına vardık. Vardığımızda saat 16'ya geliyordu ve sınırlı sayıda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Extra Long&lt;/span&gt; kamp bileti alan insan olmasına rağmen şimdiden etraf çok kalabalıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün önceden kamp alanına girmeyi sağlayan Extra Long kamp biletinin diğer sahipleri gibi biz de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A3 &lt;/span&gt;nolu kamp alanında kalacaktık. İrili ufaklı, toplam 10'dan fazla kamp alanı vardı ve güvenlik gerekçesiyle sadece kaydolduğun ve bilekliğinde yazan kamp alanına giriş serbestti. Her kampın girişinde yiyecek ve içki standları vardı, bizim kamp alanın girişine ayrıca seyyar bir carrefour bile kurulmuştu. Biz de uzun bir kuyrukta bekleyerek kamp bilekliğimizi aldık. Artık kampa girmeye ve çadır kurmaya hazırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampa girdiğimizde insanların çoktan çadırlarını kurduklarını ve yerleşip sosyalleşmeye başladıklarını gördük. Cem ve ben, benim Yiğitten ödünç aldığım çadırda kalacaktık.  Çağın ve Murat da, Çağın'ın getirdiği çadırı kullanacaklardı. Kendimize uygun bir alan seçtikten sonra çadırları yere serdik ve hemen sonra Cem'le bir birimize bakıp gülmeye başladık. İkimiz de çadır kurmayı geçtim, çadırda bile kalmamıştık. Bir süre yerdeki çadıra ve birbirimize baktıktan sonra, kendi çadırını kuran ve bize yardıma gelen Çağın'ın ve çevredekilerin yardımıyla biz de çadırımızı kurduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çadır biraz eskiydi, pollerinin birinde kırık bir yer vardı. Bunlar biraz endişe yaratsa da çadırımız, sağolsun hiç sorun çıkarmadı. Hatta oldukça büyük olduğundan eşyaları, Amsterdamdan aldığımız şişme yatakları, uyku tulumlarını yerleştirince bile içinde boş yer kaldı. Öte yandan Çağın'ın getirdiği çadır ise çok küçük kaldı. Değil eşyalar, yataklar bile sığmıyordu. Neyse ki Carrefour'da uygun fiyatlarla çadır da satılıyordu. Murat kendisine başka bir çadır aldı. (beğenmeyince ertesi gün bir tane daha aldı) Bu arada çadırları kurduktan sonra kapılarının ayrı ayrı yönlere baktığını, ortaya boş, ortak bir alan bırakmadığımızı farkettik, ancak çok geçti, acemiliğimize verdik. Oysa bu festivalin ve kampçılığın kurdu olan Belçikalılar, çadırları daire şeklinde kurup, ortaya tenteler, sandalyeler atmıştı. Hatta bazıları ocak getirmiş, yemek yapıyorlardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çadır telaşı bittikten sonra etrafa, özellikle kamp alanına alıcı gözüyle bakma fırsatı buldum. 60'a yakın tuvalet vardı, sık sık temizleniyordu, ayrıca 24 tane de açık pisuar koymuşlardı, ki çok iyi fikirdi. Tuvalet olayı çok sorun olmayacak gibi duruyordu, ancak lavabolarda sabun yoktu. Hijyen için ekstra dikkatli olmak gerekiyordu. Duşlar kampın girişindeydi ve 4 Euro'ydu. Günün belli saatlerinde açıklardı . Sabahları saat 10'dan sonra oldukça uzun bir kuyruk olduğundan, ya da para vermek istemediklerinden kimileri, sabahları mayo ve bikinilerini giyip pet şişelerle lavabodaki soğuk suyla duş alıyordu... Etrafı alıcı gözüyle inceledikten sonra karnımızı doyurmak ve bir şeyler içmek için kamp girişindeki ortak alana yöneldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fast food büfesinden yemeğimizi, içecek büfesinden de yerel yönetimin talebiyle alkol oranı %2'ye indirilmiş Jupiler biramızı(elbette pet bardakta) alıp saatlerce ortak alandaki masalardan birinde oturduk. Bu esnada masamıza farklı milletlerden farklı insanlar oturdu, onlarla tanıştık. Gece 11'de(evet o esnada hava kararıyor) hava kararıp soğuyup, içtiğimiz biraların bizi sarhoş etmeyeceği de anlaşılınca uyumak ve ertesi gün başlayacak festivale zinde başlamak üzere çadırlara dağıldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah çadıra düşen yağmur damlalarının patırtısıyla uyandım. Festival'in ilk günü yağmurla başlamıştı. Sabah erkenden başlayan yağmur, bende "acaba çadır su alacak mı" anksiyetesi yarattığı için, daha fazla uyuyamadım. Çaresiz, çadırda yağmurun dinmesini bekledim. Bir saat sonra yağmurun durdu. Gece boyunca 7-10 dereceler arası gezinen çadır içi sıcaklığın, güneşin bulutların ardından çıkmasıyla birden 30 dereceye yükselmesiyle yazlık kıyafetlerimi giyip kendimi can havliyle çadırdan attım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img id="fullimg" src="http://img839.imageshack.us/img839/2083/img1042x.jpg" style="cursor: pointer; width: 618px; height: 463px;" title="click to unzoom" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Festival alanı bir daha hiç böyle sakin ve temiz olmadı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kruvasan, portakal suyu, cheese cake ve meyveden oluşan kahvaltı sonrası keşfe çıkıp, 1 km yakındaki kasabadan para çektikten sonra nihayet festival alanına yönlenmenin vakti gelmişti. Saat 13 gibi içeri girip, yiyecek içecek ve promosyon standlarını gezdik, Bir daha asla o sakinlikte bulamayacağımız telefon şarj noktasında telefonlarımızı şarj ettik, yemek biletimizi, tanesi 2 euro olan 25 kupona bozdurduk ve saat 15.00'te nihayet ilk konser başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Festivali, ana sahnede ilk sahne alan Odd Future Wolf Gang Kill Them All, yani &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;OFWGKTA &lt;/span&gt;adlı 11 kişiden oluşan absürd bir hip hop grubu açtı. Herkesin hayalindeki açılış bu olmasa da, bir süre oturup katlandıktan sonra kendimizi koşa koşa &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Warpaint&lt;/span&gt;'i dinlemek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pyramid Marquee&lt;/span&gt; sahnesine attık. İlk defa festivalde dinlediğim bu 4 kadından oluşan grubu beğendim, ancak sonra da dinlemek isteyecek kadar sevdiğimi söyleyemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Warpaint çıkışı ana sahnede ve ikinci sahnedeki gruplar çok iştah açıcı değildi. Ayrıca sabahki yağmur sonrası bizi çimlerde günleşlendirecek kadar ısınan hava yine bozmuştu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Anouk&lt;/span&gt;'a kadar 2 saat vardı ve biz bu sürede çadıra dönüp iklime uygun üstümüzü değiştirdik. Malum mevsim birden yazdan sonbahara dönmüştü ve şüphesiz akşam yine kış gelecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anouk, 1 saatlik güzel bir konser verdi. Festival katılımcılarının çoğunluğu Hollandalı ve Flemenk bölgesinden Belçikalı olduğundan, Anouk'a ilgi hayli fazlaydı, özellikle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nobody's wife&lt;/span&gt; çalarken kalabalık coştu. Tabi biz bu esnada, daha sonra bir kaç defa daha olacağı gibi, Murat'ı bir süreliğine kaybettik. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Queens of Stone Age&lt;/span&gt; sahnedeyken bulduk. Linkin Park'ı beklerken İsviçre'de yaşayan biri İzmir'li iki kızla tanıştık. Onlar da 11 kişilik gruplarını kaybetmişlerdi. Çok umursamıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Linkin Park'ı onlarla izlemeye başladık, taa ki biz &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beady Eye&lt;/span&gt; için Linkin Park'ı satana kadar(pişmanlıklarımdan biridir)... Linkin' Park gayet de sağlam bir şekilde çalarken, nereden estiyse, belki bir Oasis esintisi buluruz, belki bir iki Oasis parçası çalarlar da neşemizi buluruz diye düşünerek ikinci sahneye gittik. Ancak tek bulduğumuz bayık bayık, boynunu bükerek şarkı söyleyen, Oasis'in feci halde yandan yemişi grubu ve fönlü saçlarıyla &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Noel Gallagher&lt;/span&gt; oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hayalkırıklığını ancak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Chemical Brothers &lt;/span&gt;ile aşabilirdik. Evet, gece saat 1'di ve hava buz gibiydi. Evet, hatta yağmur başlamıştı. Evet, ayaklarımız bizi öldürüyordu, ancak, festivalin en sağlam performanslarından birini izledik. Görselleri, ışık ve lazer şovları, parça seçimleri mükemmeldi. Yağmur altında tüm festival alanı coşmuştu, herkes garip bir uyumla dans ediyordu. Bir süre sonra ben de kendimi aynı ritmin içinde buldum. Gözümü kapattığımda müziğin beni içine doğru çektiğini hissettim. Gözümü açıp ekranlara bakınca, danseden, bir birinin içine geçen renklerle beraber ben de hareket ediyordum, onlarla beraber ben de ekranın köşelerine doğru akıyordum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 2 buçuk gibi çadıra geldiğimde ıslanmıştım. Üşümüştüm. Ayaklarım ağrıyordu. Kat kat giyinip uyku tulumunun içine girdim. Hala üşüyordum. Özellikle de burnum... Gece uzun ve zor olacaktı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-3460099273120715432?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/3460099273120715432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=3460099273120715432' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3460099273120715432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3460099273120715432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/07/october-swimmer-yeniden-tatilde-bolum-2.html' title='October Swimmer yeniden Tatilde: Bölüm 2 Rock Werchter(1. ve 2. gün.)'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-8568876033596311819</id><published>2011-07-11T17:48:00.006+03:00</published><updated>2011-07-11T19:07:26.482+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer Yeniden Tatilde: Bölüm 1 Amsterdam</title><content type='html'>25-29 Haziran 2011, Amsterdam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tatil 24'ünde başladı. Ertesi sabah herhangi bir telaşa mahal vermemek için bir akşam öncesinden İstanbul'a geçtim. Geceyi Cem'de geçirecek sabah erkenden beraber havaalanına gidecektik. Çağın da aynı şeyi düşünmüş olacak ki, benden bir iki saat sonra onun da Cem'e gelmesi ve Murat'ın da bir ara uğramasıyla yol arkadaşlarımla tanışmış oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah uzunca bir yolculuktan sonra Schipol havaalanına saat 13 civarı indik. Tandığım en talihsiz insanlardan Cem'in , ki kendisi bu yolculukta da bunu defalarca kanıtladı, elbette pasaport kontrolünde anlamsızca bekletilmesi, ufak bir sorgulamaya maruz kalmasıyla havaalanından çıkışımız geçikse de 3 gibi Amsterdam Centraal'de, 4'e doğru da otelimizdeydik.&lt;br /&gt;&lt;div id="imgFrame" class=""&gt; &lt;a name="&amp;lt;br/&amp;gt;&amp;lt;a href=&amp;quot;http://oi51.tinypic.com/2cf86dz.jpg&amp;quot; target=&amp;quot;_blank&amp;quot;&amp;gt;View Raw Image&amp;lt;/a&amp;gt;" href="http://oi51.tinypic.com/2cf86dz.jpg" class="thickbox"&gt; &lt;/a&gt;&lt;a name="&amp;lt;br/&amp;gt;&amp;lt;a href=&amp;quot;http://oi51.tinypic.com/2cf86dz.jpg&amp;quot; target=&amp;quot;_blank&amp;quot;&amp;gt;View Raw Image&amp;lt;/a&amp;gt;" href="http://oi51.tinypic.com/2cf86dz.jpg" class="thickbox"&gt; &lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Frederiksplein'e yakın, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Leidsplein &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandtplein &lt;/span&gt;gibi şehrin ana atraksiyon meydanlarına nisbeten uzak, Cocomama diye ilginç isimli, Red Light District oluşturulmadan önce bir genelev olarak hizmet veren eski bir binaya yerleşimli hostelimizi beğenmiştim. Genç ve yardımsever elemanları, iyi düşünülerek düzenlenmiş bahçesi, ortak oda-mutfağı, temizliği hep iyi yönleriyken, tek can sıkıcı kısmı küçük ve sıkışık odalarıydı. Odada pek vakit geçirmediğimizden bu da pek sorun olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id="imgFrame" class=""&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt; &lt;a name="&amp;lt;br/&amp;gt;&amp;lt;a href=&amp;quot;http://oi51.tinypic.com/30t6gco.jpg&amp;quot; target=&amp;quot;_blank&amp;quot;&amp;gt;View Raw Image&amp;lt;/a&amp;gt;" href="http://oi51.tinypic.com/30t6gco.jpg" class="thickbox"&gt; &lt;img src="http://oi51.tinypic.com/30t6gco.jpg" title="Click for a larger view" id="imgElement" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="&amp;lt;br/&amp;gt;&amp;lt;a href=&amp;quot;http://oi51.tinypic.com/30t6gco.jpg&amp;quot; target=&amp;quot;_blank&amp;quot;&amp;gt;View Raw Image&amp;lt;/a&amp;gt;" href="http://oi51.tinypic.com/30t6gco.jpg" class="thickbox"&gt; &lt;/a&gt;&lt;/div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ben ve Cem'in Amsterdam'a daha önce gelmiş olmamız ilerleyen günlerdeki planlarımızı oluştururken oldukça yardımcı oldu. Bu yüzden uzun uzadıya Amsterdam'da geçen bu 4 günü anlatmak yerine ufak bir özet geçeceğim.&lt;br /&gt;&lt;a name="&amp;lt;br/&amp;gt;&amp;lt;a href=&amp;quot;http://oi51.tinypic.com/2cf86dz.jpg&amp;quot; target=&amp;quot;_blank&amp;quot;&amp;gt;View Raw Image&amp;lt;/a&amp;gt;" href="http://oi51.tinypic.com/2cf86dz.jpg" class="thickbox"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;**Genelde yukarıda da bahsettiğim gibi Leidsplein ve Rembrandtplein arasında gezindik, bazen Dam meydanı çevresinde dolandık, Özellikle kamp malzemesi alışverişi için Dam meydanının arkasındaki mağazaları arşınladık. Festival için eksiklerimizi tamamladık, aldığım şişme yatak ve yastık kampta oldukça işime yaradı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Bazen öğünleri Febo(fast food otomatları), oldukça yaygın olan patates kızartması çılgınlığı ve tabii ki tatlı pasta börek çörek satan bakerij ziyaretleriyle geçiştirmiş olsak da, Türkiye'den geldiğimizi anlayınca Türk olduğunu nedense çaktırmamaya çalışan ancak kontra sorularla pek bir seçenek bırakmadığımız Yusuf Abi'nin Meksika restoranı gibi yerlerde, adamakıllı yemekler de yedik.&lt;br /&gt;&lt;a name="&amp;lt;br/&amp;gt;&amp;lt;a href=&amp;quot;http://oi51.tinypic.com/2cf86dz.jpg&amp;quot; target=&amp;quot;_blank&amp;quot;&amp;gt;View Raw Image&amp;lt;/a&amp;gt;" href="http://oi51.tinypic.com/2cf86dz.jpg" class="thickbox"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;**Bol bol kahve içtik, bazen o kadar dolaşmanın yorgunluğunu alsa da bazen rahatsız ettiği de oldu, ancak İtalyanlar'ın dediği gibi, Roma'da Romalılar gibi yapmak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a name="&amp;lt;br/&amp;gt;&amp;lt;a href=&amp;quot;http://oi51.tinypic.com/2cf86dz.jpg&amp;quot; target=&amp;quot;_blank&amp;quot;&amp;gt;View Raw Image&amp;lt;/a&amp;gt;" href="http://oi51.tinypic.com/2cf86dz.jpg" class="thickbox"&gt; &lt;img style="width: 373px; height: 498px;" src="http://oi51.tinypic.com/2cf86dz.jpg" title="Click for a larger view" id="imgElement" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;**İlk iki gün bozuk ve yağmurlu hava 3. gün ısınınca kendimizi hemen sahile, Volendam'a attık:) Hollandalıların geçtiğimiz yüzyıldan beri okyanusla savaşı sonrası okyanusa setler çekerek göl haline getirdiği Markermeer'e kıyısı olan bu ufak sahil kasabasını sevdim. Amsterdam'a otobüsle sadece yarım saat uzaklıkta olduğu için gidilip görülebilir, ancak kısıtlı zamanınız varsa bir kısmını Volendam'da harcamanızı pek tavsiye etmem. Neticede biz de gittik, deniz ürünleri yedik, birer bira içip dolaştık ve geri döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Geçen yıldan hatırladığım ve hepsini tavaf ettiğim Amsterdam gece kulüplerine bu yıl pek ilgi göstermedim. Onun yerine akşam belli bir saatten sonra hostele gelip, oradakilerle içip muhabbet etmeyi, varsa bir plan topluca çıkmayı tercih ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Yine geçen yıl pek sevdiğim şehrin daha sakin ve yerli tarafı Haarlemstraat'a bu yıl diğerlerini de götürdüm. Bir kaç saat geçirdik ve onlar da çok sevdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticede bol bol güldüğümüz 4 gün geçirdikten sonra 29 Haziran sabahı, asıl geliş sebebimiz, Rock Werchter festivaline gitmek için Belçika'ya hareket ederken, sakin ve aynı zamanda çılgın şehir, Amsterdam'a bir daha geldiğime pişman değildim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-8568876033596311819?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/8568876033596311819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=8568876033596311819' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8568876033596311819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8568876033596311819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/07/october-swimmer-yeniden-tatilde-bolum-1.html' title='October Swimmer Yeniden Tatilde: Bölüm 1 Amsterdam'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-7392176451690618166</id><published>2011-07-06T00:16:00.004+03:00</published><updated>2011-07-06T20:00:00.674+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer's Five Stages of Grief</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;denial&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;Bakışları değişmişti. Henüz bir gün önce bana bakarken parlayan gözler soluk, sohbet ise sıkılgandı. Hareketlerinde genel bir acelecilik vardı. Sanki yanımda zorla duruyor gibiydi. Anlam veremedim. Bir yanlışlık olmalıydı. Ya da düzeltilebilir bir sebep... Her şeyi doğru yaptığımı düşünüyordum. Her şeyi düzgün yaptıysam, her şey düzgün gitmeliydi. Hala her şeyi kontrol edebildiğim yanılgısındaydım&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;anger&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;Bu sabah bir değişiksin, kızgın gibisin" dedi.&lt;br /&gt;"Hayır, kızgın değilim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet kızgındım, evet çok kızgındım. &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Daha bir kaç gün önce gözlerime bakıp beni sevdiğini söyleyen insan artık orada olmadığı için kızgındım. İçine çekildiğim bu kuyudan çıkamadığım için kızgındım. Bana yabancı olan bu diyarlarda ne yapacağım hakkında hiç bir fikrim olmadığı için kızgındım. Midemdeki kelebekler, beni içten içe yemeye başlayan çekirgelere dönüştüğü için kızgındım. Olan bitene anlam veremediğim için kızgındım. Neyi yanlış yaptığım hatta herhangi bir şeyi yanlış yapıp yapmadığım hakkında hiç bir şey bilmediğim için kızgındım. Karanlıkta kaldığım için kızgındım. Bundan sonra ne olacağını korkarak merak ettiğim için kızgındım. Evet, kızgındım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bargaining&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir çıkış yolu olmalıydı. Belki bu yaşananlar kötü bir rüyaydı. Birazdan uyanıp soğuk bir duşla bu rüyanın etkisinden çıktıktan sonra işe gidecektim. Kesinlikle bir çıkış yolu olmalıydı. Şimdiye kadar her şeyi kendim halletiğim gibi bu gidişi de tersine döndürebilirdim. Belki yeterince kendim olamamıştım, belki de yeterince kendim olmaktan vazgeçmemiştim. Yaptığı elim hatanın farkına varacaktı. Beni sevdiğini ancak bana aşık olmadığını söylüyordu. Bana aşık olmayı çok istediğini söyledi sevgili okur, sence de bu bir şey değil miydi? Hem sevgi ve aşk ne zaman kesin sınırlarla ayrılmıştı ki? İkisinin aynı şey olduğunu görecekti biraz düşünse. İkisi aynı şey değil miydi? Bu ikisinin arasındaki sınırları kim çizmişti ki? Bütün filmlerde ve kitaplarda insanlar birbirine "seni seviyorum" demiyor muydu? "Sana aşığım" diyerek hislerini deklare edenler yoktu. Var mıydı? Aşk olmadan sevgi yetmez miydi sevgili okur? Evet, evet Bir şekilde her şey yoluna girecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;depression&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anksiyete rüyaları kötü şeyler. Sabah 6'da anlamsızca uyanmak ve göğsünde garip bir sızıyla umutsuzca tekrar uykuya dalmak kötü. İştahsızlık kötü. Boğazına takılan düğümler sevimli değil. En kötüsü de çaresizlik hissi. Artık elimden bir şey gelmeyeceğini biliyorum, yine de bu bir rahatlamadan öte daha çok sıkıntıya yol açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;acceptance&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kabullenmek en zor şeylerden biri. Ancak ne yazık ki kabullenmeden yaşanmıyor sevgili okur. Düşünürsen şu an memnun olduğun dahil, içinde bulunduğun bütün durumları kabullendiğini görüyorsun. Belki kabullendiğin için memnun oluyorsun. Kabullenmek zor... Bazen uzaklaşman gerekiyor, araya binlerce kilometre koyman gerek. Minimum maruziyet, maksimum uzaklık yardımcı oluyor. Belki de kaçmak bu işi kolayca halletmek, ama yine de yardımcı oluyor. Bazen ise bir veda, her şeyi anlamana yardımcı oluyor. O son ana kadar, kaçıştan önceki o veda anının son saniyesine sakladığın umutlarının elinde patlaması işe yarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de kabullendim sevgili okur, şu andan sonraki bütün ihtimalleri kabullendim. Hatta bazı ihtimaller üzerine düşünüp bazı senaryolara kendimce şartlar koyacak kadar kabullendim. Onun resmine bakınca sanki artık bir yabancıymış gibi geldiğini anladığımda kabullendim. Artık "Beni arayacak mı" diye telefonuma bakmadığımı farkettiğim an anladım kabullendiğimi. Şu an ne yaptığını merak etmediğim dakika gördüm tünelin ucundaki ışığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi elimle kendimi soktuğum bu durumdan kurtulmam ancak kendi elimle olacak. Mutluluğu ve bedelinin ne olduğunu öğrenmek pahalıya patladı. Pişmanlık ve pollyannacılık arasında gidip gelsem de bu yaşadıklarımın uzun dönem etkilerini ancak yine yaşayarak göreceğim. Döngülerime ve beni isteyen insanlara koşmak o kadar kolay geliyor ki...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-7392176451690618166?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/7392176451690618166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=7392176451690618166' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7392176451690618166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7392176451690618166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/07/october-swimmers-five-stages-of-grief.html' title='October Swimmer&apos;s Five Stages of Grief'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-5978768018303847931</id><published>2011-06-23T00:01:00.003+03:00</published><updated>2011-06-23T00:34:54.185+03:00</updated><title type='text'>Değirmenler</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://th02.deviantart.net/fs19/PRE/f/2007/270/5/f/alacati_windmills_by_yigit_che.jpg" style="margin-top: auto; width: 437px; height: 306px;" class="smshadow" name="gmi-ResViewSizer_img" id="gmi-ResViewSizer_img" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Gülmeye başladı, "Sen neden gülüyorsun ki?" dedi.&lt;br /&gt;"Bilmem, sen güldüğün için"&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefes aldıkça küçük burnunun kanatları muntazam bir şekilde hareket ediyordu. Güneş yüzüne vuruyor, yüzündeki normalde farkedilmeyen tüyleri güneşte parlıyordu. Taktığı gözlük gözleriyle beraber yüzünün büyük kısmını kapladığı için, okuduğu kitaba nasıl tepki verdiğini göremiyordum. Çok yavaş ilerliyordu, buna rağmen bütün dikkatini kitaba vermişti. Ben de bir süreliğine Eflatun'la Davut'un hikayesine geri döndüm. Neden sonra yan dönüp onu izlemeye devam ettim. İfadesiz, okumaya devam ediyordu. Bir anlığına o kitabın içinde olmak istedim, olamazdım. Gözlerini göremiyordum. Gözlerini görebilsem belki her şey daha farklı olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plaj sessizdi. Sadece bir kaç şezlong doluydu. Benim algıma göre ise sadece ikimiz vardık. Sonunda istediğimiz olmuş, şehirden kaçmıştık. Bütün gerçekliğimizden uzaklaşmış, o boş plajda yalnızdık. Belki, asıl hata gerçekliği terketmekti, belki bu kadar yalnız kalmamak lazımdı. Belki tamamen hazırlıksızdım, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;aslında tamamen hazırlıksızdım&lt;/span&gt;. Terliklerim bile çantamdaydı. belki arabadan inerken hemen onları giyivermeliydim, belki plaj boyunca ayakkabılarım elimde, pantalonumun paçalarını kıvırarak yürümek iyi bir fikir değildi. Belki her zaman yaptığım gibi planlar yapmalıydım, haritaya bakmalı, oteli önceden internetten bulmalıydım. Belki kendim olmalıydım. Belki bütün belkilere uysam bile sonuç değişmeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"What's the point of this song? Or even singing?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; You've already gone, why am I clinging?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala kitabın içindeydi, kocaman gözlüklerinin altındaki tek yaşam belirtisi burun kanatlarının o ritmik hareketiydi.  Gözlerini göremiyordum, gözlerini görebilsem belki her şey daha farklı olacaktı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-5978768018303847931?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/5978768018303847931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=5978768018303847931' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5978768018303847931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5978768018303847931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/06/gulmeye-baslad-sen-neden-guluyorsun-ki.html' title='Değirmenler'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-2911801680297435215</id><published>2011-06-14T14:17:00.007+03:00</published><updated>2011-06-15T18:26:18.883+03:00</updated><title type='text'>Evcilleşmek</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-ugm-VLHUVkw/TfjO_4QsGbI/AAAAAAAAAZs/-K_93lT3TIg/s1600/40.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 306px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-ugm-VLHUVkw/TfjO_4QsGbI/AAAAAAAAAZs/-K_93lT3TIg/s320/40.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5618468131974158770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Her gün aynı saatte geldi. Vakit yaklaştıkça heyecan ve mutluluk başladı, biraz daha yaklaşınca yerini endişeye bıraktı. Geç kaldığı zamanlarda ise hissettiğim şey korkuydu. "Korku" buradaki anahtar kelime sanırım. Bütün motivasyonların kaynağı. Rüşvete alışmış yozlaşmış bir memur... Onu kapının dışında tutmak için hep daha fazla çabalamak gerekiyor. Bir bakış, güzel bir söz, bir gülümseme için dilenmek; hep daha fazla vermek gerekiyor. En son noktaya kadar...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-style:normal;mso-bidi-font-style:italic"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div&gt;Memnun olmak en güzel şeymiş. Yorumsuz bir hayatı seçmek. Koltuğunun, yatağının rahatlığında, cehaletin saadetini yaşamaya devam etmek. Risksiz hayat, belki mutluluğu tadmadan ama kesinlikle güvenli hayat... Mutluluk kötü kardeşi, korkuyla geliyor. Anksiyete rüyaları, iştahsızlık, sabitlenme ve dikkatsizleşmeyle geliyor. Eski ve sağlam bütün temellerini sarsıp, eski benliği tanınmaz hale getiriyor. Neye uğradığını, neye dönüştüğünü anlamakta güçlük çekiyorsun.&lt;/div&gt;...ve zaman geliyor ki, darmadağın edilip eline verilmiş bütün değerlerini tekrar bir araya getirmek için umutsuzca çabalarken, önceki &lt;a href="http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/02/ummak-uzerine-biraz-daha.html"&gt;bütün önyarg&lt;/a&gt;ılarının doğru olduğunu anlıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/--fhs0p0KrdA/TfjOh__BQpI/AAAAAAAAAZc/TUvs54p1WMI/s1600/36.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 190px;" src="http://3.bp.blogspot.com/--fhs0p0KrdA/TfjOh__BQpI/AAAAAAAAAZc/TUvs54p1WMI/s320/36.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5618467618651456146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"&lt;em&gt;Şimdi git ve güllere bir kez daha bak. O zaman kendi gülünün evrende eşsiz ve tek olduğunu anlayacaksın." &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hem ayrılsak ne olur ki? Ben, herkes için sadece bir kişi olduğuna inanmıyorum. Dışarıda milyonlarca insan var. Elbet birini bulacaksın. Hatta belki sonradan geri dönüp beni düşününce güleceksin.&lt;br /&gt;Yüzüne baktım, bakışlarından bir şeyler çıkarmaya çalıştım. Çelişkiliydi. "Olabilir" dedim. Biraz duraklayıp devam ettim: "Madem Küçük Prens'in lafı geçti. Evet dışarısı gül bahçeleriyle dolu, ama onun için tek önemli olan kendi gülü. Ben de başka gülleri istemiyorum" dedim.&lt;br /&gt;Gülümsedi, ama hala çelişkili bakıyordu&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-uPhkSc69jtw/TfjOxYX0MFI/AAAAAAAAAZk/IpZB7fhx-EU/s1600/22.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 215px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-uPhkSc69jtw/TfjOxYX0MFI/AAAAAAAAAZk/IpZB7fhx-EU/s320/22.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5618467882895945810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Normal Tablo";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;  mso-para-margin:0cm;  mso-para-margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:10.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-ansi-language:#0400;  mso-fareast-language:#0400;  mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Evcilleşmek, mutluluğun bedelini öğrenmek, hayatın bütün ironilerini birkaç günde yaşamak. O gül, küçük prensi nasıl evcilleştirdiyse ben de evcilleştim. Başıma ne geleceğini aşağı yukarı biliyordum. Korktuklarım başıma gelirse ne yapabilirim ki, kime kızabilirim üzülürsem? &lt;/p&gt;  &lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Böylelikle küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ve ayrılma vakti     geldiğinde “Ah! Sanırım ağlayacağım” dedi tilki. &lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    “Bu senin hatan” dedi küçük prens. “Ben sana zarar vermek istemedim.     Seni evcilleştirmemi sen istedim. &lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    “Doğru, haklısın” dedi tilki.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    “Ama ağlayacağını söyledin!”&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    “Evet, öyle.”&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    “O halde bunun sana hiçbir yararı olmadı.”&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    “Hayır, oldu. Buğday tarlalarının rengini gördükçe seni     hatırlayacağım&lt;/span&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-2911801680297435215?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/2911801680297435215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=2911801680297435215' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2911801680297435215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2911801680297435215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/06/evcillesmek.html' title='Evcilleşmek'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ugm-VLHUVkw/TfjO_4QsGbI/AAAAAAAAAZs/-K_93lT3TIg/s72-c/40.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-6679601513404445995</id><published>2011-06-04T14:17:00.003+03:00</published><updated>2011-06-04T14:22:02.036+03:00</updated><title type='text'>Ugly</title><content type='html'>Aylar sonra Başka bir kayıt. Bon jovi konserine hazırlık olsun diye....&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt; &lt;object width="150" align="middle" height="50"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" menu="false" quality="high" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;amp;site=http://www.muzicons.com/&amp;amp;icon_pic=32.png&amp;amp;music_file=http://k002.kiwi6.com/hotlink/e9j8eml0kl/ugly.mp3&amp;amp;bg_color=00a69c&amp;amp;type_of_clip=whith_bar&amp;amp;text_color=FFFFFF&amp;amp;text_message=Last+day" wmode="transparent" width="150" align="middle" height="50"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://Muzicons.com" target="_blank" style="font-size:11px;color:00a69c"&gt;Muzicons.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://muzicons.com/" target="_blank" style="font-size:11px;color:000000"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-6679601513404445995?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/6679601513404445995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=6679601513404445995' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6679601513404445995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6679601513404445995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/06/ugly.html' title='Ugly'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-2704117528214598481</id><published>2011-05-17T23:53:00.007+03:00</published><updated>2011-05-18T00:20:32.086+03:00</updated><title type='text'>Sohbet Edilesiydi...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-pgpiBdl3THw/TdLlJGslYzI/AAAAAAAAAZQ/tCGI4Mje-wk/s1600/%25C3%25B6z%25C3%25BCkor.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 132px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-pgpiBdl3THw/TdLlJGslYzI/AAAAAAAAAZQ/tCGI4Mje-wk/s320/%25C3%25B6z%25C3%25BCkor.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607796430608884530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id=":6r" class="ii gt"&gt;&lt;div id=":6s"&gt; &lt;div&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Peki, hayata illa ki ekstra anlam katmak lazım mı?" diye sordum.&lt;br /&gt;"Nasıl yani" dedi.&lt;br /&gt;-Mesela kışları evden çıkmasam dizi izlesem, film izlesem, playstation başında saatler geçirsem, bir şeyler okusam. Ya da hiç bir şey yapmadan evde otursam. Yazları tatillere gidip, o tatilleri burada yazsam. O arada kalan önemsiz(!) zamanda da, bu saydıklarımı yapabilmek için işe gitsem... Bunlar yetmez mi?&lt;br /&gt;-Hayattan başka beklentin yok mu?&lt;br /&gt;-Benim hayattan beklentim yok da, sanırım hayatın benden beklentileri var.&lt;br /&gt;Güldü. "Allah aşkına bana  bu cümleyi bi açıkla" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yani ben iyiyim oturduğum koltuğum televizyonuma bakıyor, sonra yatağa geçince yatağa çevriliyor televizyonum, o da güzel. İkisinin de başucunda okuma ışığım var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar güzel şeyler. Ayrıca şimdiye dek hayat bana karşı çok zorluk çıkarmadı, aşağı yukarı ne istediysem yaptım, ama o yatak da, o koltuk da bazen bana garip bakıyor. Sanki "sen oturmaya devam et kucağımızda, neler kaçırıyorsun var ya" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra dışarı çıkıyorum, insanlarla değişik yakınlaşmalar yaşıyorum, bunu yapabilmek benim için çok zor olmuyor. bakıyorum kaçan bir şey yok aksine huzurum bozuluyor. Yine dönüyorum yatağımın, koltuğumun kucağına. Asıl dönebilmek zor oluyor..." diye açıklamaya çalıştım. O da yapabildiğince yorumlamaya çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticede bir şey çözemedik. Bu sohbetten bir beklentimiz yoktu, bu sohbetin bizden bir beklentisi varsa da bilemedik.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-2704117528214598481?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/2704117528214598481/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=2704117528214598481' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2704117528214598481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2704117528214598481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/05/alnt-yaplasyd.html' title='Sohbet Edilesiydi...'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-pgpiBdl3THw/TdLlJGslYzI/AAAAAAAAAZQ/tCGI4Mje-wk/s72-c/%25C3%25B6z%25C3%25BCkor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-5816037768027385558</id><published>2011-05-14T11:47:00.005+03:00</published><updated>2011-05-15T09:48:28.871+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer Tatile Hazırlanıyor: 2007'nin buz gibi soğuk sularından gelen bir Barcelona yazısı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right; font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Bakın ben defterimde ne buldum?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;03/08/2007 - 05/08/2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 Ağustos, saat 17 otobüsüyle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cordoba&lt;/span&gt;'dan yola çıkmak için bilet gişesine gittiğimde, aklımda yolculuğun maksimum 7 saat, bilet fiyatının ise maksimum 30€ olacağı cardı. Ama ne yazık ki yolculuk 14 saat sürdü, bilet ise 62,4 € tuttu. Evet, tek yön bir otobüs yolculuğu için 110 lira ödedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yiğit&lt;/span&gt;, İtalya'da interraile başlamış, Roma'da kız arkadaşıyla bir kaç gün geçirmiş, kız arkadaşının tatili bitince tek başına interrail'e devam edemeyeceğini düşünüp İspanya'ya bana katılmaya karar vermişti. Aslında zaten planlar arasında İspanya'da buluşmak vardı, ancak Yiğit Fransa'yı bypass edince buluşmamız 10 gün öncesine çekilmiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ise &lt;span&gt;Cordoba&lt;/span&gt;'da öğrenciliğim boyunca her yaz gittiğim yaz stajlarımın sonuncusunu yapmak üzere İspanya'daydım. İspanya günlerim pek eğlenceli başlamamış, eski gittiğim stajlardaki 20 kişilik eğlenceli grup yerine, bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İsrail&lt;/span&gt;li ve başka bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Türk&lt;/span&gt;'le ilginç bir üçlü grup olmuştuk. Yine eski stajlarımın aksine nispeten küçük, normalde 300.000 nüfusu olan, ancak yazın bu nüfusu 3.000'e, siesta saatlerine ise sokakta 3 kişiye inen bu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Endülüs &lt;/span&gt;kentindeydim. İspanya'ya varalı 4 gün olmuştu ve Yiğit'in beklediğimden önce gelecek olmasına sevinmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiğit, ben otobüse bindiğimde Barcelona'ya ulaşmış kalacağımız hosteli bulmuş ve beni bekliyordu. Kendisine en geç saat gece 1 civarı varacağımı(hala yolculuğu 7 saat sanıyorum) ve kuzey istasyonunda buluşabileceğimizi söyledim. Tabii gece saat 12 gibi, tabelaların birinden  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Valencia&lt;/span&gt;'ya bile henüz 100 km olduğunu görünce(valencia-barcelona arası 350 km) acı gerçekle tanışmış oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah 8 gibi Otobüsten indiğimde sonradan yeniden anlaştığımız üzere Yiğitle buluştuk. Normalde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Küçükpark &lt;/span&gt;ya da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alsancak&lt;/span&gt;'ta buluşmak üzere sözleşirken, şimdi Barcelona kuzey garı'nda buluşmak ilginçti. Hemen 10 dk mesafede bulduğu Hosteli sevdim. 1910'larda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gaudi&lt;/span&gt;'nin verdiği ilhamla yapılmış eski, yuvarlak hatlara sahip bir apartmanın bir katında, yüksek tavanlı, yuvarlak cumbalı güzelce bir odamız vardı. Şimdiden kendimi iyi hissediyordum, ancak kendimi sokaklara atabilmek için hala 3-4 satlik bir uyku ve güzel bir kahvaltıya ihtiyacım vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet saat 16 gibi dışarı çıktık, Cordoba'da bu saatte dışarı çıkmak, pratik olarak bir intihar yöntemi olarak görüldüğünden, bazen balkonlarından yaşlı teyzeler bize acıyarak bakardı. Tam aksine Barcelona daha kuzeyde olduğundan gayet serin ve yürümeye elverişli bir hava vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak hostelin  hemen yakınındaki metro istasyonundan L2 hattıyla hemen bir durak ötedeki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sagrada Familia&lt;/span&gt;'ya gittik. &lt;span&gt;Gaudi&lt;/span&gt;'nin 1883'te başladığı ve 1926'da öldüğünde ise ancak %20'sinin tamamlanabildiği ve o tarihten bu güne yavaş yavaş(gerçekten yavaş) ilerleyen ve 2026'da bitmesi tasarlanan bu büyük kiliseyi sevemedim. Çevresinde iş makinaları, devasa vinç ve iskeleleriyle, sarı saçlı, teni barcelona güneşiyle kıpkırmızı olmuş kuzeyli turistleri büyülemiş olabilirdi, ancak ben 2026 yılında bir daha görüp düşünmeye karar verdim:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırada Monumental durağındaki boğa güreşi arenası, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Plaza de Toros Monumental de Barcelona&lt;/span&gt;, ya da kısaca El monumental vardı. 1914 yılında yapılan ve bizans mimarisine benzeyen yapının her köşesinde devasa yumurtalar vardı. duvarlardaki boğa güreşi ilanlarına, bilet fiyatlarının 21 ile 40 euro arası değiştiğini söylüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;L2 hattını takip ederek Universitat durağına gittik. Şehrin nispeten eski kısımlarına girmenin vakti gelmişti. Metrodan inince önümüze çıkan ilk sokağa daldık. Dar sokaklar, Fransız balkonlar... Adeta "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İspanyol Pansiyonu&lt;/span&gt;" filminden kareler vardı sokaklarda. Haritaya bakmadan, oryantasyonumuza güvenerek yürümeye devam ettik ve bir anda iç kısımlardan çıkıp Barcelona'nın en ünlü, en civcivli caddesi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;La Rambla'&lt;/span&gt;da bulduk kendimizi. Yüzlerce insan, her köşebaşında farklı bir performans sergileyen animatörler, canlı heykeller, müzisyenler, ressamlar... Organize bir kaos vardı burada, Cordoba'dan sonra yavaş yavaş İspanya'da hayat olduğunu görüyordum. Denize doğru ilerlerken yolun hemen sağ tarafındaki pasajların birine girdik, yarı açık bir yiyecek pazarı vardı. Bütün kokular birbirine karışmıştı. Biraz peynir tattık. biraz meyve alıp yolumuza devam ettik. Hediyeci dükkanlarının birinden, kolleksiyonum için bir tabak aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limana vardığımızda saat 19 olmuştu. Limandaki alışveriş merkezinde hızlıca bir şeyler yedikten sonra şehrin gotik ağırlıklı mimarisiyle ünlü, barrio gotico'ya yöneldik. Taş sokaklar, her sokaktan gelen farklı bir müzik, küçük heykelciklerle dolu eski binalar.... makineme film taktım ve  gün ışığının son zerresine kadar fotoğraf çektim. Sokaklar, Katedral'e yaklaştıkça daha da güzelleşiyordu. Bir de akşam ışıklarıyla görmek lazımdı.  Katedralin hemen yanındaki küçük meydancıkta bir süre dinlendik, kaldırıma oturarak bir süre sokak şarkıcılarını dinledik. Müzik çok güzeldi. Oval ya da sekizgen, metal perküsyon aletleri kullanıyorlar ve nasıl yapıyorlarsa telli enstrüman sesi çıkartıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katedralin restore ediliyor ve Avrupa'da restore edilen her yapının üstünü kapladıkları resimli brandalarla örtülü olması beni hiç şaşırtmadı, zira geçmiş yıllarda Roma'da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;San Pietro&lt;/span&gt;'nun, Londra'da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;St. Paul&lt;/span&gt;'ün de ben oradayken aynı şekilde restore ediliyor olması benim şansımdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hostel' dönüp biraz dinlendikten sonra saat 23 gibi tekrar çıktık. Yıkanmış ve kayganlaşmış sokaklarda korkarak epeyce yürüdükten sonra nihayet ara sokakta ufak bir bar bulduk. İçerisi oldukça kalabalık(ama boğuk değil) barla ilgilenen kız ise oldukça güzeldi. Bir sürahi Sangria istedik, hazırlanışını izledikten sonra  hızlıca içtik. Oradan çıkınca tekrar sahile yönelip deniz kenarındaki çimlerde içmeye devam ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra ikimizin de sorunları başladı. Yiğit, oturduğumuz çimlere allerjik reaksiyon göstermişti, gözü ve dudağı anjiyoödem denen şişliklerle balon gibi olmuştu, benim ise mesanem patlayacak duruma gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O saatte tüm sokakları çiş kokan Barcelona'da bir tek ben işeyemiyordum. Hepsi utangaç mesanemin suçuydu. Birinin yüzü gözü şiş, öteki sıkışmaktan yürüyemeyecek hale gelmiş, adeta iki ucube gecenin 1'inde bana işeyecek yer bulmak için dolaşıyorduk. En sonunda mesanemin kendini güvende hissedeceği, ancak rahatça gasp edilip öldürülebileceğimiz tenhalıkta bir köşe bulunca ben rahatlayabildim. Yiğitin ödemleri de azalmaya başlamıştı. Yeniden hayata dönmüştük:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saat 3 gibi limana paralel ilerleyen yolların üzerindeki üst geçitlerden birinde tripodla yüksek enstantaneli fotoğraf çekmeye başladık. 1 saat boyunca uğraştık, o gecenin en güzel anıydı belki de, ve ortaya şöyle bir şey çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="width: 684px; height: 510px;" src="http://www.deviantart.com/download/65933416/lights_by_yigit_che.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odaya döndüğümüzde saat sabaha karşı 5'e geliyordu. Uyuyacak, dinlenecek ve Cordoba'ya dönüş yolculuğumuzu planlayacaktık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-5816037768027385558?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/5816037768027385558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=5816037768027385558' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5816037768027385558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5816037768027385558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/05/october-swimmer-tatile-hazrlanyor.html' title='October Swimmer Tatile Hazırlanıyor: 2007&apos;nin buz gibi soğuk sularından gelen bir Barcelona yazısı'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-2276155739174491531</id><published>2011-04-28T20:55:00.004+03:00</published><updated>2011-04-28T21:46:27.780+03:00</updated><title type='text'>Bundan başka dünyalar da var.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://farm3.static.flickr.com/2583/3969903648_9603e2ec5e.jpg" src="http://farm3.static.flickr.com/2583/3969903648_9603e2ec5e.jpg" /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Pause.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...O zaman bir kaç saniyeliğine bu tuşa basılmış gibi oluyor. Oturduğum masadaki dönen muhabbetten, hatta oturduğum masanın kendisinden soyutlanıyor ve sadece benimkilere bakan gözlere kitleniyorum. Dışarıdan ne kadar aptal göründüğümü hiç önemi yok. Zaten o esnada masamda komik bir şeyler dönüyorsa, dinliyormuş gibi görüneyim diye yüzüme yerleştirdiğim  ilginç gülümse de beni kurtarmayacak. Çok da umrumda değil aslında, zira ben şu an tam karşımda, bana bakan yabancıya bakıyorum ve onu merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamandan, mekandan ve ruh halimden bağımsız, bu yaşadığım "duraklamalar".  Bazen güzel bir &lt;a href="http://octoberswimmer.blogspot.com/2009/12/cumartesi.html"&gt;cumartesi &lt;/a&gt;günü, bazen de sıkıcı bir pazar günü... Kişiden de bağımsız, her seferinde işlemiyor, her gözgöze geldiğin kişiyle gelişmiyor. Evet, çoğu zaman hormonlar büyük rol oynasalar da olay karşı cinsten rastgele biriyle gözgöze gelip karşılıklı hoşlaşmadan daha öte bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duraklamaları farklı yapan, karşılıklı merak ve neredeyse acıtan bir aşinalık hissi; uzaktan, kalabalığın içinde sadece gözlerle iletişim çabası; bazen eş zamanlı bir gülümsemeyle oluşan senkronizasyon; tüketmemek için arada başka taraflarla, ya da oturduğun masada oluşturduğun küçük dünyanla ilgilenme ihtiyacı yaratması ve pek tabii ki, hepsinin sonunun bir sürü "ya?", "acaba?" ve "eğer?" dolu düşünce balonu bırakacak şekilde aynı bitmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözler hep farklı ama sonlar her zaman aynı oluyor. Gözlerden birinin sahibi, buruk ve bunu haketmişcesine uzatılan bir kaç bakıştan&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(one more cup of coffee for the road)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; sonra ilgili mekanı terkediyor, sonra evli evine, köylü köyüne...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Play. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra oturduğum masaya geri dönüyorum. Yan masaları ilgisizce inceliyorum. Önümdeki tabağa, bardağa, menüye, kitaba, bilgisayara; yanımdaki sandalyelere, üzerlerinde oturanlara, onların günlük endişelerine; kendi günlük endişelerime, işime, nöbet tarihlerime, tatil planlarıma yöneliyorum. Biraz önce baktığım gözlerin sahibi, sunacağı çatallanan evrenler ve yaratacağı paralel dünyalar ihtimallerini alıp, &lt;a href="http://octoberswimmer.blogspot.com/2008/10/yzyllk-yalnzlk.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yalnızlıkland&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kayıp Çoraplar ve Penalar İmparatorluğu&lt;/span&gt; ve &lt;a href="http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/08/krk-kalpler-krallg.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kırık Kalpler Krallığıyla&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; komşu, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Olasılık Kızları Cumhuriyeti'&lt;/span&gt;ne gidiyor. Bir gün ziyaret etmemi ve sundukları sonsuz ihtimalleri ve değişik yaşamları sırayla yaşamamı bekleyen diğerlerinin arasına katılıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-2276155739174491531?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/2276155739174491531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=2276155739174491531' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2276155739174491531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2276155739174491531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/04/bundan-baska-dunyalar-da-var.html' title='Bundan başka dünyalar da var.'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm3.static.flickr.com/2583/3969903648_9603e2ec5e_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-610581340130984504</id><published>2011-04-24T20:58:00.009+03:00</published><updated>2011-04-24T22:08:58.117+03:00</updated><title type='text'>Sihirli Cumartesi, Sinirli Pazar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://www.metalkingdom.net/album/cover/d8/14461_bon_jovi_someday_ill_be_saturday_night.jpg" src="http://www.metalkingdom.net/album/cover/d8/14461_bon_jovi_someday_ill_be_saturday_night.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir "groundhog day" deneyimi yaşayacak olsaydım, ya da herhangi bir günün hiç bitmeyeceğini bilseydim, o günün cumartesi olmasını isterdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle özel bir cumartesi değil, alelade, tercihen ilk ya da sonbahara ait bir cumartesi olsun isterdim. Haftanın yorgunluk ve stresini cuma akşamında üzerimden atmış, ertesi günün pazar olduğunu bilmenin rahatlığıyla sadece kendim için ve yanımda olmasını istediğim insanlarla geçirdiğim bir günün sürekli tekrarlanması ya da hiç bitmemesi güzel olmaz mıydı?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Aslında düşününce,  groundhog day'deki gibi sürekli tekrarlanması ve benim de bunun farkında olmam bir süre sonra sıkıntı yaratabilirdi. Tekrarlanacaksa da ben farkında olmayayım. Evet, şimdi konumuza dönebiliriz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah nisbeten geç bir saatte uyanıp, kahvaltı sonrası biraz gezinti ve alışveriş, sonra evde dinlenip gece müzik dinlemeye çıkmak ideal bir plan olurdu ve okuyucu, müzik güzel olduğu sürece, emin ol hayatımın her gününü böyle geçirebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen plan değişebilirdi. Kahvaltı sonrası alışveriş yerine yapmak istediğim, ancak vakit bulamadığım, ya da vakit bulamamayı bahane ederek yapmadığım şeyleri yapabilirdim. Müzik dersleri alabilir, ya da bir grupla stüdyoda prova yapabilir ve yahut dil kursuna gidebilirdim. Hatta kahvaltıdan sonra, taa akşam üstü rüzgarı beni ürpertinceye dek Üsküdar Çaycısı'nda yol kenarına bıraktığım arabam hakkında endişelenerek nargile içip etrafı seyredebilirdim de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaman gereken şu ki okuyucu, o sihirli günde her şey için vakit var ve istediğim her şeyi yapabilirim, istemiyorsam yatakta kalabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi şöyle bir şey yapalım. Bu sihirli günde kalmak isteyen yazıyı burada bitirebilir, daha az sihirli versiyonuna göz atmak isteyen ise aşağıdan devam edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://991.com/newGallery/U2-Sunday-Bloody-Sun-6639.jpg" src="http://991.com/newGallery/U2-Sunday-Bloody-Sun-6639.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Rolling Stones haklı beyler! Her zaman istediğinizi alamıyorsunuz, hatta çoğu zaman istediğinizi alamıyorsunuz ve ne yazık ki büyülü cumartesiler umarken, elimizde kalanlar hep kasvetli pazarlar oluyor.&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Akşamki eğlencenin dozunu kaçırdığınız, ölmek isteyecek bir baş ağrısıyla uyandığınız, öğleden sonra ancak kendinize gelebildiğiniz pazarlar; kendinize geldiğinizde pazartesiye ne kadar da az kaldığını farkedip gece uyuyuncaya kadar, bu henüz farkettiğiniz gerçekliğin bütün gününüzü mahvetmeye yettiği pazarlar; saatlerin pazartesine doğru zalim bir hızla ilerlediği, zamanı durdurmak istediğiniz, ancak battaniyenin altında kalmaktan başka bir şey yapamadığınız pazarlar; havanın yağmurlu olduğu pazarlar; havanın çok sıcak ya da çok soğuk olduğu pazarlar; tanıdığınız herkesin şehir dışında olduğu, tek başınıza dışarı çıkınca sadece tanıdıklarınızın değil, bütün şehrin şehir dışında olduğunu farkettiğiniz hayalet pazarlar; bütün dükkanların kapalı olduğu pazarlar; bütün etlerin bayat, bütün sebzelerin soluk olduğu pazarlar; akşamdan kalmalıkla dolu, çirkin pazarlar...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen  groundhog day deneyimini yaşadığımı, hayatımın sürekli tekrar eden ve ne yazık ki bunun farkında olduğum bir pazar gününden ibaret olduğunu düşünüyorum. İşin İronik yanı o pazardan, beni sevmediğim pazartesinin kurtarmasını beklemek oluyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yazıdan, en sevdiğim günün Cumartesi olduğunu anlamışsındır, okuyucu.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-610581340130984504?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/610581340130984504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=610581340130984504' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/610581340130984504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/610581340130984504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/04/pazar.html' title='Sihirli Cumartesi, Sinirli Pazar'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-3599345895198575519</id><published>2011-04-17T13:33:00.003+03:00</published><updated>2011-04-17T14:35:36.910+03:00</updated><title type='text'>Rock Werchter</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="cursor: -moz-zoom-in; width: 536px; height: 402px;" alt="http://www.aquinohaymusica.es/wp-content/uploads/2010/03/200907_werchter.jpg" src="http://www.aquinohaymusica.es/wp-content/uploads/2010/03/200907_werchter.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tatil için çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, biri ne için çalışıyorsun diye sorarsa, cevap olarak bunu söyleyeceğim. Düşünüyorum aklıma başka bir şey gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten Şubat ayı geçtikten sonra, havaların ısınması bana hep ekstra bir motivasyon sağlarken, bir de iki yıldır havaların ısınmasının yıllık izinle aynı anlama geldiğini anlamam, bana yaz aylarını iple çektiriyor. Aylar öncesinden başlıyorum planlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sene de yaptığım gibi, bu yıl da yıllık iznimi Haziran ve Eylül olmak üzere ikiye böleceğim. Daha önce. Eylül ayı için nihayet New York'a karar verdiğimi, ancak haziran için henüz karar veremediğimi yazmştım. Bu yaz İstanbul'da yapılacak konser/festivallere göz atarken, Iron Maiden'a heyecan yapıp,  sevgili Cem kardeşimi de gaza getirmeye çalışırken, kendisinden gelen tokat gibi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Rock Werchter?"&lt;/span&gt; cevabıyla irkildim. Aslında yalan olmasın başta sallamadım. Sonra, bi ara "neymiş bu Rock Werchter" diye merak edip, &lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/home/"&gt;festivalin resmi sitesi&lt;/a&gt;ne girip, line up'u görünce artık haziran için de bir planım olduğuna karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle söyleyeyim(ya da copy paste yapayım):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;                            &lt;/span&gt;&lt;div style="cursor: pointer; color: rgb(0, 0, 0);" class="fieldDescription fieldActive"&gt;&lt;span&gt;THURSDAY&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="display: block; color: rgb(0, 0, 0);" class="fieldBody"&gt;&lt;div class="halfBOX"&gt;&lt;h3&gt;MAIN STAGE &lt;/h3&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=a97f267b-aa42-4e13-ab1e-0c1bcfe6a8c7&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=THE%20CHEMICAL%20BROTHERS"&gt;THE CHEMICAL BROTHERS &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=ee035fd5-7af9-4794-84d8-35d572aad761&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=LINKIN%20PARK"&gt;LINKIN PARK &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=16782707-5710-4ca9-b54a-bb2058846dc7&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=QUEENS%20OF%20THE%20STONE%20AGE"&gt;QUEENS OF THE STONE AGE &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=d3a47279-1f7b-4d70-bd92-b1004990e76a&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=ANOUK"&gt;ANOUK &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=87d46ccd-be43-4ee8-9262-90b3b805cf78&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=THE%20HIVES"&gt;THE HIVES &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=ae7ccb2b-aa5e-4db0-a8c2-a121da503bc4&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=SEASICK%20STEVE"&gt;SEASICK STEVE &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=86a3d5a4-4d0e-49ea-8591-22622df506d6&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=OFWGKTA"&gt;OFWGKTA &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="halfBOX"&gt;&lt;h3&gt;PYRAMID MARQUEE &lt;/h3&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=71afbd5a-96ba-4508-96c7-2cae9b4a944b&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=HURTS"&gt;HURTS &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=dbef3926-c2bb-4d8b-934e-16639461a8bf&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=BEADY%20EYE"&gt;BEADY EYE &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=a5e577ff-52c9-4c83-92c7-ff7738f840d6&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=EELS"&gt;EELS &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=0c1e4155-7d9c-4c4a-b205-76d26e162dda&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=JAMES%20BLAKE"&gt;JAMES BLAKE &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=55a97f35-cb1c-4d2f-ae1a-6353cf2bcbb0&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=ALOE%20BLACC"&gt;ALOE BLACC &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=4c3c276f-c2b9-4c0a-9b3c-39fe6d1e77a9&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=TV%20ON%20THE%20RADIO"&gt;TV ON THE RADIO &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=f5b3e012-77f8-4445-b39a-48ed709b517d&amp;amp;lid=dbe6be15-2513-4900-b58b-3732d8cb973c&amp;amp;artist=WARPAINT"&gt;WARPAINT &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="cursor: pointer; color: rgb(0, 0, 0);" class="fieldDescription fieldActive"&gt;&lt;span&gt;FRIDAY&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="display: block; color: rgb(0, 0, 0);" class="fieldBody"&gt;&lt;div class="halfBOX"&gt;&lt;h3&gt;MAIN STAGE &lt;/h3&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=6044f4e1-e538-4229-bbda-4c937d4d16a0&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=KINGS%20OF%20LEON"&gt;KINGS OF LEON &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=5a61898b-0413-4826-a0c4-17e32795580d&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=ARCTIC%20MONKEYS"&gt;ARCTIC MONKEYS &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=73ff97a8-1f2f-4586-b562-2bbd89a47cb6&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=THE%20NATIONAL"&gt;THE NATIONAL &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=3738fd9c-019f-491c-b968-588506f643eb&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=WHITE%20LIES"&gt;WHITE LIES &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=c62522fc-80d5-4641-acba-201ee3cd42d3&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=TRIGGERFINGER"&gt;TRIGGERFINGER &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=702c3f7a-abfc-4dfa-9bd5-eb4f77da45c0&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=NOISETTES"&gt;NOISETTES &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=bd6bf24b-f3bd-4e42-85c2-c681be5dae70&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=MONA"&gt;MONA &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="halfBOX"&gt;&lt;h3&gt;PYRAMID MARQUEE &lt;/h3&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=e1a8556f-a154-40bf-a5eb-d9050730a1ee&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=GOOSE"&gt;GOOSE &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=029e933b-1bd2-4cbe-a767-bd7bcffa2753&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=CHASE%20AND%20STATUS"&gt;CHASE AND STATUS &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=00cc3874-06dd-4486-8f89-7e6e6f41670a&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=OZARK%20HENRY"&gt;OZARK HENRY &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=6407ebd5-c307-484a-935b-412a9ad39bc0&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=JIMMY%20EAT%20WORLD"&gt;JIMMY EAT WORLD &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=8c2fdf4a-4529-4070-b38d-5cd1548b4792&amp;amp;lid=a65775d7-4f27-4a69-be62-561c5d8a4112&amp;amp;artist=LISSIE"&gt;LISSIE &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="cursor: pointer; color: rgb(0, 0, 0);" class="fieldDescription fieldActive"&gt;&lt;span&gt;SATURDAY&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="display: block; color: rgb(0, 0, 0);" class="fieldBody"&gt;&lt;div class="halfBOX"&gt;&lt;h3&gt;MAIN STAGE &lt;/h3&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=a7f9681c-ca4a-489e-9d78-6b3811606002&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=COLDPLAY"&gt;COLDPLAY &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=af0e76d7-91c9-4b43-8a6a-9905e626f7a3&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=PORTISHEAD"&gt;PORTISHEAD &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=122b18e4-b1f2-4ac5-9bda-c79070738a84&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=PJ%20HARVEY"&gt;PJ HARVEY &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=43fa2a13-82fe-4b3a-8a9a-afa7aec56d6b&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=ELBOW"&gt;ELBOW &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=ac88bd01-f2bd-4346-9050-2a6da43325f6&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=BRUNO%20MARS"&gt;BRUNO MARS &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=bdade996-b163-458d-9fc0-8aae64d09125&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=THE%20GASLIGHT%20ANTHEM"&gt;THE GASLIGHT ANTHEM &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=10bd1349-dcef-4c28-a08a-bc2827b797d9&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=RIVAL%20SONS"&gt;RIVAL SONS &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="halfBOX"&gt;&lt;h3&gt;PYRAMID MARQUEE &lt;/h3&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=db83daa3-6d4b-4046-a75e-64c9a25e9a6a&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=UNDERWORLD"&gt;UNDERWORLD &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=f0d3ac22-eb3f-42dd-8635-06cc171a6bbe&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=MAGNETIC%20MAN"&gt;MAGNETIC MAN &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=a6d0224e-b417-4639-93b7-31b8db3b50db&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=SELAH%20SUE"&gt;SELAH SUE &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=3d2dab3c-5ba0-4841-8591-66bedff3d100&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=BRIGHT%20EYES"&gt;BRIGHT EYES &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=db14e251-1432-4bd5-846d-293566f97c20&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=I%20BLAME%20COCO"&gt;I BLAME COCO &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=31e8814d-c588-4671-b992-adb7eb176eff&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=JENNY%20AND%20JOHNNY"&gt;JENNY AND JOHNNY &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=a25edf3f-8bfc-421e-a0d3-7e62b6480055&amp;amp;lid=69c25217-58c0-433b-b1a9-0b541f0d2ae9&amp;amp;artist=EVALINE"&gt;EVALINE &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="cursor: pointer; color: rgb(0, 0, 0);" class="fieldDescription fieldActive"&gt;&lt;span&gt;SUNDAY&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="display: block; color: rgb(0, 0, 0);" class="fieldBody"&gt;&lt;div class="halfBOX"&gt;&lt;h3&gt;MAIN STAGE &lt;/h3&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=4b60a151-3eec-48cf-9b20-56f3fafae80e&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=THE%20BLACK%20EYED%20PEAS"&gt;THE BLACK EYED PEAS &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=d1fdefdd-8835-45eb-86a6-011287695063&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=A-TRAK"&gt;A-TRAK &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=a6c94fa2-0711-414b-aaa9-3138d5a4d9c5&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=IRON%20MAIDEN"&gt;IRON MAIDEN &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=2b0fe309-b3dc-45d5-9d1e-5154b5c7d0d7&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=GRINDERMAN"&gt;GRINDERMAN &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=b01f3dda-de45-4c04-b14b-9c713ae8d77b&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=KAISER%20CHIEFS"&gt;KAISER CHIEFS &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=7beb875f-4306-40e9-84f5-b42e8d08b44d&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=KASABIAN"&gt;KASABIAN &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=a0a90016-31f1-4fcb-ae02-0fa8f9745012&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=SOCIAL%20DISTORTION"&gt;SOCIAL DISTORTION &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=7ceb10d2-69b3-462d-93ab-01b5e33d6aea&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=ALL%20TIME%20LOW"&gt;ALL TIME LOW &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="halfBOX"&gt;&lt;h3&gt;PYRAMID MARQUEE &lt;/h3&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=995fa0d9-fd87-4172-b0ed-68d971f9ba4a&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=DIGITALISM"&gt;DIGITALISM &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=a43e8569-bd27-410f-82b4-b005234c19ae&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=ROBYN"&gt;ROBYN &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=d3e53483-5668-4b11-88f7-22d003423a17&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=FLEET%20FOXES"&gt;FLEET FOXES &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=c117d8b6-f3b3-4ae6-a6ec-1f9211944517&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=BRANDON%20FLOWERS"&gt;BRANDON FLOWERS &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=cc6f0f16-6367-4891-a59d-8f994aceef7c&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=TWO%20DOOR%20CINEMA%20CLUB"&gt;TWO DOOR CINEMA CLUB &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=06edf95b-092b-43e2-8340-e4e613b5f1a2&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=TAME%20IMPALA"&gt;TAME IMPALA &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row odd"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=9ec38abf-63ba-4c2d-9a1d-e4f4d55c030e&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=THE%20VACCINES"&gt;THE VACCINES &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="row"&gt;&lt;a href="http://www.rockwerchter.be/en/lineup/artist.aspx?aid=b592180a-11dc-4ac7-baa3-122d4442ac9b&amp;amp;lid=59f32bc1-62f9-4533-a2ca-5ffc12293a47&amp;amp;artist=EVERYTHING%20EVERYTHING"&gt;EVERYTHING EVERYTHING &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sadece Iron Maiden&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(zira Sonisphere'deki diğer gruplar çok çekmedi ilgimi)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; için dünyalar kadar masraf yapıp o küçücükçiftlik park'a gitmekten daha mantıklı geldi bu seçim bana ve beni gaza getiren cemden önce, bir çılgınlık edip biletimi aldım. 5 günlük kamp+festival bileti+20 adet yemek bileti toplam 630 lira civarı bir meblağ tuttu. Tabi üzerine vize ve uçak bileti de eklenecek ama tek günlük sonisphere'in sahne önü biletinin 520 lira olduğunu da belirtmekte fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonrası ufak varyasyonlar artık. Uçak biletini nereye almalı. Direkt Brüksel'e mi inmeli yoksa bir iki gün önceden gidip bir daha Amsterdam mı yapmalı? Bunlar karar verilmesi gereken ufak detaylar. Gerisi ise 29 Haziran'da yıllardır itinayla uzak durduğum çadır&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(insanlar hala inanamıyor çadırda kalacağıma)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; ve dinlemeye değer bir sürü grup&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Coldplay diyorum bak)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-3599345895198575519?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/3599345895198575519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=3599345895198575519' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3599345895198575519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3599345895198575519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/04/rock-werchter.html' title='Rock Werchter'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-3451534268798589756</id><published>2011-04-14T22:15:00.009+03:00</published><updated>2011-04-14T23:09:19.118+03:00</updated><title type='text'>Pencereden Dışarı Bakan Adam</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="cursor: -moz-zoom-in; width: 419px; height: 279px;" alt="http://www.brusselspictures.com/wp-content/photos/MappaMundo2/mappa.mundo.view.outside.window.JPG" src="http://www.brusselspictures.com/wp-content/photos/MappaMundo2/mappa.mundo.view.outside.window.JPG" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Pencereden dışarı bakan adam tehlikelidir. Pencerenin dışındaki dünyada neler olduğunu merak eder. Pencerenin dışındaki hayatlara özenir. O an için de olsa pencerenin dışında olmayı hayal eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencereden dışarı bakan adam, pencerenin gerisinde olanlara karşı ilgisini yitirmiştir. Ya da buna kendini inandırmıştır. İkinci seçenek daha kötüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencereden dışarı bakan adam, sokaktan geçen insanların hikayelerini merak eder. Onların herhangi birini kendisiyle beraber, pencerenin gerisinde düşlemez, zira bir süre sonra yine pencereden dışarı bakacağını biliyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencereden dışarı bakan adam, ara sıra pencereden içeri bakan adam olur. Kendisine sokaktan geçen insanların gözüyle bakar, ya da sokaktan geçen vücut bulamamış, öylece havada süzülen grotesk bir "göz" aracılığıyla... Böylece kendi hikayesini okumaya çalışır. Sanki kaçırdığı bir şeyler vardır ve bu şekilde bunların neler olduğunu anlayacaktır. Aslında içten içe bunu, sadece yaptıklarını, seçimlerini "objektif bir bakış" illüzyonuyla meşrulaştırmak için yaptığını bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencereden dışarı bakan adam için pencerenin dışında olan şeyler dünyanın en güzel şeyleridir. Pencerenin dışında hayat vardır. Pencerenin dışında herkes mutludur. Bu "mutluluğu" aramak için pencere dışındaki hayata karışmaya çalışma teşebbüslerinin hepsinde, anında pencere gerisini özler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencereden dışarı bakan adamın ait olabileceği tek yer pencerenin gerisidir. Pencereden dışarı, pencereden dışarıdakilere bakmaya, sadece bakmaya devam edecektir. Bu esnada pencerenin gerisinde gerçekten olan biteni kaçırmaya mahkumdur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-3451534268798589756?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/3451534268798589756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=3451534268798589756' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3451534268798589756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3451534268798589756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/04/pencereden-dsar-bakan-adam.html' title='Pencereden Dışarı Bakan Adam'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-1276247447847013059</id><published>2011-03-27T21:10:00.004+02:00</published><updated>2011-03-28T17:28:29.857+03:00</updated><title type='text'>Güncellemeler 19: Here Comes The Sun</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;img style="WIDTH: 458px; HEIGHT: 344px" alt="http://img1.loadtr.com/b-423684-95_Spring.jpg" src="http://img1.loadtr.com/b-423684-95_Spring.jpg" /&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Google görsellerinden bahar &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;konulu resim&lt;/span&gt; ararken karşıma &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Renault Broadway Spring&lt;/span&gt; çıktı. Ne yapalım? Sizin de kısmetiniz buymuş. Ve hayır bu benim arabam değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;**Blogger yasağı ile herkes bir şeyler yazdı. &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;"Bloguma dokunma"&lt;/span&gt; gibi şaşırtıcı derecede iyi organize edilmiş bir kampanya düzenlendi. "Ve sonunda yasak kalktı" demek isterdim ama ilginç bir şekilde bloglara hala düzgün bir şekilde ulaşmak mümkün değil. Aslında böyle bir zamanda yazmaya devam etmek, en azından bir mücadele belirtisi göstermek gerekiyor, ama ne yazık ki bu ben değilim&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;(it ain't me babe)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;. Her yıl Şubat-Mart aylarında düşen yazı sayım ve hevesim bu sene blog yasağıyla beraber iyice belirginleşti. Nisan'ın gelmesi ve yasağın da umarım sonunda tamamen kalkmasıyla ben de tekrar uyanırım belki ha? Hem cemreler falan da düşecek yakında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**En son kaza yaptığımı yazmıştım. Hasarlı bir şekilde servise bıraktığınız arabanızı, hiç bir iz kalmamış, bıraktığınızdan daha yeni-en azından daha parlak ve temiz- bir şekilde teslim almanız güzel, bir nevi her şeyi unutturuyor. Keşke emosyonel ya da fiziksel travma yaşayan insanları da, böyle iz bırakmadan düzeltebilecek yerler olsaydı. İçinde bulunduğum meslek kolunun bu işi yapması gerekiyor, ancak ne yazık ki bizim tedavilerimiz sonrası insanlarda mutlaka bir iz kalıyor. Bazen tedavinin kendisinin izi kalıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Sizi bilmem, ama ben kesinlikle tatil için çalışıyorum. Tatilin benim için nasıl özel bir ritüel haline geldiğini tatil yazılarım kesinlikle anlatıyordur. Mart dönemecini geçtiğimize göre önümüzdeki aylar tatili planlama ve o planları gerçekleştirme ayları. Ben geçen sene olduğu gibi, bu yıl da tatilimi ikiye bölmeye karar verdim. Eylül'ün iki haftası nihayet uzun süredir beklenen &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Amerika&lt;/span&gt; seyahatine ayrılırken, Haziran'ın sekiz gününü kapsayan tatilimin diğer yarısı hakkında hala karar verebilmiş değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**20 aylık çömezlik periyodundan ve 8 ay önceki yanlış alarmdan sonra nihayet kliniğe yeni biri başladı. İş yüküm ve nöbet sayım belirgin bir şekilde azalacak ve bu gerçekten hayatımda belirgin bir fark yaratacak. Bundan sonra gelecek her kişi, daha az nöbet ve kendime ayıracak daha çok zaman anlamına gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Geçen hafta oynanan Fenerbahçe derbisine giderek, hayatımda ilk defa bir Galatasaray maçına, yeni statta hem de derbi maçına gitmiş oldum. Tabii bu kadar anlam yükledikten sonra gönül, sonucun da tatmin edici olduğunu anlatmak ister ama pişman olmadım sanırım. Bu arada stad gerçekten mükemmel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Stad gerçekten mükemmel ve yaza kadar başka bir Galatasaray maçına gitmeyeceğimi varsayarak, 8 temmuz'da ikinci kez &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;TT Arena&lt;/span&gt;'ya gidiyorum. 1993'te ilk geldiklerinde kendilerini bilecek ya da olgunlukta olmadığımdan ve 17 yılda bir geldiklerini düşününce bir daha gelme ihtimalleri pek bulunmadığından aşağı yukarı kendilerini Türkiye'de izlemek için ilk ve son şansım olan bu konseri kaçırmak üzücü olurdu. Biletler satışa çıktığı gün bir tane saha içi bileti(tribünde &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;bon jovi&lt;/span&gt; mi izlenir?) edinerek geri sayımı başlattım. Umarım &lt;a href="http://www.setlist.fm/setlist/bon-jovi/2011/united-center-chicago-il-1bd20180.html"&gt;böyle &lt;/a&gt;bir setlist'le çıkarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; **Gitar hocası ile ilgili attığım post sonrası gelen öneri mailleri sayesinde nihayet kendime bir adet gitar hocası ve düzenli bir uğraş buldum. En yakın zamanda başlıyorum. Ne kadar süre devam eder bilmiyorum, ama bu derslerin mutlaka bir şeyler katacağından eminim. 10 yıldır kendi kendime yanlış öğrendiğim, kemikleşen şeyleri düzeltse bile yeterli olur. Bir de spora mı başlasam ahah?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Velhasıl&lt;span style="FONT-STYLE: italic;font-size:78%;" &gt;(vaay)&lt;/span&gt; Nisan geliyor. Kış, geçen hafta son çabalarını gösterip 7-8 aylığına(izmir için tabi) aramızdan ayrıldı. Şimdi artık yazı yazmanın, tatil planları ve ufak hafta sonu kaçamakları yapmanın, iş çıkışlar Alsancak'ta sıcak hava+soğuk bira kombinasyonunun zamanı. Hatta durun burada Candan Erçetin'in kesinlikle güzel kafayla yaptığı &lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Melek&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(nora hanım düzeltti)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;adlı şarkıdan alıntı yaparak bitireyim: "...Ve daha bir sürü şey"&lt;span style="FONT-STYLE: italic;font-size:85%;" &gt;(böyle bir şarkı sözü mü olur yahu) &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-1276247447847013059?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/1276247447847013059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=1276247447847013059' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/1276247447847013059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/1276247447847013059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/03/guncellemeler-19-here-comes-sun.html' title='Güncellemeler 19: Here Comes The Sun'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-218452041192471803</id><published>2011-03-06T00:10:00.003+02:00</published><updated>2011-03-07T22:01:02.928+02:00</updated><title type='text'>Hayat bir kazadır</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Ey gece otobüslerine binenler, mutsuz kardeşler, biliyorum sizlerin de  aynı yerçekimsizlik zamanını aradığınızı. Ne orada, ne burada, ama iki  dünyanın arasındaki huzurlu bahçede &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;başkası olup gezinmek&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;.  Meşin ceketli futbol meraklısının sabahki maçı değil, kanlar içinde bir  kızıl kahramana dönüşeceği kaza saatini beklediğini biliyorum. Plastik  torbasından ikide bir bir şeyler çıkarıp tıkman asabi teyzenin  kızkardeşine ve yeğenlerine değil, öteki dünyanın eşiğine ulaşmak için  can attığım biliyorum. Açık gözü yolda, kapalı gözü rüyalarda gezen  kadastrocunun vilayet binalarını değil bütün vilayetlerin arkada  kalacağı o kesişme noktasını hesapladığını ve en ön sırada uyuyan soluk  yüzlü liseli aşığın sevgilisini değil, ön camı tutku ve hırsla öpeceği  şiddetli buluşmayı düşlediğini biliyorum. Bu heyecanla zaten hepimiz,  şoför sıkıca bir fren yaptığında, otobüsümüz rüzgârla şöyle bir  savrulduğunda hemen gözlerimizi açıp yolun karanlığına bakıp o sihirli  saatin gelip gelmediğini çıkarmaya çalışıyoruz."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/eWH7fBEfbew?fs=1" allowfullscreen="" frameborder="0" height="344" width="425"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kötüsü de ses  aslında. Fren sesi, korna sesi, aracın içindeki insanların uyarı,  kızgınlık en çok da korku içeren sesleri ve en önemlisi çarpışma sesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önünüze  çıkan araca doğru giderken, evet sonuna kadar bastığınız frenin bir işe  yaramayacağını bilerek giderken aslında bilinmez bir yere doğru da  gidiyorsunuz. Bu saniyeler, belki bazen saniyelerden de daha az süren bu  yolculuk, o kadar kısa, hem bir o kadar da uzun ki, sayamayacağınız  kadar düşünce balonları patlıyor beyninizde, bir çok hesap geçiyor  kafanızdan. Bu bütün düşünceler ve hesaplar beyhude, bunu siz de  biliyorsunuz, çünkü siz ve önünüzdeki, son durağınız olan kamyonetin sağ  yanı arasındaki metreler azaldıkça yapacağınız hiç bir şey sonucu  değiştirmeyecek. Buna rağmen kafanızdaki düşüncelere engel  olamıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda, beyniniz bunlarla meşgulken aşağıda  böbrek üstü bezinde de hummalı bir çalışma var. Bu süngerimsi yapıdaki  bezin içindeki milyonlarca hücrenin bu zamanlar için küçük kesecekilere  depoladığı adrenalin, uzun süredir bu anı bekliyormuşcasına, çıkış  zilini duymuş ilkokul çocukları gibi keseciklerini patlatıp kanınıza  karışmaya başlıyor. Kalp atışlarınız hızlanıyor, göz bebekleriniz  büyüyor refleksleriniz keskinleşiyor, ama nafile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudunuzun  ve beyninizin hiç bir çabası işe yaramıyor ve nihayet o sesi, bir  şeylerin yolunda gitmediğinin, bir şeylerin hasar gördüğünün habercisi  olan ve sırtında bir sürü belirsizlik taşıyan o sesi duyuyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O  sesle beraber olayın ikinci kısmı başlıyor. İlk duygu "merak" oluyor.  Kendinize ve diğerlerine bir şey olup olmadığını merak ediyorsunuz,  ellerinizi ayaklarınızı hareket ettiriyorsunuz, ettirebildiğinizi  görüyorsunuz. Tabii elleriniz titreyerek ihtiyacınızdan fazla hareket  edebildiğini gösteriyor. Arabadaki diğerlerini merak ediyorsunuz, herkes  iyiyse bu kez kazaya karışan diğerlerine bir şey olup olmadığını merak  ediyorsunuz ve tabii ki arabanıza ne olduğunu merak ediyorsunuz. Bu  esnada ilginç bir coşkunluk hissi kaplıyor benliğinizi, nedenini  anlamıyorsunuz ama içiniz içinize sığmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size sonsuzluk kadar  uzun gelen bir kaç saniyeden sonra nihayet kendinizi hazır  hissettiğinizde, bütün meraklarınızı ve coşkunluğunuzu bastırmak üzere  eliniz kapı mandalına gidiyor ve dışarı çıkıyorsunuz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-218452041192471803?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/218452041192471803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=218452041192471803' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/218452041192471803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/218452041192471803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/03/hayat-bir-kazadr.html' title='Hayat bir kazadır'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/eWH7fBEfbew/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-7813868167089428443</id><published>2011-02-28T19:35:00.002+02:00</published><updated>2011-02-28T19:45:00.442+02:00</updated><title type='text'>Blogu kötüye kullanma postu</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Üretici değilsem neden tüketici de olmuyorum" diyorum ve blogu şahsi amacım için kullanıyorum bu postumda.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 yıldır gitar çalıyorum, ne var ki işin teorik kısmında eksiklerim var Akustik gitarda "picking", elektro gitarda ise solo kısmında öğrenecek çok şeyim olduğunu biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayda 368 saat çalıştığımdan(evet) benim çalışma saatlerime göre ders saatlerini ayarlayabilecek ve işyerimde ya da tercihen evimde bana ders verebilecek bir gitar öğretmeni arıyorum. Fiyat konusu yukarıda saydığım önceliklerimden daha sonra geliyor, bir şekilde anlaşırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blogu okuyan ve İzmir'de bu tanımlamalara uyan arkadaşı, hocası ya da referans olabileceği biri varsa ve  lütfen yorumlar, ya da iletişim kısmındaki e-posta adresimden bana ulaşırsa çok sevinirim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-7813868167089428443?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/7813868167089428443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=7813868167089428443' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7813868167089428443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7813868167089428443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/02/blogu-kotuye-kullanma-postu.html' title='Blogu kötüye kullanma postu'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-8833194554042269355</id><published>2011-02-23T19:02:00.001+02:00</published><updated>2011-02-23T19:02:48.322+02:00</updated><title type='text'>Ummak üzerine biraz daha*</title><content type='html'>&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/9hUy9ePyo6Q?fs=1" allowfullscreen="" frameborder="0" height="344" width="425"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Aslında gündelik yaşam üzerine kurduğum tüm teoriler, bu teoriler sonucu  aldığım tüm önlemler, kendi zavallı hayatım üzerinde kontrolüm olduğu  sanrısını beslemekten ileri gitmiyor.  bu arada özel olarak zavallı  bir hayatım yok, gayet de iyi idare ediyorum sanırım, ama evrenin ve  tesadüflerin büyüklüğü karşısında bütün hayatlar zavallı kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ister istemez öğreniyoruz aslında elden bir şey gelmedğini. Bu  kabulleniş belki kurtuluşun sinyalini veriyor. Zira artık mücadele  etmeyip olanı kabullendiğin zaman belki istediğin(belki -istemek-  iddialı olur), idare edebileceğin şeylere rastlıyorsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o yüzden ummak nasıl bir zehirse, mutluluk arayışı da öyle bir  zehir, zira kimse mutlu olamıyor(en azından bu denkleme bir başkası  dahilken olamıyor) Birinin mutluluğu diğerinin verdiği ödünlerin  miktarıyla arttığından, bir süre sonra karşı tarafın verebileceği ödün  kalmayınca bu bahsettiğim mutluluk "illüzyonu" çok yükseğe çıkan helyum  balonu gibi birden patlayıveriyor. Çünkü evet çünkü insanlar beraber  varolabilmeyi beceremiyor. Benim şahsi görüşüm de beraber varolabilmenin  ütopya olduğu yönünde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden huzur için illüzyonlardan kaçınmak gerekiyor. Mutluluk  değil de memnunluğu aramak, iddialı hayallerin peşinden koşmayı bırakmak  gerekiyor. En zoru da bu, zira anlık heyecanlar beklentileri  yükseltiyor, aynı zamanda helyum balonumuz da gökyüzünde, patlayacağı  seviyeye doğru yükseliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimlerde ihtiyat gerekiyor. İradesi sağlam olanlar memnunluğu  sürdürebiliyor, belki de &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=BvYMAhSKGC4"&gt;neredeyse mutlu&lt;/a&gt; olabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:78%;" &gt;&lt;br /&gt;*Gönderilmiş öğeler klasörümden&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-8833194554042269355?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/8833194554042269355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=8833194554042269355' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8833194554042269355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8833194554042269355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/02/ummak-uzerine-biraz-daha.html' title='Ummak üzerine biraz daha*'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/9hUy9ePyo6Q/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-3973272783690946736</id><published>2011-01-28T21:56:00.003+02:00</published><updated>2011-01-28T22:07:54.341+02:00</updated><title type='text'>Giorni</title><content type='html'>&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/Hq-vxcPyfmw?fs=1" allowfullscreen="" frameborder="0" height="344" width="425"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ajda Pekkan'ın kalbur üstü devşirmelerinden "Ya Sonra"'nın orijinali... Mina Mazzini'den dinlemek çok daha güzel. İnsanı ister istemez Pekkan'ın coverladığı diğer şarkılarını aramaya sevkediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanında elbet, 60-70'lere gitmek, Beatles ve Bob Dylan plakları bulmak için uğraşmak, Uzun saçlı-kısa şortlu futbolcuların çamur içindeki sahalarda yaptıkları maçları seyretmek, soğuk savaş senaryoları kurmak ve elbette siyah Beyaz Türk filmleri evreninde yaşamak hayalleri kurduruyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-3973272783690946736?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/3973272783690946736/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=3973272783690946736' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3973272783690946736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3973272783690946736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/01/giorni.html' title='Giorni'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/Hq-vxcPyfmw/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-6439137574224858885</id><published>2011-01-23T16:53:00.002+02:00</published><updated>2011-01-23T17:37:13.696+02:00</updated><title type='text'>in somebody else's sky</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"...İki mahalle uzakta, on altı yaşında bir delikanlıyı, bir geceyansı reklâm afişlerine umutsuzca kurşun sıkarken görmüş, hemen anlamıştı. Bir başkası, elinde benzin tenekeleri, sinema girişinde yakalandığında kendisini tartaklayanlardan gözlerini geri istemişti; evet eski görüntüleri görebilen&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; gözlerini... Malatyalı bir çoban çocuğunun, bir haftada sinemalara alıştırıldığını, sonra evine dönüş yolunu, bütün bildiklerini ve bütün hafızasını kaybettiğini gazeteler yazmıştı, acaba Galip okumuş muydu? Beyaz perdenin üstünde gördükleri sokakları, giysileri, kadınları istedikleri için artık eski&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; hayatlarına geri dönemeyip sersefil olanların hikâyelerini anlatmaya günler&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; yetmezdi. Kendilerini sinemada gördükleri o kişilerin yerine koyanlar ise sayılamayacak kadar çok olduğu için onlara 'hasta' ya da 'suçlu' denmiyordu, hatta yeni efendilerimiz onları işlerine ortak ediyorlardı. Hepimiz kör olmuştuk, hepimiz, hepimiz..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başımıza ne geldiyse öykündüğümüzden geldi. Sinemalarda gördüğümüz hikayeleri yaşama isteğimizden... Halbuki bizi başta uyarmalıydılar, filmlerde gördüklerimizi gerçek hayatta bulamayacağımızdan bahsetmeliydiler, belki bu kadar büyük hayalkırıklıkları yaşamayacaktık o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://s2.hubimg.com/u/455753_f260.jpg" src="http://s2.hubimg.com/u/455753_f260.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bilmeliydik mucizelerin olmayacağını, gelinlerin son dakikada karar değiştirip eski bir otobüsle düğünlerden kaçmayacaklarını, hayatın güzel sürprizler çıkarmayacağını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ummak kendine düşmanlıktır, okuyucu. O yüzden hiç bir şeyi umma. Bir dekat boyunca yerinde oturup sinsice kendini hayatın ve tesadüflerin insafına bırakıp, istediklerinin, senin isteklerin doğrultusunda şekillendirilmesini umma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, hepimiz aynı yıldızları görüyoruz, ama ne yazık ki bazı yıldızlar başkalarının gökyüzüne ait ve hiç bir serzenişin ya da isyanın bu gerçeği değiştirmeyecek.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-6439137574224858885?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/6439137574224858885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=6439137574224858885' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6439137574224858885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6439137574224858885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/01/in-somebody-elses-sky.html' title='in somebody else&apos;s sky'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-504372094076418033</id><published>2011-01-16T00:50:00.003+02:00</published><updated>2011-01-16T00:53:26.009+02:00</updated><title type='text'>One</title><content type='html'>&lt;object align="middle" height="50" width="150"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;amp;site=http://muzicons.com/&amp;amp;icon_pic=7.png&amp;amp;music_file=http://dump.no/files/c65381e0dc28/01_I_Gotta_Feeling.mp3&amp;amp;bg_color=000000&amp;amp;type_of_clip=whith_bar&amp;amp;text_color=FFFFFF&amp;amp;text_message=listening" wmode="transparent" menu="false" quality="high" align="middle" height="50" width="150"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinden 3,5 yıl geçmiş. Yaptığım ilk kayıt. Kullandığım bütün ilkel yöntemlere rağmen sanırım en fazla keyif aldığım da buydu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-504372094076418033?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/504372094076418033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=504372094076418033' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/504372094076418033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/504372094076418033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/01/one.html' title='One'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-5810266520183284622</id><published>2011-01-15T23:56:00.008+02:00</published><updated>2011-01-18T16:48:27.676+02:00</updated><title type='text'>Simple Twist of Fate</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;img alt="http://www.motifake.com/image/demotivational-poster/small/1003/redemption-steve-irwin-crocodile-hunter-funny-demotivational-poster-1269831741.jpg" src="http://www.motifake.com/image/demotivational-poster/small/1003/redemption-steve-irwin-crocodile-hunter-funny-demotivational-poster-1269831741.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;...Orada oturmuş ne yapması gerektiğine karar verirken, artık hayatındaki bu tür değişimlerin onu çok da şaşırtmadığının farkına vardı. Hep aynı şeyleri yaşıyordu, her seferinde de ne yapması gerektiğine kafa yoruyordu, yine de hepsi aynı bitiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, aynı şeyleri yaşıyordu, ancak artık bir takım varyasyonlar da oluşmaya başlamıştı. Eskiden başlangıçlarda fazlasıyla heyecanlanan, olması gerekenden daha hevesliyken, giderek törpülemeye başlamıştı bu sahte heyecanını. Olmasını istediğinin illüzyonu, olması gerekenin, ya da basitçe halihazırda "olanın" önüne geçince sonuç dahil olan herkes için daha acı verici oluyordu. O yüzden artık yavaş yavaş, bu çaresiz anlam yükleme dilenciliğini terketmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu farketmek hoşuna gitti, ancak yine de tamamen her şey istediği gibi gitmiyordu. Hem, başladığı şeyin, başka bir döngü olduğunu biliyorken istediği gibi gitmekten nasıl bahsedebilirdi ki? Başlangıçlarda artık kendisi heyecanlanmıyordu, ancak hala, kendisi dışında ortaya çıkan heyecan ve duygu yoğunluğuna gem vurmuyor, aksine çoğu zaman cesaretlendiriyordu. Ne yazık ki bu da başkaları için bir illüzyon sebebiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksini yapamazdı, aksi insan ilişkilerinin dinamiğine uymazdı zaten. Kimse karşısında apatik duran bir adam istemezdi. Herkes karşıdakinden, tutulması gereken sözler olmasa da, devam etmek için bir miktar güvence isterdi ve bunu insanlara vermezseniz, istemediğiniz kadar yalnız kalırdınız. Evet, yalnızlığı seviyordu. Hayır, o kadar da sevmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden devam etmeye, kimsenin hayalini yıkmamaya, kurulan planları-hiç gerçekleşmeyecekleri bile- desteklemeye, sevgi sözcüklerine karşılık vermeye, masadaki elleri tutmaya, uzatılan dudakları öpmeye ve bütün bunlara, sonu üçüncü kişiler için devasa hayal kırıklıkları getirecek olsa dahi devam etmeye karar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öksürmeye başlayınca içeri girmesi gerektiğini anladı, bir kış günü için hava oldukça güzeldi, ancak mevsim hala kıştı. Bir kaç güneşli gün bu gerçeği değiştiremezdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-5810266520183284622?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/5810266520183284622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=5810266520183284622' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5810266520183284622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5810266520183284622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/01/simple-twist-of-fate.html' title='Simple Twist of Fate'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-8203998520024220243</id><published>2011-01-08T01:09:00.002+02:00</published><updated>2011-01-08T01:31:07.815+02:00</updated><title type='text'>Babamın Biletleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="cursor: -moz-zoom-in; width: 454px; height: 370px;" alt="http://img253.imageshack.us/img253/1479/piyango3.png" src="http://img253.imageshack.us/img253/1479/piyango3.png" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Saman kağıdının kokusunu, mavi grafik çizgilerini hatırlıyorum. Bazen kendisi bakar, bazen de "Bak bakalım bize bir şey çıkmış mı" diyerek bana kontrol ettirirdi. Her seferinde büyük heyecanla bakardım, belki o da aynı heyecanı hissederdi ben bileti kontrol ederken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam, denk geldikçe milli piyango bileti alır. Eskiden sektirmeksizin ayın bütün çekilişlerinde alırken, şimdi bu tutkusu biraz daha azalmış durumda. Denk geldikçe alıyor. Zamanla o da umudunu yitirdi herhalde. Bana kontrol ettireceği zaman artık genellikle internetten kontrol ettiriyor, yine de ben o, piyango bayiinden alınan o garip kokulu listelerden, her rakama teker teker bakarak heyecanla zenginliği aradığımız günleri özlüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz babalarımızdan izler taşıyoruz ve özellikle biz erkek çocuklar, bir gün babalarımız(gibi) olacağız. Bu kaçınılmaz. Sevdiğimiz, sevmediğimiz bütün huylarını, alışkanlıklarını her geçen gün kendimizde görmemiz bunun işareti değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir randevuya, ya da olmam gereken yere aşırı dakiklikten(ya da gereksiz bir telaştan) hep erken gitmem; akrabalarımın yanında, arkadaşlarımın yanında konuşkan olmam; bir şeye karar verdikten sonra vazgeçirilemeyen sabit fikrim; iş çıkışı televizyon karşısında uyuklamam hep babamın oğlu olduğumdan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara yeni eklenen ise Milli Piyango alışkanlığı. Şimdilik, yılbaşı çekilişlerini kaçırmıyorum, ama eminim bir zaman gelecek ki hiç sektirmeden her ayın 9,19 ve 29'unda bilet alacağım. O bileti aldıktan sonra, amorti bile çıkmadığını anlayacağım ana dek, kazanacağımdan emin olduğum büyük ikramiyeyle ne yapacağım konusunda planlar kuracağım. Onun eskiden büyük dikkatle göz gezdirdiği saman kağıttan liste yerine, ben biletimin numaralarını internete gireceğim ve bu sefer de bir şey kazanamadığımı öğrenince, planlarımı bir dahaki sefere erteleyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyebilirim ki, hayatta bazı kaçınılmaz şeyler vardır, zira hepimiz babalarımızın çocuklarıyız..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-8203998520024220243?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/8203998520024220243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=8203998520024220243' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8203998520024220243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8203998520024220243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2011/01/babamn-biletleri.html' title='Babamın Biletleri'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-2622480788230214193</id><published>2010-12-26T23:38:00.002+02:00</published><updated>2010-12-27T00:37:29.136+02:00</updated><title type='text'>Güncellemeler 18: Bir yıl da böyle bitti</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="width: 489px; height: 391px;" alt="http://1.bp.blogspot.com/_TrGVtSsyoHg/TQvCZuJ1YNI/AAAAAAAACz4/12wH01DJxJs/s1600/who-wants-to-sit-on-santas-lap-demotivational-poster.jpg" src="http://1.bp.blogspot.com/_TrGVtSsyoHg/TQvCZuJ1YNI/AAAAAAAACz4/12wH01DJxJs/s1600/who-wants-to-sit-on-santas-lap-demotivational-poster.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;***2010 pek hızlı geçti. Artık hayatımda çok fazla major atraksiyon olmamasından mıdır, nedir bilmiyorum ama, bu kez gerçekten de "bir çırpıda" geçiverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Hayatıma bir sürü yeni insan girdi, büyük çoğunluğu girdiği hızla çıktı. Bir kısmı uzun bir süre hayatımda kalacak gibi görünürken, hali hazırda hayatımda olan insanların da hayatımdan çıkışını izledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Tembellik tanrısına tapınmaya devam ettim.  İşten fırsat kalan zamanların çoğunu film ve dizi izleyerek geçirdim. Yılın ikinci yarısında odama dahil ettiğim, yatağa dönen televizyon ve playstationdan sonra yataktan çıkmadığım günler de oldu. Halbuki müzikle uğraşılacaktı, belki piyano öğrenilecekti... Kısfmet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Bütün tembelliklerimin yanında yıllık izin günlerimin hepsini dolu dolu iki tatil için kullanmam sevindiriciydi. Buradan her anını okuma fırsatı bulduğunuz iki güzel tatil yaptım. Amsterdam'da bisiklet sürdüm, Marsilya'da pasaportumu kaybettim, sonra buldum. Cezayir'lilerle Dünya kupası maçı izledim. Bob Dylan'ı Marsilya'da canlı dinledim, konser sonrası üç Fransız'la tek kelime anlaşamadan taksi paylaştım. 9 günde 8 uçak yolculuğu yaparak İtalya'yı en kuzeyinden en güneyine dolaştım. 5 yıl öncesinden kalan yerleri, insanları tekrar gördüm... Belki de 2010'un en güzel yanı tamamen kendi imkanlarımla yaptığım tatillerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Konser demişken, lise yıllarımın soundtrack'ini oluşturan The Cranberries'i en sonunda canlı dinleme fırsatını buldum. Gidişinden dönüşüne, o an Çeşme'deki serin rüzgardan Dolores'in giydiği çirkin kıyafetlere kadar asla unutamayacağım bir konser oldu. Belki de en güzel yanı o anıları bana The Cranberries'i ilk defa dinleten ablamla paylaşmak oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Geçen Aralık'ta iş konusunda hangi durumdaysam, şimdi de aynı durumdayım. Benden sonra  kimse başlamadığı için hala besin zincirinin en altında, en fazla yoğunluktayım. Tabii mesleğe olan hakimiyetim, yaptığım ameliyatları sayısı ve çeşitliliği artsa da, yoğunluk açısından bir değişim görmek için bir süre daha bekleyeceğim gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***En hevesli olduğum, müzik konusunda da pek bir kıpırdanma görememek üzücü oldu. 2009'da yaptığımdan daha az aktivitede bulunmam(daha doğrusu koskoca bir yılda sadece iki tane cover kaydı yapmam) üzücüydü. Gönül isterdi ki daha fazla çaba göstereyim, hatta cover değil de bir şeyler üreteyim, burada bestelerimi paylaşayım... Ama olmayınca olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Aşk falan bunlar garip şeyler. Bir şeyler sürekli yaşanıyor ama buraya yazabileceğim bir şey yok. Zaten anladığım kadarıyla buraya yazacağım insanın bir süre sonra yazılanları anlamsızlaştırmayacak biri olması gerekiyor. Geçmiş deneyimler aksinin komik olduğunu gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***İki adet Piyango bileti aldım. Büyük İkramiye çıkarsa Ne October kalır ne Swimmer, onu söyleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***2011? Temmuz'da İstanbul Bon Jovi Konseri, Ağustos başlarında 20 günlük yıllık iznimde New York tatili gibi planlar şimdiden oluşmaya başladı. İsteklerim? Ailem ve onların dışında gerçekten umursadığım 3-4 insan için her şey yolunda olursa ben sanırım yeterince memnun olacağım. Bir de bol güzel müzik. Başka da bir şey istemiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-2622480788230214193?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/2622480788230214193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=2622480788230214193' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2622480788230214193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2622480788230214193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/12/guncellemeler-18-bir-yl-da-boyle-bitti.html' title='Güncellemeler 18: Bir yıl da böyle bitti'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_TrGVtSsyoHg/TQvCZuJ1YNI/AAAAAAAACz4/12wH01DJxJs/s72-c/who-wants-to-sit-on-santas-lap-demotivational-poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-4460425973303952357</id><published>2010-12-02T00:29:00.003+02:00</published><updated>2010-12-11T21:46:04.453+02:00</updated><title type='text'>Bilinçli Tüketici</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="cursor: -moz-zoom-in; width: 413px; height: 351px;" alt="http://www.preparednesspro.com/blog/wp-content/uploads/2010/09/Expiration-date-myths-photo-co-lettertotheworldwordpresscom.jpg" src="http://www.preparednesspro.com/blog/wp-content/uploads/2010/09/Expiration-date-myths-photo-co-lettertotheworldwordpresscom.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her şeyin bir son kullanma tarihi vardır. Aldığın zevkin, tadın ya da yararın elbette ki bir sonu olacaktır.  Son Kullanma Tarihine gereken saygıyı göstermezsen, gelir seni bulur ve senden bunun acısını  çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında son kullanıcıyla yapılan sessiz bir anlaşmadır, Son Kullanma Tarihi. İçten içe kabul etmişsindir belirli bir süreden sonra inat etmemen gerektiğini, zira inat edersen bundan sadece sen zararlı çıkarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç istisna hariç, ki istisna sayısı ne kadar fazlaysa o kadar şanslısındır, hayatına giren her insan da bu kurala tabiidir. Onları arkadaş, sevgili, dost, her ne ad veriyorsan o olarak hayatına kabul ettiğin anda geri sayım başlar. Bazen derinden duyarsın o saatin sesini, ama duymadığına, o saatin başkası için işlediğine inandırırsın kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet geri sayım durduğunda daha fazla çabalamak anlamsızdır. Son Kullanma Tarihi, işini sinsilikle, küçük bahanelerle yapar ve sen farkına varmadan işini bitirir. İz bırakmadan, saatin bir sonraki duracağı an geri gelmek üzere sessizce ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki, o da bu karmaşık bir düzenin parçasıdır ve kendi üzerine düşeni yapmaktadır. Yapmazsa bu narin düzen bozulur ve hayatından çıkması gereken insanlar, yani Son Kullanma Tarihi geçenler, bazen bozuk bir süt gibi ağızda ekşi bir tad bırakır, bazen dışarıda beklemiş et gibi kokar, ya da günü geçmiş ilaç gibi zehirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden istersen inanma, ama Son Kullanma Tarihi'ne saygı göster sevgili okur, dolabını temizle, yoksa canın sıkılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-4460425973303952357?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/4460425973303952357/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=4460425973303952357' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4460425973303952357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4460425973303952357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/12/bilincli-tuketici.html' title='Bilinçli Tüketici'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-3257602304139041237</id><published>2010-11-28T23:08:00.003+02:00</published><updated>2010-11-29T00:16:14.752+02:00</updated><title type='text'>Gri odam</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TPLUO0_0YmI/AAAAAAAAAYI/Gz9cdL4AzBQ/s1600/sgr.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TPLUO0_0YmI/AAAAAAAAAYI/Gz9cdL4AzBQ/s320/sgr.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544727442456076898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve gitmek istedim. Özel bir sebebim yoktu, beni bekleyen biri ya da bir şey de... Bahanelerim vardı, diğerlerine de mantıklı gelmiş olacak ki, üstelemediler. Belki de beni artık tanıyorlar,  ısrarın en büyük düşmanım olduğunu biliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski arabamda bazen arabanın çalıştığı an büyük korku ve irkilme kaynağı olurdu. Elle ayarlanan ses düğmesi bazen çok yüksek seslerde bırakılmış, müzik de bazen korkutucu olabilirdi. İşte o zamanlar araba çalıştığı an bazen koltuğumda zıplayacak kadar irkilirdim. Yenisinde ise alıştıra alıştıra sesi yükselten düşünceli araba teybi sayesinde sesten irkilmiyorum, ama bu duum, başka şeylerden irkilmeyeceğim anlamına gelmiyor tabi. Bazen o an düşündüğüm şeyle ya da içinde bulunduğum durumla ilgili şarkılar denk geliyor, onlar hayrete düşürüyor beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gece de, eve dönerken, kontağı çevirdiğim an &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Damien Rice&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"so I'm all alone again, crawling back home again"&lt;/span&gt; derken yine irkildim ben. Yaklaşık 4 yıldır defalarca dinlediğim albümde, defalarca dinlediğim bu şarkının sözlerine dikkat etmemiştim demek, ya da o gece hariç, defalarca çaldığı hiç bir an bu kadar uygun değildi genel konsepte, bu kadar soundtrack-vari eşleştirilmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yol boyunca o şarkıyı defalarca dinledim. Sonra yol bitti. Sonra ben günlerimi geçirdiğim Gri Odamın zeminine oturdum, Gri yemeğimle oynadım. Sonra uyanık kaldığım her gece gibi, Gri bir ruh haliyle Gri melodiler yazdım. Sonra üzümümü sıktım, şarabımı içtim. Ve uyudum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-3257602304139041237?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/3257602304139041237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=3257602304139041237' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3257602304139041237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3257602304139041237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/11/gri-odam.html' title='Gri odam'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TPLUO0_0YmI/AAAAAAAAAYI/Gz9cdL4AzBQ/s72-c/sgr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-4060719557060090502</id><published>2010-11-21T23:08:00.002+02:00</published><updated>2010-11-21T23:11:23.139+02:00</updated><title type='text'>If you see her, say hello</title><content type='html'>&lt;object width="150" height="50" align="middle"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high" align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;amp;site=http://muzicons.com/&amp;amp;icon_pic=11.png&amp;amp;music_file=http://filekeeper.org/download/shared/if_you_see_her_say_hello.mp3&amp;amp;bg_color=000000&amp;amp;type_of_clip=simple&amp;amp;text_color=FFFFFF&amp;amp;text_message=Last+day" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haddim olmadan Bob Dylan coverladım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-4060719557060090502?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/4060719557060090502/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=4060719557060090502' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4060719557060090502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4060719557060090502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/11/if-you-see-her-say-hello.html' title='If you see her, say hello'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-658041992887257655</id><published>2010-11-19T16:14:00.004+02:00</published><updated>2010-11-19T16:52:19.256+02:00</updated><title type='text'>Çünkü 5 yıl sonra her şey değişecek.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TOaOzWrisxI/AAAAAAAAAYA/r1TLI8UmSvE/s1600/Mujdat_IMG_0032psp_Large.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TOaOzWrisxI/AAAAAAAAAYA/r1TLI8UmSvE/s320/Mujdat_IMG_0032psp_Large.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5541273404438655762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;4 yıl sonra da aynı şeyleri yapacak olan October Swimmer'ın 5 yıl sonra hayatında önemli değişiklikler olacak. 2015'te belki bir daha geri dönmemek üzere bu şehri terkedeceğim. En önemlisi bu. Diğerleri de bunun etrafında şekillenecek şeyler olacak muhtemelen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2014'ün sonlarında ihtisasımı tamamlayacağımdan, 2015'in ilk günleri muhtemelen "tayin günleri" olacak benim için. Geçen yıl 3 aylığına yaptığım mecburi hizmet, bu kez kaçış kabul etmeden 2 yıla yakın bir süreliğine hayatımda olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coğrafya değiştireceğim. Çoktan bilmem gereken dilleri öğreneceğim. En batıdan, tekrar doğuya, doğduğum yere döneceğim.  Her mecburi hizmet kurasında Diyarbakır olmayabiliyor, evet, ama ben inanıyorum, 5 yıl sonraki kurada ya merkez, ya da ilçelerinin biriyle Diyarbakır olacak. Ben O kurayla doğduğum, 17 yıl geçirdiğim. O zaman itibariyle 12 sene uzak kaldığım şehrime geri döneceğim. Belki başta bir ilçesine, belki de geçen yıl 3 ay çalıştığım Ergani'deki devlet hastanesine çıkacak tayinim. Öyle olsa bile ben merkezde yaşayacağım ve gerekirse her gün 100 kilometre yol gidip geleceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir, belki sadece ziyaret veya tatil objesi olacak benim için. 12 yıl yaşadığım ve 2002'de gelmeyi seçerek hayatımdaki en iyi tercihi yaptığım bu şehirle yeterince mutlu bir hayat geçirdikten sonra anlaşarak ayrılacağız. Aramızda kötü hisler olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrin yeni gelişen, yeni yapıların daha çok yoğunlaştığı kısmında yaşayacağım. Zorunlu kalmadığım sürece özelde çalışmayacağım için saat 5'leri hastane bitecek, bana özel ve ben aksini istemediğim sürece bana özel kalacak October Swimmer saatleri başlayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki şimdiki gibi hayatıma, aileme dışarıdan bakan adam olmaya son verecek bu değişim. Belki ailemle daha çok vakit geçireceğim, belki yeğenim her seferinde biraz daha büyümüş olarak karşıma çıkmayacak, büyüdüğünü göreceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbakır belki haftasonu sabahları, Hasan Paşa Hanında kahvaltı, İş çıkışları Dağkapı'daki ciğerciler, güzel havalarda Erdebil Köşkünde günbatımı, kötü havalarda ise ARSEV'den dicle havzasına bakış, yapacak hiç bir şey yoksa sanat sokağında nargile, hiç olmadı her biri anılarla kaplanmış sokaklarda bir yürüyüş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtisasım bitince İzmir'de kalma şansım az zaten, ama yanlış anlama sevgili okur, bu kesinlikle bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;amor fati&lt;/span&gt; durumu değil, aksine severek ve isteyerek yapılan bir tercih olacak. Buraya 8 yıl önce isteyerek ve hatta can atarak geldiysem, 5 yıl sonra da geldiğim yere yine isteyerek döneceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış anlamanı istemem, bugünden 5 yıl sonrasındaki bu değişimi, bekleyerek geçirmiyorum günlerimi. Bu 5 yıl, 5 yıl sonrasını bekleyerek geçmeyecek. Her günün tadını çıkararak geçecek, Günlerimi, İzmir'i 8 yıl boyunca her gün daha çok severek geçirdiysem, bu 5 yıl da günlerimi, belki daha çok severek geçireceğim. Sonra da her şey gibi bu iyi yaşanmış dönem bitecek ve bir yenisi başlayacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-658041992887257655?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/658041992887257655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=658041992887257655' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/658041992887257655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/658041992887257655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/11/cunku-5-yl-sonra-her-sey-degisecek.html' title='Çünkü 5 yıl sonra her şey değişecek.'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TOaOzWrisxI/AAAAAAAAAYA/r1TLI8UmSvE/s72-c/Mujdat_IMG_0032psp_Large.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-5943742256503413029</id><published>2010-11-16T11:15:00.003+02:00</published><updated>2010-11-16T11:59:31.880+02:00</updated><title type='text'>Doğum Günü Blogu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TOJVx4uQMCI/AAAAAAAAAX4/2cKoxTfiCDs/s1600/happy-birthday-holiday-birthday-demotivational-poster-1231346039.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 277px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TOJVx4uQMCI/AAAAAAAAAX4/2cKoxTfiCDs/s320/happy-birthday-holiday-birthday-demotivational-poster-1231346039.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5540084807147466786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Doğum günlerine pek önem vermem ama" diye bir girişi yapıp ne kadar da küçük kaygılardan uzak, büyük bir insan olduğumu göstermek isterdim, ama öyle değilim. Doğum günlerine  önem veririm. Buna rağmen çok parlak doğum günleri geçirdiğimi söyleyemem. 2007, 2009 ve bu yılki doğum günümü, yani bugünü hastanede nöbet tutarak geçirmemin yanı sıra çok daha hüzünlü doğum günleri geçirdiğim oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002'de henüz iki aydır İzmir'de yaşayan ve bu büyük ortam ve çevre değişimine adaptasyon sancılarıyla kıvranan genç October, o seneki doğum gününde kendi kendine, o zamanlar keşfetmek için bunu çok yapardı, amaçsızca Alsancak sokaklarında dolaşmış, kasvetli havaya doğum gününde yalnız olmanın verdiği hüzünü de eklemişti:) Elbette kendisine aldığı hediyeyi de unutmamak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abarttığım kadar dramatik olmasa da, özellikle son yıllarda yaşadığım doğum günüme denk gelen nöbetler gibi aksilikler oldu. Bunun yanında her yıl, tam o gün olmasa da, ufak bir kutlama organize eden ve en önemlisi bir araya gelip, hep beraber vakit geçirdiğim arkadaşlarım hep yanımda oldular. Bunu ne unutabilirim ne de inkar edebilirim. Bugün nöbet tutmam ne kadar şanssızlık olsa da, hep yanımda olan, ve muhtemelen olacak, arkadaşlarım da bir o kadar şans benim için. Yeri gelmişken onlara da bir selam gönderelim buradan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 yaşıma giriyorum bugün. O kadar büyümüyorum artık. En azından gözümde büyümüyorum. Çocukken 8 yaşındayken, 12 olacağımı bile düşününce o zaman çok büyüyeceğimi ve her şeyin daha farklı olacağını, dünyanın farklı bir algı seviyesinden bana görüneceğini düşünürdüm. Belki o zamanlar o düşündüklerim gerçekten oluyordu. O yaşlarda her yıl farklı gözle bakıyordum dünyaya ve sevgili okur, emin ol o yıllar şimdikilerden daha yavaş ilerliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yıllar korkutucu bir hızla geçiyor, 2002'de üzerinde siyah kıyafetleriyle, kasım ayının soğuk lodosuyla ağzı burnu dağılan, bir kaç ay önce ayrılmak için, uzaklaşmak için gün saydığı evini, şehrini ve çevresini daha iki ay geçmesine rağmen özleyen ve hüzün kültürünü daha o zamandan benimseyen adamdan; 8 yıl sonra okulu bitmiş, o zaman ısınamadığı bu şehri, okul sonrası ihtisası da burada yapmayı seçecek kadar seven, artık kahverengi veya gri giyen ve 8 yıl öncesinin aksine onu yalnız bırakmayacak arkadaşlara sahip adama geçiş bir çırpıda olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eminim, eğer yazmaya devam edersem, 8 yıl sonra da, nasıl bugün 8 yıl öncesinin anıları son derece canlı bir şekilde gözlerimin önünde geliyorsa, bugünü o kadar canlı bir şekilde hatırlayacağım. Farklı olarak bu kez 8 yıl önceki adamla bugünkü arasında her anlamdaki fark, muhtemelen 8 yıl sonrakinde olmayacak, çünkü o, her yılın bizi değiştirdiği ve farklı algı seviyelerine çıkardığı yıllar geride kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bir iki söz de &lt;a href="http://postanakronist.blogspot.com"&gt;kirve &lt;/a&gt;için yazalım. 2002'de Genç October, İzmir'in bütün sokaklarını yürüyerek öğrenirken, o da aynı sokaklarda dolaşıyordu. Bir kez Konak meydanı(Ne işimiz vardı kirve bizim o kadar Konak'ta, Kemeraltı'nda, Çankaya'da:)) hariç yollarımız hiç kesişmedi. Eğer aynı sokaklarda aynı anda daha çok bulunsaydık belki 5 yıl sonra samimi olana kadarki hayatımız daha  değişik olacaktı. 3 yıldır doğumgünlerimde saat 12'yi geçtiği an sektirmeden beni arayan, ritüeli değil düşüncesi önemli olan bu adamın 3 yıldır değil, dediğim gibi daha öncesinden arkadaşım, kirvem olmasını isterdim. Olsun o zamanı, geçen yıllara değil, bundan sonra geçecek yıllara sayarız kirve, teşekkürler...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-5943742256503413029?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/5943742256503413029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=5943742256503413029' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5943742256503413029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5943742256503413029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/11/dogum-gunu-blogu.html' title='Doğum Günü Blogu'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TOJVx4uQMCI/AAAAAAAAAX4/2cKoxTfiCDs/s72-c/happy-birthday-holiday-birthday-demotivational-poster-1231346039.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-749515326715193973</id><published>2010-11-08T22:35:00.002+02:00</published><updated>2010-11-08T22:46:05.331+02:00</updated><title type='text'>4 sene sonra kendimi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://www.windows2universe.org/earth/climate/images/carboncycle_sm.jpg" src="http://www.windows2universe.org/earth/climate/images/carboncycle_sm.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Aynı yatakta, aynı televizyon ekranına bakarken; Aynı şehirde, aynı dertlerle uğraşırken; Aynı blog'da aynı temayı kullanırken; Aynı boyda, aynı kilo'da gezinirken; Aynı kıyafetlerde, aynı mağazaları gezinirken; Aynı listelerde, aynı şarkıları dinlerken; Aynı sokaklarda, aynı arabayı kullanırken; Aynı mekanda, aynı arkadaşlarımla içerken; Aynı klinikte, aynı hastalara bakarken; Aynı tembellikte, aynı çabalardan kaçınırken; Aynı satırlarda, aynı şeylerden sızlanırken; Aynı tende, aynı parfümü kullanırken; Aynı saatte, aynı uykusuzluğu hissederken; Aynı ülkede, aynı aidiyet sorununu yaşarken; Aynı kitapçıdan, aynı yazarları ararken; Aynı lisanda, aynı kelimeleri kullanırken ve Aynı takıntıda, aynı ulaşılmazı ararken görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right; font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Alışkanlıkları çok sevdiğimi söylemiş miydim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-749515326715193973?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/749515326715193973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=749515326715193973' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/749515326715193973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/749515326715193973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/11/4-sene-sonra-kendimi.html' title='4 sene sonra kendimi'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-3569629349013394655</id><published>2010-11-06T23:13:00.005+02:00</published><updated>2010-11-07T00:54:29.410+02:00</updated><title type='text'>Ben û Sen</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;img style="width: 438px; height: 375px;" alt="http://www.nataliedee.com/051904/disappointment.jpg" src="http://www.nataliedee.com/051904/disappointment.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Sen #1:&lt;/span&gt;  İlk andan beri ikimizin birbirimize uygun olmadığımızı biliyordun. Daha önce denediğimizde de aramızda bir kıvılcım olmadı. Bu sefer ki kıvılcımın ise bir şeyleri tutuşturma ihtimali yoktu. İkimiz de merak ettik, sonucunu beraber öğrendik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben&lt;/span&gt;: Aramızdaki uzun süren sessizliklerin sebebi benim söyleyecek bir şey bulamıyor olmamdı. Konuşmakla, anlatmakla bir problemim olmamasına rağmen senin yanında bellli bir süreden sonra tıkanıyordum. İşin kötü yanı başka zaman/başka biriyle olsa bir şekilde, zorlayarak da olsa, düzgün bir sohbet yaratabilecek ben, bu sessizlikten rahatsız olmuyor, senin rahatsızlığının aksine garip bir huzur dahi duyuyordum.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen #2:&lt;/span&gt; Kaç yaşındasın, 16? Değilsin. Neden öyle davranıyorsun ki? İki insanın uzak mesafeden ilişki sürdüremeyeceğini biliyorsun. Senin ve Benim ise böyle bir ilişkiyi yürütebileceğimiz ihtimalinin olmadığını da biliyorsun. Senin jargonunla, bizde "Relationship material" yok. Bunların hepsinin farkındasın, buna rağmen neden beni sürekli hayalkırıklıklarına ve ilişkiler konusundaki kızgınlıklarında hedef olarak gösteriyorsun? Benim çizdiğim çizgilere sitem ederken, neden kendi çizgilerini benim üzerime çiziyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben&lt;/span&gt;: sanırım agresif yaklaşımın gözümü korkutuyor. Olabildiğince gerçekçi olmaya çalışıyorum, buna karşılık olarak hiç vermediğim sözleri tutmuyormuşum pozisyonuna sokulduğuma inanıyorum. Benle ilgili, isim vermeden, üstü kapalı sergilediğin düşüncelerini görüyorum ve bu kadar tepkiyi haketmediğime inanmıyorum. Net sınırlarım var evet, çünkü sanırım sadece-sana-o-kadar-da-ilgi-duymuyorum.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen #3&lt;/span&gt;: Şu an biriyle berabersin, uzaktan gördüğüm kadarıyla hayatından memnunsun. Bunu kesinlikle bana borçlusun ve bunu sen de biliyorsun. Eğer başkasının sana yaptığı ve senin de buna hayır diyemediğin, sürekli aç-kapa düğmesine basılan saç kurutma makinesi muamelesini ben de yapsaydım, hayatına başka birinin girme ihtimali olmayacaktı. Özetle başka kromozom dizilişlerine sahip olduğumuz(kedi mesela), başka bir dünyada olsaydık belki çok mutlu olacaktık, ama bu dünyada sen mutlu olacaksan, belki de sadece senin hayatından tamamen çıkıp gittiğim için olacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben&lt;/span&gt;: Benim için her anlamda bir istisnaydın, hikayemiz çok farklı bitebilirdi. Hatta şu an devam ediyor da olabilirdi. Seni sevemedim. Birini sevebileceğim konusunda çok umutlu olmadığım için, bu bir sorun teşkil etmezdi. Senle mutlu olmazdım. Biriyle mutlu olabileceğimi de bilmediğim için bu da sorun teşkil etmeyecekti, ama seni mutsuz edeceğimi adım gibi biliyordum. Böyle bir durumda önümde iki seçenek vardı, ya buna rağmen devam edecektim(k). Bunu seçsem belki iki yakın arkadaş gibi hayatımızın sonuna dek beraber dahi olabilirdik, bilemezdim. Ya da ben yürüyüp gidecektim. Sen de kendi yolunu bulacaktın. Umarım bulursun/bulmuşsundur.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen #4&lt;/span&gt;: Yıllar sene önce ağzının içine bakan kişinin büyüdüğünü ve o kişinin o kadar da umrunda olmadığını görmek seni hayal kırıklığına uğrattı. Yıllar önce çok güçlüydün ve o gücünü  başkaları üzerinde test etmekte sakınca görmedin. Gel gör ki geçen bir dekat sana mutlu olmadığın bir adamla sürekli ayrı ve barışık epizodlar halinde bir ilişki müsveddesi sununca, kendini ufacık bir evrende, sana bahşedilen ufacık bir çevreyle; kaybettiğin iraden ve karar verme yetinle başbaşa buldun. Hayat sanırım sana hiç adil davranmadı, yine de içten içe sen de, içinde bulunduğun durumdan hatırı sayılır oranda, kendinin de sorumlu olduğunu biliyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben&lt;/span&gt;: Cayacaktın, caydın. Bu sefer de cayacağını biliyordum, beni yine haklı çıkardın. İşte şimdi farklı olan, bu seferki benim hiç ama hiç umrumda olmadı. Seninle yıllar sonra görüşmek beni heyecanlandırmadı. Tren garından beni almaya gelmeni beklerken yüzünün nasıl olduğunu düşünmedim. Senin uzaktan gelişini görmek kalbimi hızlandırmadı. Beni ilk gördüğündeki yüzünde oluşan kızarıklık sonrası ağzının kenarlarının aldığı şekle eşlik eden gözlerindeki yaşarma bana bir anlam ifade etmedi. Arada sebepsizce ağlaman kendimi rahatsız hissettirdi, teselli için öpüşlerimde tek hissettiğim göz yaşlarının bıraktığı tuzdu. Bu derece anlamsızlaşman bile anlam ifade etmedi.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sen #5&lt;/span&gt;: Bu yazıyı da diğerleri gibi okuduğunu biliyorum. Hatta bu bloga kaç defa girdiğini bile biliyorum. Evet, okuyorsun. Kendinden bir şeyler bulduğun için okuyorsun. Okumak, orada kendini görmek,  sana kendini iyi hissettirdiği için okuyorsun. Kendini daha değerli hissediyorsun okudukça. Muhtemelen anlamsız geliyor seni refere ettiğim yazılar. İçselleştiremiyorsun... O yüzden de içinde kendinin de geçtiği, dokunup etkilediğin bu hikayeleri okurken, o hikayelerin bir objesi olsan da ancak dışarıdan görebiliyorsun yaşananları. Belki kendini de görmüyorsun orada, obsesif bir adamın yarattığı bir karakteri görüyorsun. İlginç geliyor bu öykünme sana ve okuyorsun. Ben de ne yaptığını biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben&lt;/span&gt;: Seninle ilgili patolojik meselelerimin olduğunu biliyorum. 17 yaşında benliğini keşfeden bir adamın, bütün anlam arayışlarını yönlendirip yarattığı, sonra da bütün başarısızlıklarına bahane olarak sunduğu biri olduğunu da biliyorum. Aslında senin bir suçun olmadığını biliyorum. Sadece benim, zamanında sana karşı hissettiğim ya da hissettiğimi sandığım hislere karşılık veremedin. Belki o yaşta bu, kötü kalpli esmer kızı yaratmak için yeterince iyi bir sebepti. Seninle asla bir şansımız olmayacağını biliyorum. Aslında seninle bir şansımız olsa belki daha kötü olacaktı. Belki ben hep yaptığım gibi bunu da başaramayacaktım, ama bu sefer bahane olarak seni de göstermeyecektim. İşte belki o zaman temellerimden sarsılacaktım. Belki, belki, belki... Konu en son 7 sene önce gördüğün ve fotoğraflar olmasa yüzünü unutacağın biri olunca çok fazla belki oluyor ister istemez. Dediğim gibi sen, daha doğrusu senin de katkıda bulunduğun karakter benim bir parçam artık ve devam etmek için en mantıklı yol, onu bazen bahane olarak, bazen sempati toplamak için bazen de sebep olarak kullanarak oluşturduğum çarpık düzenime devam etmek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-3569629349013394655?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/3569629349013394655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=3569629349013394655' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3569629349013394655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3569629349013394655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/11/ben-u-sen.html' title='Ben û Sen'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-8047446100824010439</id><published>2010-11-06T22:22:00.003+02:00</published><updated>2010-11-06T23:07:07.830+02:00</updated><title type='text'>Başkasının gözleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://images.sodahead.com/polls/000255453/polls_alone_in_a_crowd_4051_610669_poll_xlarge.jpeg" src="http://images.sodahead.com/polls/000255453/polls_alone_in_a_crowd_4051_610669_poll_xlarge.jpeg" /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;"...ama ben km'lerce uzağa gidip baktım. son derece yalnız birini  gördüm ve öyle kalmak isteyen biri olduğu için çok üzgün olduğumu  fısıldadım, güzel saçlarını öpüp masaya geri döndüm."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;alıntıydı, alındı, gitti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-8047446100824010439?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/8047446100824010439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=8047446100824010439' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8047446100824010439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8047446100824010439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/11/baskasnn-gozleri.html' title='Başkasının gözleri'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-7706472719951127728</id><published>2010-10-27T14:04:00.002+03:00</published><updated>2010-10-27T14:54:46.533+03:00</updated><title type='text'>The moment's gone</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TMgLbLEwQOI/AAAAAAAAAXQ/TkfU3664G9c/s1600/044.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 169px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TMgLbLEwQOI/AAAAAAAAAXQ/TkfU3664G9c/s320/044.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5532684703681757410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Hayatta "ikinci kez" diye bir şey yoktur, ikinci şans da yoktur, telafiler de... Hayatın o "course correcting" mekanizması da yalandır. Anlar benzersizdir, bir kere geçen bir daha düzeltilemez, geri getirilemez, telafi edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sana bakarken, ona bakmayı kaçırdıysan, o anı da kaçırmışsındır.  Otobüsün peşinden ne kadar koşarsan koş, ne o otobüsü durdurabilir, ne de o anı geri getirebilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beraber çok güzel bir gece geçirmiş olabilirsiniz, o gecenin sonunda sadece beraber &lt;span style="font-style: italic;"&gt;uyuduysanız&lt;/span&gt;, ya da sokağın ucunda sessizce bir an geçirip evlerinize dağıldıysanız, o gece olması gerekenleri başka bir gecede bulmaya çalışmak, ikiniz için de zorlamadan öteye gidemez. O gece yaşanması gerekenleri başka bir gece yaşasanız dahi, o gece vereceği tadı asla veremez. Aklınızda hep "acaba o gece yaşansaydı nasıl olurdu" sorusu kalacaktır, kalmaya mahkumdur da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden insanlar, pişmanlıkları sonrası, "o anı" kafalarında tekrar tekrar yaşarlar, türlü senaryolar ve olasılıklar kurup her birinin nasıl sonuçlanabileceğini düşünürler. Hepimizin aklında &lt;span style="font-style: italic;"&gt;telafi &lt;/span&gt;veya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;düzeltme&lt;/span&gt; sözcükleri dönse de, nasıl telafi edebileceğimizi, nasıl düzeteceğimizi düşünmeyiz. İçten içe biliriz, telafi diye bir şeyin olmadığını, hiç bir şeyin düzeltilemeyeceğini, çünkü anlar, dağılınca kolayca tekrar bir araya getirebileceğimiz legolar gibi değillerdir. Anlar kırılgandır ve parçaları hep kaybolur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden anlamsız çabalara girme sevgili okur. Art Company de aynısını söylüyor: "The moment's gone, the feeling's over" Orijinal anın kopyasını yaratmaya da çalışma, bu seni üzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-7706472719951127728?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/7706472719951127728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=7706472719951127728' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7706472719951127728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7706472719951127728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/10/moments-gone.html' title='The moment&apos;s gone'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TMgLbLEwQOI/AAAAAAAAAXQ/TkfU3664G9c/s72-c/044.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-2613207419522089714</id><published>2010-10-24T00:08:00.002+03:00</published><updated>2010-10-24T01:16:29.461+03:00</updated><title type='text'>Güncellemeler 17: Tünelin sonundaki ışık</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="cursor: -moz-zoom-in; width: 437px; height: 437px;" alt="http://www.galeon.com/allmusic/caratulas/k/Ks_Choice_-_Almost_Happy_-_front.jpg" src="http://www.galeon.com/allmusic/caratulas/k/Ks_Choice_-_Almost_Happy_-_front.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;**Çalışmaya başlayalı 18 ay, ihtisasa başlayalı 15 ay oldu ve hala ne yazık ki kliniğin en çömez asistanıyım. Tus da ertelendiğine göre en iyi ihtimal mart ayında yeni bir çömez gelecek. Böylece kbb kliniklerinin en uzun süre çömezlik rekorunu da kırmış olacağım. Yeni gelen elemanın yetişmesi, acil rotasyonuna gidip gelmesi de 3 ayı bulacağından iş yükümde belirgin azalma iki yılımı doldurana kadar olmayacak gibi görünüyor. Böyle de bahtlıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**İşimle ilgili açtırırsanız, bir sürü şey söylerim ama pazartesi sendromlarım dışında hayatımdan memnunum. Sanırım benim problemim çalışmanın kendisiyle. Bir gün yüklü bir para çıkarsa piyangodan, hayatım boyunca yatarım sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**İnsanlar çılgnlar gibi bayram tatili planları yaparken ben bayram tatilinin ortasındaki üç gün nöbetçi olacağımdan bir yere kıpırdayamıyorum. Halbuki Diyarbakır ziyareti vardı aklımda, yine nostalji yaşamaya başlamıştım zira. Olsun bu çarşamba, pazara kadar Antalya'da kongrede olacağım. En azından bir değişiklik olacak benim için, hem ilk kongrem, bakalım nasıl olacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Dün, sevgili arkadaşım Arda gitarımın telini kırdığından Pazartesi ya da Salı, Çankayada Onur pasajındaki atölyeye uğrayacağım. Manyetiklerinde temassızlık olan elektro gitarımı da tamir ettririm diye düşünüyorum, bir kaç kablo alırım, hatta akustik gitarımı götürmüşken jack girişi bile yaptırabilirim. Böyle saçma aksiyonların kelebek etkisi yaratacağına inanan bir saflıkta olduğumdan belki, bu olayın bana daha çok gitarla uğraşma ve belki daha çok kayıt olarak dönme ihtimalini seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**İlişkilerde mutlu olmanın formülünü çözdüm. Onlardan uzak durmak. Bu konuda yazdığım &lt;a href="http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/08/coktan-secmeli.html"&gt;yazı&lt;/a&gt;da ortaya koyduğum sorunu, en primitif haliyle çözüme kavuşturdum sanırım. İlişkilerden uzak duruyorum, ihtimal ortaya çıktığında çeşitli bahanelerle pasifize ediyorum. Mutlu muyum hayır, ama memnunum sanırım. En azından artık ortaya bir birinin kopyası sonuçlar çıkmıyor. Bir de artık en azından kendime karşı daha dürüstüm, bunun memnunluğunu da yaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Six feet under'a başladım, bir kez daha HBO'yu takdir ettim. Adamların ürettikleri her şey güzel. Ama üzülerek belirtiyorum, nerede David Fisher, nerede Dexter Morgan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Ciddi ciddi kış geldi ve ben ağustosta öngördüğüm gibi evimden çıkmıyorum. Dizilerimle ve playstationumla en mutlu insan benim. Gerçi iki yıldır sürekli ertelediğim piyanoya başlama, olmadı gitara devam planları olsa dışarı çıkmak zevk olacak ama kendimi de hobi için zorlayacak değilim. İçimden gelmeli. Dur bakalım belki şu gitarın telini değiştirmeye gidince bir ilham gelir, olmadı bu kış desem için dışarı çıkarım, belki de arada alsancak... Ama yok lan almanlık daha güzel(bir yerde cıvımalıydım ama değil mi)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-2613207419522089714?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/2613207419522089714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=2613207419522089714' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2613207419522089714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2613207419522089714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/10/guncellemeler-17-tunelin-sonundaki-sk.html' title='Güncellemeler 17: Tünelin sonundaki ışık'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-634811036371743396</id><published>2010-10-20T21:34:00.002+03:00</published><updated>2010-10-20T22:15:44.258+03:00</updated><title type='text'>There is a light that never goes out</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://files.myopera.com/E.%20Driver/albums/34898/77675.jpg" src="http://files.myopera.com/E.%20Driver/albums/34898/77675.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir insanı, yanında ölmeyi, cennetlik, ayrıcalık ve keyif olarak tanımlayacak kadar seviyor olmak nasıl bir duygu acaba? İnsan hep sahip olmadığına özeniyor, hatta benim durumumda ise daha acıklısı, sahip olamayacağına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle "yüklü" şarkılar dinlediğim her seferinde, o şarkıların hikayelerine özeniyorum. Kendi hayatımdan küçük fragmanlarla örtüştürmeye çalışıyorum(olmuyor). Olamadığım adamın şarkılarını seviyorum hep. İşin ilginç yanı ne olduğumu da biliyorum, hangi şarkıların kahramanı olabileceğimi de, yine de dediğim gibi, kahramanı olamadıklarım içimi titretenler oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili okur, sana karşı hep samimi oldum. Şimdi de aynı çizgiden ilerleyeyim ve sana hangi şarkıların kahramanı olabilecekken, hangi kahramanı olamayacaklarıma, aşık olduğumu anlatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jeff Buckley'in "The Last Goodbye"'ı benim ikili ilişkilerimin ufak bir özetiyken, beni vuran şarkısının "Lover, You Should've Come Over" olması; Damien Rice'ın "Volcano"'su hayatımın özetiyken(onu da severim bilirsin), Accidental Babies'in bana uzak olan tutkusunun favorim olması; Coldplay'den "Swallowed in the sea" bana daha uygunken, kalbimi "Yellow"'a kaptırmam; Glen Hansard'dan "When Your Minds Made up" bana yöneltilmişken, "Falling Slowly"'e yavaşça aşık olmam; Bob Dylan'ın "It ain't me" benim neleri olamayacağımı kusursuzca anlatırken, "If you see her, say hello" vefasını yaşamam; Leonard Cohen'den "I'm your man" benim olabileceklerimken, "Dance me to the end of love"'un, üstelik dans edemem bile, beni heyecanlandırması ve sonsuza kadar uzamadan The Beatles'in "Nowhere Man"'iyken, "All my loving" saflığını hissetmek istemem size fazlasıyla bir fikir verir herhalde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedense, genel populasyonun aksine, "tam anlamıyla beni anlatıyor" heyecanını yaratan şarkılardansa, beni anlatmayan şarkılara aşık oluyorum, belki olmak istediklerimin toplamına özeniyorumdur, bilinmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-634811036371743396?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/634811036371743396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=634811036371743396' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/634811036371743396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/634811036371743396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/10/there-is-light-that-never-goes-out.html' title='There is a light that never goes out'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-6538935714760126698</id><published>2010-10-15T22:08:00.002+03:00</published><updated>2010-10-15T22:43:02.619+03:00</updated><title type='text'>Omar Little üzerinden The Wire</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="cursor: -moz-zoom-in;" alt="http://www.yorkvision.co.uk/wp-content/uploads/2010/05/omar-little-the-wire.jpg" src="http://www.yorkvision.co.uk/wp-content/uploads/2010/05/omar-little-the-wire.jpg" height="595" width="436" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İddialı gireyim: "The wire kesinlikle televizyon tarihinin en iyi dizisidir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sporun her dalında bazı adamlar vardır, kariyerleri boyunca istikrar abidesi olurlar, istatistik olarak tavan yaparlar, yine de yıldız olamazlar. Sebep bazen çok derindir, kültürel, ırksal uzantıları vardır. Bazen ise aşırı yüzeyeldir, en basitinden o adamlarda yıldız materyali yoktur deyip geçebilirsiniz. Sonuçta o adamlar, hakkını vererek oynarlar ve zamanları gelince herkes gibi köşelerine çekilip unutulurlar. Bazıları yıllar sonra bu adamları keşfeder ve takdir eder, ama çoğu için asla varolmamışlardır bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Wire da dizi aleminin "underdog"u, kendi kendine başlayıp kendi kendine bitmiş şaheseri. Benim takıntı haline getirdiğim "döngüler"in hayat bulmuş hali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden bilinmez ama 2008'de biten ve aynı zamanda Barack "Yes We Can" Obama'nın da favorisi olan bu dizi,  içerdiği sağlam hikayesi, mükemmel seçilmiş mekanı ve özenilmiş casting'ine ek olarak, ki bence en önemlisi, şimdiye kadar gördüğüm en iyi karakter çözümlemerini içermesine rağmen bunca yıl nasıl gözüm(üz)den kaçmış, anlamak güç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizinin genel konsept olarak Afrikan-Amerikan bir şehirde geçen bir Afrikan-Amerikan dizisi olması, Amerika'da çok yüksek ilgiye maruz kalmamasını açıklayabilir, sonuçta Bill Cosby show değil bu oynayan. Tamam, entegrasyon, fırsat eşitliği bir yere kadar da WASP Amerikan insanının da tahammül sınırları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de elbette, bu yazının amacı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Omar Little&lt;/span&gt; var. Yara izi, Trençkotu, Büyük tüfeği, Farmer in the Dell  ıslığıyla, "Oyun"un içinde olmayanlara asla zarar vermediği düsturuyla, Newport sigarası, Honey nut cheerios'uyla, cinsel tercihiyle Baltimore'un çarpık Robin Hood'u olan bu adamın, popüler kültürün en ilginç karakterlerinden olduğu kesindir. Başlı başına "Anti-kahraman" tanımını doldurabilen; siyahi ve gay olmasıyla azınlıkların azınlığı, hitap ettiği toplumda nefret edilenlerin nefret edileni olmasına rağmen, yine aynı hedef kitlenin favori karakteri olmuştur. Bu bile o karakterin ve onun içini dolduran Michael K. Williams'ın ne kadar güçlü olduğunu göstermeye yetiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizi ve Omar hakkında spoiler vermeden daha fazla uzatmayacağım, deneyin göreceksiniz. Ya o çok seven, ya da nefret eden gruptan olacaksınız. Severseniz gelin bir çayımı için, birbirimize Omar'dan bahsedelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"It's in the game, yo"&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-6538935714760126698?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/6538935714760126698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=6538935714760126698' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6538935714760126698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6538935714760126698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/10/omar-little-uzerinden-wire.html' title='Omar Little üzerinden The Wire'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-813143696755356935</id><published>2010-10-03T23:15:00.011+03:00</published><updated>2010-10-05T00:53:53.997+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer İtalya'da: Gün 8</title><content type='html'>18/09/2010 Venedik&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKpLyX2GVlI/AAAAAAAAAW4/X8T15jtzdbc/s1600/IMG_0477.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKpLyX2GVlI/AAAAAAAAAW4/X8T15jtzdbc/s320/IMG_0477.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524311221689800274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sabah uyandığımda hala vücudumda bir kırgınlık vardı, ama daha iyi hissediyordum. Yukarı çıktığımda Sonia'nın kahvaltı hazırladığını gördüm. Ateşim hala yüksek olmasına rağmen kahvaltı sonrası aldığım duş ve bir adet parasetamol kendimi daha iyi hissettirdi. Ne yapacağımıza karar vermeye çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam 20'de Venedik'ten Roma'ya uçacak, oradan da Türkiye'ye geçecektim. Dolayısıyla önümüzde 7-8 saat vardı. Sonia bir kaç saatliğine de olsa Venedik'i görmemi çok istiyordu, zaten oradan uçağa bineceğim düşünülürse kötü bir fikir değildi. Hava berbattı, gök delinmiş gibi yağmur yağıyordu, üstelik Sonia'nın şoförlüğü de çok iç açıcı değildi, bu yüzden ben trenle gitmemizi istiyordum, Sonia ise beni yolculadıktan sonra geri dönüşü zor olacağından arabayı almak istiyordu. Sonuçta onun dediği oldu ve yola çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKpMMRk9QfI/AAAAAAAAAXA/QGaq2GwLyR0/s1600/IMG_0465.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKpMMRk9QfI/AAAAAAAAAXA/QGaq2GwLyR0/s320/IMG_0465.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524311666683888114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Otobana varana kadar bir saat kadar virajlı dağ yollarında devam ettik. Yerler ıslaktı ve Sonia'nın virajlarda frene basmak yerine gaza basması beni korkutuyordu. Neyse ki otoban'a sağ salim vardık. Otoban girişinde Sonia'nın doğalgazla çalışan arabası için nadir metan istasyonlarından birini bulmamız bütün endişeleri bitirdi. Arabanın, 10 euro'ya dolan deposuyla 300 km kadar yol yapabildiğini öğrenmem benzini adeta içen arabamı düşündürüp içimi hırsla doldurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 14 gibi Venedik'e varmıştık ama 45 dakika kadar arabayı parkedebileceğimiz bir yer aradık. Sonunda limana yakın bir katlı otopark bulduk ve ilk vapurla Piazza San Marco'ya gittik. Kanallar ve adalardan ibaret olan bu şehirde toplu taşımanın başrol oyuncusu bu vapurlardı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKpMjAcc3-I/AAAAAAAAAXI/cwLqyuth1aw/s1600/IMG_0468.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKpMjAcc3-I/AAAAAAAAAXI/cwLqyuth1aw/s320/IMG_0468.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524312057221799906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Plan belliydi, ne Sonia ne ben Venedik'i iyi biliyorduk üstelik yanımızda harita da yoktu, o yüzden saat 17.30'a kadar sokaklarda kaybolacak, bu arada yemek yenebilecek düzgün ve küçük bir restoranda yemek yiyecek; o saatten sonra ise arabayı bıraktığımız otoparka gitmek üzere vapura binecektik.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aynen öyle yaptık, yağmur, rüzgar, hastalık eşliğinde adını bilmediğimiz sokaklarda dolaşarak adını bilmediğimiz köprüleri geçip adını bilmediğimiz adaları dolaştık. Yine adını bilmediğimiz bir sokakta yürürken karnımız acıktı ve adını bilmediğimiz bir teyzeden restoran sorduk, tarife uyarak gittiğimiz ve tabii ki adını bilmediğimiz bu restoranda mikroskopik yemeklere makroskopik fiyatlar ödeyerek çoğunlukla ekmekle karnımızı doyurduk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;Saat 18'de arabada, 18.30'da ise havaalanındaydık ve hayatın yarattığı çemberlerden bir başkası daha yine bu korkunç simetriye uyacak şekilde kapanmak üzereydi. Yine havaalanındaydık, yine ben kahve içerken, o kek yiyordu ve gözleri yaşlıydı. Bu kez ben ağlayamadım, 5 yıldır ağlayamıyordum zaten, artık ağlayamadığımdan mı, yoksa bu yeniden görüşme ve vedanın, beni onun kadar etkilemediğinden mi bilmiyorum ama ağlayamadım. Bir de beni pasaport kontrol kabinine kadar uğurlamasına izin vermedim ve pasaport sırasına girdiğimde gitmesini istedim. İkimizin de hayatında daha fazla dramaya yer yoktu, gerek de yoktu. Vedalaşırken, Aralık'ta İzmir'e geleceğini söylüyordu, kapımın her zaman açık olduğu karşılığını verirken hayatta çok fazla deja vu olduğunu düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;Bir kaç son söz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;1- Italya'nın en güneyini de en kuzeyini de gördüm, iki mevsimi yaşadım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;2- İkinci İtalya seferi sonrası bir daha, kongre gibi aktiviteler ya da zorunluluk harici, uzun bir süre daha İtalya seyahati düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;3- Hatta artık Avrupa'ya bir son verip yeni dünyayı keşfetme zamanı... Bir sonraki yaz planı hazır: October Swimmer New York'ta&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4- Şu seyahatleri yazma olayı bir alışkanlık halini alacak gibi ve ben alışkanlıklarını terkedemeyen bir insan olarak buna üzülsem mi sevinsem mi bilemiyorum&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;5- İtalyanca'yı hala konuşabiliyor olmak bana dil öğrenme konusunda yeniden gaz verdi, lakin ne yazık ki her geçen gün daha da artan iş yüküm nedeniyle ancak avucumu yalarım.&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;6- Bir insan yıllar önce hayatında çok önemli bir yer tutmuş olabilir, tarifi zor duygular yaşatmış olabilir, yine de arada yaşananlardan bağımsız, araya giren zaman uzadıkça eski, sadece hoş bir tebessüm yaratmaktan öteye gidemiyor. Zaman geçtikçe büyüyoruz, belki kalbimiz de büyüdüğü için eskiden büyük yer kaplayanlar şimdi bakınca çok küçük görünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-813143696755356935?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/813143696755356935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=813143696755356935' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/813143696755356935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/813143696755356935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/10/october-swimmer-italyada-gun-8.html' title='October Swimmer İtalya&apos;da: Gün 8'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKpLyX2GVlI/AAAAAAAAAW4/X8T15jtzdbc/s72-c/IMG_0477.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-3643407973347809633</id><published>2010-09-27T17:01:00.008+03:00</published><updated>2010-09-27T18:17:29.712+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer İtalya'da: Gün 7</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKCyXqGisHI/AAAAAAAAAWY/NNkYkIEDgUo/s1600/IMG_0431.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKCyXqGisHI/AAAAAAAAAWY/NNkYkIEDgUo/s320/IMG_0431.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521609262664691826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;17/09/2010 Verona&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah, gözümün önünde bir karaltı görünce irkilerek uyandım. Uyuduğum odaya gelip 10 dakikadır beni uyandırıp, uyandırmamak arasında kararsız kalıp başımda bekliyormuş. Uyumak istiyorsam, bana evin anahtarını verebilir, ben de istediğim saatte çıkabilirdim, ya da o şimdi hastaneye giderken beni tren istasyonuna bırakacaktı. Saçlarımı kurutmadan uyumuştum, gece oldukça üşümüştüm ve şimdi kendimi aşırı yorgun hissediyordum. Yine de biraz daha uyumayı seçersem o gün evden çıkmayacağımı, çıkarsam da bir yeri göremeyeceğimi biliyordum. Çabucak giyinip hazırlandım. Saat henüz 7 iken evden çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastanesi tren istasyonuna oldukça yakındı, o yüzden direkt hastaneye gitmesini, oradan benim istasyona yürüyebileceğimi, hem ufak bir şehir olan Trento hakkında da böylece bir fikir sahibi olabileceğimi söyledim. Hastaneye varınca akşam görüşmek üzere vedalaştık. O akşama kadar çalışacak, ben de Verona'yı gezecektim, akşam üstü ise katedralin olduğu meydanda buluşacaktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tren istasyonuna yürürken, bir kitapçıya girdim. Masumiyet Müzesi bitmişti, hala yapılacak yolculuklar vardı, ingilizce de olsa okuyacak bir şeyler almalıydım. Fitzgerald'ın The Great Gatsby'si takıldı gözüme, Sonia için Kara Kitap'ın İtalyancasına baktım, bulamadım. Meydana bakan kafede kahvaltı yaptıktan sonra artık devam edebilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 09.48 trenine bindim, yeşil dağlar ve üzerindeki iyice aşağı inmiş bulutlarla her an seyirlikti. Yolculuktan keyif aldım, öyle ki Verona'ya vardığımda trenden inmek konusunda isteksizdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tren istasyonundaki turizm bilgi bürosu kapalı olduğundan haritasızdım, istasyon duvarındaki şehir planına iphone'daki pusulayı tuttum. kuzeydoğuya doğru yürümem gerekiyordu. Eninde sonunda merkeze varacaktım, ki sadece 10 dakika yürümem gerekti. Ufaktan bir baş ağrısı başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKCy2MKAq2I/AAAAAAAAAWg/QFNXYcDweZo/s1600/IMG_0443.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKCy2MKAq2I/AAAAAAAAAWg/QFNXYcDweZo/s320/IMG_0443.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521609787202120546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İşte o duvar&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Önce Arenanın olduğu kısımla başladım, sonra via mazzini'yi izleyip piazza del Erbe'ye çıktım. Verona'nın kendisine has mimarisi hoşuma gitmişti, ama doğru olmayan bir şeyler vardı, kendimi gereğinden çok yorgun hissediyordum. Bütün kemiklerim ağrıyordu. Yine de hala önümde saatler vardı, devam etmeliydim. Via capello'ya dönüp Juliet'in evini ziyaret ettim. Girişindeki kemerli koridorun duvarlarında aşk mesajları, isimler doluydu. Ev beni otantikliği açısından ikna etmedi, fazla turistlere yönelik geldi. Yine de inanmaktan başka çare yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Via stella'yı takip edip nehir kenarına çıktım, oturma ihtiyacı duydum. Bir süre oturup, bir önceki günü yazdım. Ufaktan yağmur çiselemeye başladı. Kalkıp yürümeye devam ettim. Dönüp önce Piazza independienza'yı sonra Piazza dei signori'yi gördüm. Kurulan ufak tezgahların birinden, meyve salatası aldım, biraz vitamin iyi gelebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nehir kıyısına geri dönüp, Preta köprüsüne dek, nehri izleyerek yürüdüm. Tekrar içeri tarafa yönelip, Duomo di Verona'yı, yani katedrali gördüm. Biraz daha yürüyüp bu kez S şeklinde kıvrılarak şehre giren nehrin batıdaki kıvrımına çıktım. Giderek kendimi daha kötü hissediyorum, halsizliğime dayanılmaz bir baş ağrısı eklenmişti, saatlerce yürümek de pek yardımcı değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat biri geçmişti ve artık yemek yiyecek bir yer aramam gerekiyordu. Gezerken benim için restoran arama ayrı bir ritueldir, itinayla turistik meydan lokantalarından, turist menüleri sunan yerlerden uzak durup, inatla ara sokaklarda küçük ama sevimli bistrolar, trattorialar bulmaya çalışırım. Bu kez de nerdeyse bir saat kadar aradıktan sonra, nihayet oldukça mütevazi, masalarında "masa rezervasyonu, almıyoruz, ama isterseniz yer rezervasyonu alabiliriz" yazan, yani yabancı insanları aynı masalara oturtarak servis yapan bir restoran buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğle yemeği menüsünde günün spaghettisini istedim-balıklı geldi- ufak bir yeşil salata ve su'dan oluşan yemek doyurucuydu. Hem de 8 euro, yani hesaplıydı. Masama oturttukları, orta yaşlarda bir bayan ve erkekle yemeğin sonlarına doğru muhabbete başladık, o da ancak benim garsondan kahve isterkenki aksanımdan italyan olmadığımı anlayıp, nereden geldiğimi öğrenmek istemeleriyle oldu. Türkiye , adamın 20 yıl önceki İstanbul ziyareti , kadının en yakın arkadaşının Türkolog olduğu ve neden/nerede italyanca öğrendiğim ile ilgili konuştuktan sonra onlara veda edip yoluma devam ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKCzVOGRw4I/AAAAAAAAAWo/pLya8nDWZgw/s1600/IMG_0454.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKCzVOGRw4I/AAAAAAAAAWo/pLya8nDWZgw/s320/IMG_0454.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521610320299279234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra kendimi biraz daha iyi hissediyordum ama artık teşhis açıktı, gribal bir enfeksiyon geçiriyordum ve sanırım ateşim de vardı. Bir eczane bulup parasetamol içerikli bir analjezik aldım ve piazza bra'dan Via Roma'ya sapıp, Scagliero köprüsünden karşıya geçtim. Tarihi cephaneliği gezdim. Karşı ve turistik olmayan tarafın sakin sokaklarında biraz dolaştım. Bulduğum ilk internet kafe'ye oturup bir saat kadar internette oyalandım. Hem o oturma hem de ilaç etkisini göstermişti kendimi daha iyi hissediyordum, öte yandan saat 4 olmuştu bile, tren istasyonuna gidip, dönüş trenine binmeliydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar Trento'ya döndüğümde saat 6 buçuk olmuştu. 10-15 dakika kadar meydanda Sonia'yı bekledim. İkimiz de aç değildik. Önce katedralin karşısındaki bi pasticerria'dan tatlı yedik. Hava iyice kararınca kalkıp biraz şehrin sokaklarını dolaştık, hayatlarımız hakkında konuştuk. 6 senede ikimiz de değişmiştik. O eski neşesini, o kıpır kıpırlığını kaybetmiş, daha depresif, hayata daha ciddi bakan biri olmuştu. Yıllardır ne ayrılabildiği ne de ilişkilerini daha ciddi yönde ilerletebildiği ve 40'ına yaklaşmış erkek arkadaşını anlattı, yine ayrı olduklarını, artık bir şekilde bunu çözmek istediğinden ve bu kapana kısılmış hissinden kurtulmak istediğinden bahsetti. Bana, hayatını olduğundan fazla dramatize ediyormuş gibi geldi, öyleydi de. Ona hayatında kötü giden hiç bir şeyin olmadığını, sağlıklı olduğunu, iyi bir işi olduğunu ve güzel bir bayan olduğunu(6 yıl önce daha güzeldi) bu kadar kafa yormasının, sorunlarının kendisinden daha çok zarar verici olduğunu anlatmaya çalıştım. Hak verdi, ya da en azından öyle göründü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sıra bana geldi, işimi, ihtisasım bitince Diyarbakır'a dönüp yerleşebileceğimi, ilişkilerde dikiş tutturamamamı, ailemle ilişkilerimi anlattım. Hayattan ne istediğimi değil de, neler istemediğimi bildiğimi, bunun da oldukça negatif bir etki yaratıyor olduğunu söyledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son 6 yıl öncesine döndük, birbirimize zaten hatırladığımız ya da hatırlamadığımız detayları, beraber geçirdiğimiz bir ayda ve sonrasında yaşadıklarımızı anlattık. Birbirimizin hayatlarında gerçekten iz bıraktığımızı, gidişatı etkilediğimizi gördük. Arada gözleri doldu, ağladı(her zaman çok kolay ağlardı zaten) Baş ağrım yine başlamıştı, ama eve dönmek istemiyordum. Aslında o bir kaç saat bitsin istemiyordum. Ona, artık karşı cinsten birine hissettiğim çekimi hissetmiyordum, yine de orada onunla kalmak, 6 yıl öncesinden, o 6 yıldan bahsetmeye devam etmek istiyordum. İkimiz de sürekli, programlanmış gibi bu ziyaretin ikimize de ne kadar iyi geldiğini söylüyorduk. İnsan bazen normal rutinini böyle istisnai deviasyonlarla bozmalı, hayatına küçük şoklar vermeli, zira devam etme motivasyonunu sağlamaya oldukça yardımcı oluyor, bu küçük şoklar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş ağrım dayanılmaz hale gelince ve hatta titremeye başlayınca(ateşim çıkıyordu) eve döndük. Tahminim doğruydu, ölçünce ateşimin 38,5 derece olduğu ortaya çıktı. Bir şeyler yemeliydim, ama hiç iştahım yoktu. Sadece uyumak istiyordum. Bir hap daha alıp uyumak üzere yatağıma gittim. İki battaniye altında titreyerek ve ertesi gün iyileşeceğimi umarak uyudum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-3643407973347809633?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/3643407973347809633/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=3643407973347809633' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3643407973347809633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3643407973347809633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/09/october-swimmer-italyada-gun-7.html' title='October Swimmer İtalya&apos;da: Gün 7'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TKCyXqGisHI/AAAAAAAAAWY/NNkYkIEDgUo/s72-c/IMG_0431.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-5551953781771910585</id><published>2010-09-25T22:44:00.008+03:00</published><updated>2010-09-25T23:21:06.310+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer İtalya'da: Intermission/Sonia'nın Hikayesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJ5WuGzL_3I/AAAAAAAAAWI/VVJOKp97GwY/s1600/vsvb.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 235px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJ5WuGzL_3I/AAAAAAAAAWI/VVJOKp97GwY/s320/vsvb.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520945543302086514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Burada poz vermiyordu, uyuyordu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Onu ilk gördüğümde,  Varşova'daki ikinci günümdü. Önce bizi staj yapacağımız hastaneye götürüp oradaki doktorlarla tanıştırmışlar, sonra da interneti kullanabileceğimiz kütüphane'yi göstermişlerdi. İşte o kütüphane'nin girişindeki taş merdivenlerde otururken tanıştık. Ona okuduğum şehirle, doğduğum şehir arasının, otobüs yolculuğuyla 22 saat olduğunu anlatırken ilgiyle dinliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü günümüzde sabah ameliyata girmiştim. İlk vaka boyundan alınan lenf nodu biyopsisiydi, ilk ameliyata girişimdi ve yalan söylemeyeceğim, kötü oldum, oturmak zorunda kaldım(diyor 6 yıl sonra cerrah olan adam) Öğleden önce işim bitmişti, ya da ilk gün diye gönderdiler. Yemeğe daha bir saat vardı. Hastane lobisine indim, Dekalog 9'da da görülen Banacha hastanesinin koridorunda karşılaştık. Yemeğe kadar hastane çevresinde yürümeye karar verdik. Yolda bir pazara rastladık, biraz yaban çileği alıp paylaştık. Daha sonra bana, bu anın onun için çok özel olduğunu söyleyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;Stajın 15. gününde grupça grill-karaoke bar karışımı bir yere götürüldük. İkimiz de sıkılmıştık, oradan kaçmak, şehrin nisbeten eski kısmına gitmek, bir şeyler içmek istiyorduk. Ya da o bunu istiyordu, ben de onu istiyordum. Üzerimde 8 yıldır giymeye devam ettiğim kahverengi kadife ceketim vardı, üşüdüğünde onu omuzlarının üzerine koymamdan çok hoşnut olurdu ve sevgili okur, Varşova'da Ağustos geceleri soğuk olurdu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;O gece onu ilk kez öptüm. Sonra da nedense, sonsuza kadar onunla olmak istediğimi söyledim. Ondan 3 yaş küçük, bu 19 yaşındaki adamın heyecanını anlamamıştı. Aslında ben de kendi heyecanımı anlayamıyordum. Sadece her şey çok "olması gerektiği gibi"ydi. Şehir, gece... İki farklı dil konuşan, iki farklı insanın üçüncü bir dilde aşk yaşamaya çalışması. Bunlar romantik şeylerdi ve ben o zaman şimdi olduğumdan daha fazla romantiktim.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;**&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJ5ZYkFIp3I/AAAAAAAAAWQ/bc5w8SysCAE/s1600/n_a.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 208px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJ5ZYkFIp3I/AAAAAAAAAWQ/bc5w8SysCAE/s320/n_a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520948471739754354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Evet, burada poz veriyordu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Stajın bitmesine yakın son kez Varşova'yı "görmeye" çıktık. İki tane fotoğrafını çektim. bir kaç gün önce 1978 yapımı bir practica almıştım ve bunlar SLR makineyle çektiğim ilk fotoğraflardı. Bir daha öyle fotoğraflar çekemedim. Artık fotoğraf çekmiyorum zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu en son 1 Eylül 2004'te, beni uğurlamaya geldiği varşova havaalanında, yaşlı gözlerle bana bakarken gördüm. İlerleyen aylarda komik bir şekilde iki farklı ülkeden bir uzun mesafe ilişkisi yürütmeye çalıştık. Planlar yaptık. Ben İtalyanca öğrenip, onu ziyaret edecektim. Bir şekilde tekrar kavuşacaktık. Önce ilişkimizi bitirdik. Ben yine de İtalyanca öğrenip ertesi yaz İtalya'ya gittim ama Roma-Padova arasında bir şehirde buluşmak ikimize de zor geldi, görüşemedik. Sanırım ikimiz de görüşmeyi istemiyorduk veya buna hazır değildik. Dediğim gibi onu en son 6 yıl önce görmüştüm, taa ki bir kaç gün öncesine kadar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-5551953781771910585?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/5551953781771910585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=5551953781771910585' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5551953781771910585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/5551953781771910585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/09/october-swimmer-italyada.html' title='October Swimmer İtalya&apos;da: Intermission/Sonia&apos;nın Hikayesi'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJ5WuGzL_3I/AAAAAAAAAWI/VVJOKp97GwY/s72-c/vsvb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-8544313682088475240</id><published>2010-09-25T10:42:00.007+03:00</published><updated>2010-09-25T13:05:38.776+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer İtalya'da: Gün 6</title><content type='html'>16/09/2010 Roma-Trento&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Venedik'e uçağım saat 16.05'te kalkacaktı. Çantamı odayı boşaltırken hostele vermiş, yük açısından rahattım. Şimdi muhtemelen son bir kez Roma'yı dolaşmak zamanıydı. Belki biraz da alışveriş yapardım.Roma'da, her zaman olduğu gibi, yine yürümeyi tercih ettim. Asıl ulaşmak istediğim yer, via del corso'ydu. Bu kez haritaya bile bakmadan bulmak istiyordum. Termini'den yeterince kuzeybatıya yürürsem zaten varacaktım. Öyle yaptım. Buldum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJ2yJtev0lI/AAAAAAAAAWA/DM0vt7HcmYI/s1600/Perde_la_Roma_by_octoberswimmer.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 226px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJ2yJtev0lI/AAAAAAAAAWA/DM0vt7HcmYI/s320/Perde_la_Roma_by_octoberswimmer.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520764598123221586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Bu, 5 yıl önceki&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yapmak istediğim bir kaç şey vardı. İlki Piazza Venezia'da vittorio emmanuele heykelini karşıdan gören noktada, 5 yıl önce çektirdiğim resmin aynısını çektirmekti. Yaptım. Işık oldukça kötüydü, hava kapalıydı, 5 yıl öncesi gibi olmadı, ama yine de benim için önemliydi bunu yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Sonra Via del corso'da yürümeye, dükkanlara bakınmaya başladım. Genel olarak fiyatlar çok yüksekti, indirim mevsimini de kaçırmıştım. Tek bir sırt çantasıyla, büyük backpacklerden değil, bildiğin düz sırtçantasıyla seyahat ettiğimden sadece, evet sadece bir parçalık yer vardı çantamda. O yüzden oldukça seçiçi olmalıydım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJ2x80DAr3I/AAAAAAAAAV4/SsEm0M-JTPo/s1600/IMG_0417.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJ2x80DAr3I/AAAAAAAAAV4/SsEm0M-JTPo/s320/IMG_0417.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520764376547635058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu da, yenisi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bana yabancı gelen dükkanlara da girdim, burada en çok alışveriş yaptıklarıma da. H&amp;amp;M'in roma merkezde erkek dükkanının olmadığını öğrendim, Zara'da bir ceket görüp  "nasıl olsa Türkiye'de aynısı vardır, oradan alırım" diye düşünüp, almadım(yokmuş aynısından).  Armani'ye, Gucci'ye girip bir takım elbisenin aylık gelirimden fazla olduğunu gördüm, "Benetton, burada Türkiye'dekinden daha kaliteliymiş" dedim... Caddenin sonuna gelince(ki oldukça uzun bir caddedir) bir kez daha karşıya geçerek aynı yolu geri yürüdüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak bir parça kıyafet alabilecektim, o hakkımı yeğenim için kullandım. Kenim için alışveriş kapısı bir açılsa, o tek bir parçayla yetinmeyeceğimi biliyordum. Annem babam ya da ablamdan birine bir şey alsam, diğerlerine de almam gerekecekti ve yine sırt çantası paradoksuyla karşı karşıya kalacaktık... Neticede yeğen her şeyin çözümü oldu. Bir de Roman Holiday'in bu kez daha küçük bir posterini aldım. İlk gün aldığım ve çantamda deforme olan büyük poster bir işe yaramayacaktı, bu ufaklığın ise bir şansı vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala iki saatim vardı, ama o kadar enerjim yoktu. Hostele dönüp çantamı alıp, belki bir kahve içtikten sonra önce Termini'ye, sonra da hava alanına gitmeliydim. Via del corso'daki otobüs duraklarından birinde dakikalarca otobüs bekleyebilirdim, ya da çok uzakta olmayan Colosseum'a yürüyüp oradaki metro istasyonunu kullanabilirdim. İkinciyi seçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Colosseum, çoğu insan için romanın simgesi olsa da, benim hiç ilgimi çekmemişti. 5 yıl önce de, şimdi de... Hele Amerika'lı turistler gibi, bir sürü para verip saatlerce kuyrukta bekleyip içini görmek arzusunda da hiç bulunmadım. Bu sefer de, diğer her görüşüm gibi, dışarıdan şöyle bir bakmakla yetindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Uçağım Venedik'e indiğinde saat 17'yi geçiyordu ve bu, şehri gezmek için hiç vaktim olmadığı anlamına geliyordu. En azından bugün olmayacaktı Venedik. İlk otobüsle Mestre tren istasyonuna, oradan da ilk trenle trento'ya gittim. Yol üç saate yakın sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tren istasyonunun çıkışında Sonia beni bekliyordu. Onu, en son 2207 gün önce Varşova, F. Chopin havaalanınında görmüştüm. 6 sene ne kadar da hızlı geçmişti... Sonia'dan daha sonra bahsedeceğimi belirterek devam edeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşı Alice ile beni Garda gölüne götürdüler. Hava oldukça soğuktu. Güneyin 30 derece civarından sonra bu dağlık kısmın 10 derece havası beni ürpertmişti. Kuzey İtalya'yı Trentino, Veneto ve Lombardia diye üç bölgeye ayıran bu göl genellikle Alman ve özellikle Avusturya'lı turistlerin uğrak yeriydi. Göl, şu an kendisini çevreleyen dağlarla beraber gece karanlığında yeterince korkutucu görünmesine rağmen, gündüz vakti saatlerce izlenebilecek sakinlikte olduğundan emindim. Alice ingilizce bilmediği için masadaki dil İtalyanca'ydı. Bir şeyler içtikten sonra artık Sonia'nın dağ evine gitmek vaktiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonia şehre 10 dakika uzaklıkta ve yemyeşil tepelerin arasındaki vadiye bakan, güzelliğine rağmen ucuz kirasıyla(kendi evimle aynı) beni şaşırtan iki katlı bir evde oturuyordu. Ev, önünde küçük bir çeşmesi, sol tarafında ise organik domates yetiştirdiği küçük bahçesiyle herhangi bir pastoral resmin objesi olabilirdi. Böyle bir evde yaşamaya burun kıvırmazdım, özellikle bu tepeleri kar yağarken izlemek isterdim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve girdikten sonra çok oyalanmadık, sabah erken kalkmak gerekiyordu. O hastaneye gidecek, ben de o çalışırken buraya 1 buçuk saat mesafedeki Verona'yı gezecektim. Akşam üstü ise buluşacaktık. Gün boyu yaşadığım yorgunluk, uyumamı kolaylaştırdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-8544313682088475240?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/8544313682088475240/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=8544313682088475240' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8544313682088475240'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8544313682088475240'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/09/october-swimmer-italyada-gun-6.html' title='October Swimmer İtalya&apos;da: Gün 6'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJ2yJtev0lI/AAAAAAAAAWA/DM0vt7HcmYI/s72-c/Perde_la_Roma_by_octoberswimmer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-7032531090046931587</id><published>2010-09-24T17:40:00.000+03:00</published><updated>2010-09-25T10:43:57.847+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer İtalya'da: Gün 5</title><content type='html'>15/09/2010 Roma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Messina'dan saat 9 otobüsüyle ayrıldım, önce Palermo'ya gidecek, oradan da 16 uçağıyla Roma'ya geçecektim. Saat 12 civarı Palermo'ya varınca haliyle öldürmem gereken en az 2 saat kalmıştı, ben de bunu sokaklarda amaçsızca dolaşarak yapmaya karar verdim. Bir ara bir İnternet kafeye girmeye niyetlendim, kafe sahibi, tekinsiz Pakistanlı pasaportumu isteyince, kıllandım, vazgeçtim. Sonradan bunun İtalya'da bir kanun gereği zorunlu olduğunu öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roma'ya vardığımda saat 6'ya geliyordu. Saat 6 treniyle Termini istasyonuna, yani şehir merkezine gidecektim. Yolculuk ise sadece yarım saat sürecekti. Oysa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trenin her istasyonda durması ve aşırı derecede kalabalıklaşmasından şüphelenmiştim, ama yanlış trene bindiğimi Roma'yı geçtikten ve çevre kasabalara yönelmeye başlamadıktan sonra anladım. Üstelik 1 buçuk saat geride kalmıştı bile. Roma'yı geçince hemen trenden inip, karşı hatta geçtim. Sonra'dan Regionale olan trenin aksi istikametten ilk gelenine binip Roma'nın banliyölerin den birinde indim. Oradan da rahatsız bir metro yolculuğuyla nihayet Termini'ye vardım. Saat 8'i geçiyordu.&lt;br /&gt;Yine aynı Hostel'e yerleştim. Geçen seferki ortam hoşuma gitmişti. Üstelik Napoli planlarım bozulduğundan(Aslında bu saatlerde orada olacaktım) aynı gün sadece burada yer bulabilmiştim. Odama yerleştim. Odamı paylaşacağım iki Kanadalı kız kardeşle tanıştım. Bir süre sohbet ettik. Mahallenin pizzacısından küçük bir parça pizza ile akşam yemeğimi yedim. Saat zaten 10 olduğu için geceyi Hostel'in barında geçirmeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzMsRvd18I/AAAAAAAAAVQ/83-fF7mN4Pc/s1600/IMG_0412.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzMsRvd18I/AAAAAAAAAVQ/83-fF7mN4Pc/s320/IMG_0412.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520512304298186690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Biraz sonra birer zombiye dönüşüp dehşet saçtılar zaten...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Amerika'daki işini bırakıp Avusturalya'ya yerleşmeye giden makine mühendisi Susannah ile burada tesadüf eseri tanıştığı Avusturalya'daki işini bırakıp Amerika'ya geri dönen inşaat mühendisi Heather ile tanıştım. İki saat kadar sohbet ettik, birbirimize bloglarımızı gösterdik(onlar da blogger çıktı) bolca 66cl'lik Moretti birasından içtik. Amerika'lılarla konuşurken gevreyen aksanımı farkedip bir kez daha kendimden nefret ettim. Bir ara bizim odanın Kanadalı kızlarını Doğu Avrupalı çocuklarla gördüm, sonra saat 1'e doğru yatmak üzere odama çıktım. Odaya girdiğimde hiç tanışmadığım ve tanışmayacağım odanın 4. elemanının altımdaki ranzada uyuyor olduğunu gördüm. Olabildiğince sessiz olmaya çalışarak yatağıma tırmanıp uykuya daldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet sevgili okur, bazı hikayeler vardır ki, hiç bir anlam ifade etmez, bazı hikayelerde  olaylar giriş kısmını geçtikten sonra başlar, bazılarında ise olaylar sonuç kısmındadır. Hikayenin geri kalan kısmı sadece bu olaylara gelene kadarki detaylardır. Ondan dolayı gözlerini dört aç okur, bundan sonraki kısmın hepsi gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 3 civarı kapının açılmasıyla uyandım. Önce kız kardeşlerden küçüğü, Tamara içeri geldi(Büyüğünün ismini hatırlamıyorum). Karşıdaki ranzalardan alttakine yattı. Daha sonra, ben henüz tekrar uykuya dalamamışken, büyük kızkardeş, aşağıda beraber oturduğu gruptan bir çocukla odaya girdi. Önce çocuk üst ranzaya tırmandı, sonra da tuvaletten çıkan büyük kızkardeş... Uykum tamamen kaçmıştı, uyanık olduğum her halimden belliydi, altta uyumaya çalışan küçük kızkardeş de uyanıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan sonraki yarım saat gözümü açınca sadece 1 metre mesafede olan ranzaların üst katında Büyük kız kardeş ve getirdiği çocuk, odada başka 3 kişinin olması umurlarında olmadan bir takım şeyler yaşadılar, hassas anlar paylaştılar(bunu bu blogun seviyesini bozmadan daha nasıl söyleyebilirdim bilmiyorum) Sonra çocuk ses çıkarmamayı pek de umursamayarak, ranzadan atladı ve odadan çıktı, zaten yeterince ses çıkarmıştı. Büyük kız kardeş ise uykuya daldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...tekrar uyandığımda sadece 1 saat geçmişti. Hava hafiften aydınlanmıştı, odadaki detaylar daha iyi seçiliyordu. Tek düze bir ses geliyordu, sanırım beni de o ses uyandırmıştı. Kafamı kaldırıp karşı ranzanın aşağısında yatan kız kardeşe baktığımda, onun kendisiyle "oynuyor" olduğunu gördüm. Her şey giderek daha da ilginçleşiyordu. Gözlerini açmadan bir süre, kendi vücuduyla meşguliyetine devam etti. Yatakta huzursuzca döndüm, çıkardığım ses demir ranzayı gıcırdattı. Uyandığımı farkedip panikle duracağını düşündüm, oysa ki küçük kız kardeşin umrunda değildi. Varması gereken bir yer vardı ve oraya varana dek gitmeye devam edecekti. Bir süre ilgiyle onu izledim. Gözleri kapalıyken buruşan yüz ifadesi nihayet sonunda memnun bir ifadeye döndü. O ifadeyle de uykuya daldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 6'ya geliyordu. Saat 10'da ise odayı boşaltmam gerekiyordu, şimdiden uykum feci halde bölünmüştü, hatta tecavüze uğramıştı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-7032531090046931587?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/7032531090046931587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=7032531090046931587' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7032531090046931587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7032531090046931587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/09/october-swimmer-italyada-gun-5.html' title='October Swimmer İtalya&apos;da: Gün 5'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzMsRvd18I/AAAAAAAAAVQ/83-fF7mN4Pc/s72-c/IMG_0412.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-4757440384970842339</id><published>2010-09-17T16:40:00.003+03:00</published><updated>2010-09-24T19:23:11.310+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer Italya'da: Gun 4</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzNa3j13jI/AAAAAAAAAVY/0oiBBMSB3cc/s1600/IMG_0400.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzNa3j13jI/AAAAAAAAAVY/0oiBBMSB3cc/s320/IMG_0400.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520513104723959346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;14/09/2010 Messina&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyandigimda saat 9 olmustu bile. Basimin agrisindan, ickiyi fazla kacirdigimi anladim. Halbuki icilecek, sarhos olunacak bir gece gecimemistim bile. Dus alip kendimi sokaga attim. Kaldigim konuk evinin karsinindaki barda(evet, italya'da bar kafe restoran kavramlari birbirinin icine girmis durumda) klasik Italyan kahvaltimi yaptim.&lt;br /&gt;Artik otobus garajina dogru gitmek gerekiyordu 20 dakika yurudukten sonra Messina'ya gitmek uzere otobusume bindim. Bir gunluk Catania macerasinin sonuna gelmistik.&lt;br /&gt;Yol boyunca masumiyet muzesini okumaya devam ettim. Kitabin sonu yaklasiyordu ve Orhan Pamuk'un hulyali karakteri her zaman oldugu gibi kendi olabilme sancilari icinde kivranirken, caresizce bir kadinin pesinden kosmaktaydi.&lt;br /&gt;Saat 12'yi biraz geciyordu ki otobus Messina tren istasyonunun yanina yanasti. Burada, 4 yil once Londra'dayken tanistigim, daha dogrusu bir kongrede beraber bulunup iyi anlastigimiz Federica'yla gorusecektim. Bir telefon bulup onu aradim. Hastaneden 1 saat icinde cikacagini ve  o zaman tren istasyonunun onunden gelip beni alacagini soyledi. Universite hastanesinde Gastroenteroloji ihtisasi yapiyordu.Ben de bu firsati kendime kalacak bir yer ariyarak kullandim. Girdigim turizm burosunun yonlendirdigi iki kotu otelden, biraz daha temiz gozukeninde kalmaya karar verdim. 40 euro verdigim oda, bir onceki gun Catania'da 38 euroya kaldigim odayi aklima getirip canimi acitti, zira tamam yatak genisti ve banyom odanin icindeydi, ama onun disinda odanin hali icler acisiydi. Olsundu, zaten gece bir kac saat uyuyup sabah 9 otobusuyle Palermo'ya donecektim.&lt;br /&gt;Saat 2'ye dogru Federica, gri Fiat Punto'suyla beni gelip aldi. Saclari biraz kisalmis, biraz daha kilo almisti onun disinda pek degismemisti.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzORSHjUYI/AAAAAAAAAVg/Fi316EfGqb4/s1600/IMG_0398.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzORSHjUYI/AAAAAAAAAVg/Fi316EfGqb4/s320/IMG_0398.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520514039565996418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sehir gezimize sehrin ana katedrali duomo di messina'yla basladik. Katedralin en ilginc yani, can kulesiydi. Norman mimarisiyle yapilan bu kulenin digu duvarinda 15 yy'dan beri islev goren mekanik takvim, guney duvarinda ise, gunun her saatiyle degisen, bol sembolizm iceren mekanik heykeller vardi. kilisenin icini de bir kac dakika gezdik, asiri sessizlik beni urpertti. Disari ciktik.&lt;br /&gt;Ikinci duragimiz sehre ve denize panaromik olarak firsati veren Monte Alto(yuksek dag) kilisesiydi. Kilisenin icine giremedik, zaten manzara icin oradaydik ve sehre hakim bu yuksek tepenin uzerinden Messina'yi Italya'dan ayiran bogazi ve inanilmaz yakin anakarayi, karsida gorunen Calabria sahilini; Messina'ya yanasmaya calisan yuk gemilerini, karsi kiyiya vizir vizir calisan irili ufakli vapur ve feribotlari izledik. Bankta oturup hayatlarimiz hakkinda konustuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Federica, daha sonra onunden gecerken bana gosterecegi, sehrin dogu kiyisinda, merkeze uzak kalan kisminda, sahilde ailesiyle yasiyor. 3 yildir ihtisas yapiyor ve Roberto isminde bir ortopedistle bir suredir beraber. Gelecek hakkinda ufak kaygilari olsa da, hayatinda her seyin yolunda gittigini her haliyle belli ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzPSqNLlJI/AAAAAAAAAVo/K3WCAgu2QpU/s1600/IMG_0403.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzPSqNLlJI/AAAAAAAAAVo/K3WCAgu2QpU/s320/IMG_0403.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520515162723554450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sirada Federica'nin en cok huzur buldugunu soyledigi, sicilya adasinin en kuzey kismi, "il punto di Sicilia" ya da "il pilone" olarak bilinen yer vardi. 15 dakikalik araba yolculugu sonrasi, guneslenen ve yazin bitiyor olmasindan dolayi huzunlu gorunen bir kac insanin oldugu bir plaja geldik. Bir kac dakika yurudukten sonra Federica, buyuk bir ciddiyetle ve sanki o an vahiy gelmis gibi, oturacagimiz yere karar verdi. Bana her yeri ayni gorunen bu plajda, o nokta, onun her zaman oturdugu yer olmaliydi. Bir yorum yapmadim, zira ben de buyuk bir askla aliskanliklarima bagliydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boylece, yaklasik 2 saat boyunca il pilone dedikleri eskiden karsi kiyidan gelen elektrik tellerinin adaya varis noktasi olan, simdi o kablolar suyun altindan geldigi icin sadece, oylece orada duran uzun diregin altinda oturduk, sicilya'nin o guzel denizini izledik ev kimi zaman italyanca, kimi zaman ingilizce konustuk. Sanirim o iki saat benim bu gezi boyunca gecirdigim en iyi iki saatti.&lt;br /&gt;Sehre donerken yolda dondurma icin durduk. Iki adet birbirine ve ayni zamanda denize de baglantisi olan gollerin kenarindan gectik ve sehre vardik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gorulecek son yerler universite ve mahkeme binasiyla 10.yy'da insa edilen ve fazlasiyla arabik etkiler tasiyan Catalani kilisesini girduk. Kilise, 1600lu yillardaki deprem sonrasi normal yer seviyesinin altinda cokmustu. Ya da sehir yukselmisti... Uzunca bir sure park yeri aradiktan sonra, once Federica'nin cocukluk arkadasi Umberto ve onun  kiz arkadasi Caterina, sonra da Federica'nin erkek arkadasi Roberto ile bulustuk.&lt;br /&gt;Yemek oncesi beni sadece Sicilya'da bir barmenin yapabildigi ve ismi saigon olan oldukca sert bir icki icmek icin bir bara goturduler. Gercekten de sertti, zira sonra Italyanca'min daha akici bir hale geldigini gordum. Yemege ise il Siciliano adli bir restoranda oturduk.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzQJryHfgI/AAAAAAAAAVw/VoognbAzVtw/s1600/IMG_0409.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzQJryHfgI/AAAAAAAAAVw/VoognbAzVtw/s320/IMG_0409.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520516108039716354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Duvarinda sicilya diyalektiyle komik aforizmalar yazan bu restoranda her seyi tatmami istiyorlardi. Sicilya misafir perverligini gostermek icin neredeyse butun menuyu siparis ettiler ve ayrica gelen bos tabaklarimiza yemek alarak sanki evde yiyormuscasina bir aksam yemegi yedik. Midyeli spaghetti ve sicilya sarabi guzel bir kombinasyon oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek sonrasi biraz yurudukten ve barin birinde ayakustu kahvelerimizi ictikten sonra arabalara bindik ve tekrar sehrin tepe kisimlarina tirmandik. Messina'yi bir de aksam isiklariyla izlememi istiyorlardi. Hakliydilar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni otelime biraktiklarinda saat 12'yi geciyordu. Yaklasik 12 saat suren bu geziden sonra hepsiyle birer eski arkadasmiscasina sarilarak vedalastim ve odama cikarak kirli yatagima uzandim ve uyudum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-4757440384970842339?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/4757440384970842339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=4757440384970842339' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4757440384970842339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4757440384970842339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/09/october-swimmer-italyada-gun-4.html' title='October Swimmer Italya&apos;da: Gun 4'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzNa3j13jI/AAAAAAAAAVY/0oiBBMSB3cc/s72-c/IMG_0400.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-4159240080809348595</id><published>2010-09-16T14:44:00.003+03:00</published><updated>2010-09-24T19:04:25.868+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer Italya'da: Gun 3</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzK0B1gzFI/AAAAAAAAAVA/x9wsItzlu44/s1600/IMG_0387.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzK0B1gzFI/AAAAAAAAAVA/x9wsItzlu44/s320/IMG_0387.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520510238444276818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;13/09/10 Catania&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dun gece erkenden yatmis ve sabah 10da uyanmis olmak tamamen beni yenilemisti. Kendimi iyi ve son derece yenilenmis hissediyordum. Hostel'de yaptigim kahvaltidan sonra Pollina'yla vedalasip, onu Izmir'e davet ettikten sonra otobus istasyonuna dogru yollandim.&lt;br /&gt;Italya'da, anakarada tren ulasimi iyi bir fikir gibi gorunse de sicilyanin monorail olan tren yollari yolculuk suresini iki kat arttirdigi icin ulasim genelde otobuslerle yapiliyor. Palermo Catania arasi trenle 4 saatten fazlayken otobusle ise sadece 2 bucuk saat surdugunden 14 euro'ya biletimi alip 11 otobusune yetistim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sicilya'da yolculuk gercekten guzel oluyor, zira bir tarafinizda mar tirrenia ile birlesen mar ionico denizlerinin yarattigi renk skalasi obur tarafinizda ise yesilin tonlariyla her an adeta fotograflik. Tabi October Swimmer kulunuz, bu gezisinde bir saatlik yolculuklarda bile uyuma yetisi kazandigi icin, yukarida bahsettigim manzaradan sadece bir kac kare gormustur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Catania, kesinlikle Palermo'dan daha duzenli ve tarihi acidan cok daha zengin bir sehir. Ozellikle Yunan etkisinin en fazla hissedildigi sehir de diyebilirim. Sehir merkezinde yerlesmis bir kac anfi tiyatro ve teatro greco sokagindaki yunan sutunlari da bunu destekler gibi dizilmisler... Yalniz ufak bir kusuru sahil kesiminin tren yolu ve limanla adeta irzina gecildigi.&lt;br /&gt;Artik, icsel navigasyonum cok mu gelisti, ya da sansli miydim bilmiyorum. Palermo'da oldugu gibi burada da kalacagim yeri elimle koymus gibi buldum. Via gagliani caddesinde tastan bir ic avlusu olan bir 19. yuzyil apartmaninin dubleks bir dairesinden, konuk evi, City Lounge'da kalacaktim. Bu kez biraz da kafa dinlemek icin tek kisilik oda istemistim. Evin en buyuk odasini bana verdiler...&lt;br /&gt;Simdiye kadar kaldigim yerler arasinda en temizi ve en luksu burasi olmasina ragmen sadece gecelik 38 euro odemis olmam cok ilginc geldi. Yorgun olmadigimdan ustumu degistirip dus aldiktan sonra hemen kendimi sokaga attim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unlu katedralin oldugu Piazza duomo'yu gordukten sonra kuzeye dogru sehrin ana caddesi olan via etna boyunca yurudum. Palermo'da oldugu gibi sirin balkonlu, neredeyse hepsi birbirinin ayni yukseklikte apartmanlar cadenin iki yanina dizilmislerdi. bir kac blokta bir ya eski bir heykelin ya da antik bir yapinin cevresine ise meydanlar insa edilmisti.&lt;br /&gt;Corso sicila'ya kadar kuzeye yurudukten sonra merkezden cikmamak ve denize yonelmek icin doguya dogru yolumu degistirdim. Via i martiri della liberta adli genis ve solunda artik sehrin ghetto'larinin basladigi cadde boyunca devam edip tren ve otobus istasyonlarini gordum. Hazir ugramisken yarinki messina biletimi alip deniz kenarina yonelmek istedim. Bir yorgunluk kahvesi iyi gelebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzLXf7EFzI/AAAAAAAAAVI/QYpO-7EtHKA/s1600/IMG_0392.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzLXf7EFzI/AAAAAAAAAVI/QYpO-7EtHKA/s320/IMG_0392.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520510847816046386" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Eski bir fabrikadan bozma konferans salonunun onundeki kalabaligi merak edip yaklastigimda catania universitesinin kayit gunu oldugunu anladim. Dunyanin her yerinde kayit telasi ayniydi... Guneye dogru deniz kenarindan yurumek istediysem de biraz once bahsettigim sahil boyunca uzanan tren yolu ve onu cevreleyen yuksek duvar nedeniyle bir anlami olmayacakti. Sanki bilerek insanlar denize uzaklassin, denizi gormesin diye yapilmisti. Anlam veremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ic kisimlara sokularak via etna'nin cevresinde dolasarak sehir turunu tamamladim. Buyuk Tiyatronun bulundugu Piazza bellini kalmisti, ama oraya gece yemekten sonra bir kac icki icin gidip bombos oldugunu, 14-17 yas arasi ergenlerle dolu oldugunu uzulerek gorecektim. Simdi odaya donup dinlenme zamaniydi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-4159240080809348595?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/4159240080809348595/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=4159240080809348595' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4159240080809348595'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4159240080809348595'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/09/october-swimmer-italyada-gun-3.html' title='October Swimmer Italya&apos;da: Gun 3'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TJzK0B1gzFI/AAAAAAAAAVA/x9wsItzlu44/s72-c/IMG_0387.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-4253967531440894531</id><published>2010-09-13T20:17:00.006+03:00</published><updated>2010-09-13T20:41:37.161+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer Italya'da Gun 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI5gzhXVqXI/AAAAAAAAAUg/afZ_wPZEw2Y/s1600/S6300438.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI5gzhXVqXI/AAAAAAAAAUg/afZ_wPZEw2Y/s320/S6300438.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516453031821289842" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI5hPpL3OOI/AAAAAAAAAUo/5wd9zxZHJjw/s1600/S6300460.JPG"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;12/09/2010 Palermo&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan aylar once Eindhoven'dan Marsilya'ya ucarken, feci halde aksamdan kalmanin ve uykusuz olmanin iyi sonuclar dogurmadigini anlamis ve buradan da aktarmistim. Gel gor ki insanoglu hatalarindan ders cikarmiyor, ayni seyi bile bile yeniden yapiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cok ictigim gecelerin sabahinda eger enkaz halinde uyanmamissam kendimi asiri derecede sansli hatta kutsanmis hissederim. Dun gece de ictigim onca icki ve sadece uyudugum iki saatlik uyku sonrasi hala ayakta durabiliyordum ve inanin ne basim agriyordu ne de midem bulaniyordu. Yani cok guzel bir gece gecirmistim ve bu yanima kalmisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Once Termini'ye oradan da havaalanina gectim ve kendimi Sicilya'ya, Palermo'ya ucan easy jet ucaginin icide buldum. Sonra kaybettim, zira gozlerimi yeniden actigimda insanlar ucaktan cikiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Via Volturno, 6 numaradaki hostelim A Casa di Amici'yi bulmakta gucluk cekmedim. Santo ve Claudia adli iki guzel insanin islettigi hostel gercekten guzel ve en onemlisi asiri temiz, tavsiye edilir. Esyalarimi yerlestirdikten sonra uyumaliydim, uyudum da&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI5hpWVJfQI/AAAAAAAAAUw/TlhchP2IfK4/s1600/S6300462.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI5hpWVJfQI/AAAAAAAAAUw/TlhchP2IfK4/s320/S6300462.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516453956572249346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bence kesin Turk'tu...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Uyumadan once tanistigim Polina adli guya Rus ama baksan "kesin Turk bu"diyeceginiz, Istanbul asigi oda arkadasimla saat 4 civari Monreale adli, Arap-Bizans-Latin etkisini beraber gosteren katedral ve saraydan olusan blgeye gitmek uzere sozlesmistik. saat 3 gibi hostelden cikip otobuse binecegimiz bulusma yerine kadar yuruyerek sehri olabildigince gormeye calistim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Monreale, fazlaca pahali girisi olan ama o kadar guzel seyler onermeyen bir yer cikti. Hatta ileri gidip el hamra sarayinin asiri derecede yandan yemisi bile diyebilirim. Arap kemerleriyle dolu bah.e ve tepesine cikilabilen katedral disinda hicbir sey yoktu. Ustelik saat basi olan donus otobusunu de kacirdigimizdan yolun yarisini yurumek zorunda kalmamiz da bu geziyi daha da sevimsizlestirdi.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI5iCzdCJHI/AAAAAAAAAU4/MUydHUniPFc/s1600/S6300476.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI5iCzdCJHI/AAAAAAAAAU4/MUydHUniPFc/s320/S6300476.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516454393886680178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Iste sofia Coppolla bu merdivenlerde can verdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sehir merkezine vardigimda ac ve yorgundum. yine de via vittoria emanuale adli sehri ikiye bolen cadde boyunca dolasip gorulmesi gerekern yerleri de gordum, Teatro massimo adli unlu ve Godfather 3'un cekildigi tiyatroyu da ziyaret ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limana yakin bir Italyan restoraninda Polinayla beraber  aksam yemegi yedikten sonra, deniz kenarinda latin muzigi calan ve insanlarin beceriksizce salsa yapmaya calistigi bir yerde birseyler ictik. Yedigim karidesli spagetti hem guzel hem de sasirtici derecede ucuzdu. Artik hem ayaklarim beni yataga gotur alarmi caliyordu hem de gozlerim kapaniyordu. 20 dakikalik donus yuruyusu iskence gibi gelse de yataga girdigim dakikada uyuyabilmem paha bicilmez oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-4253967531440894531?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/4253967531440894531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=4253967531440894531' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4253967531440894531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4253967531440894531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/09/october-swimmer-italyada-gun-2.html' title='October Swimmer Italya&apos;da Gun 2'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI5gzhXVqXI/AAAAAAAAAUg/afZ_wPZEw2Y/s72-c/S6300438.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-7446166988030325630</id><published>2010-09-12T21:11:00.004+03:00</published><updated>2010-09-13T15:19:44.127+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer Italya'da: Gun 1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI4UqLyhB3I/AAAAAAAAAUI/UKXZanFym6I/s1600/S6300390.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI4UqLyhB3I/AAAAAAAAAUI/UKXZanFym6I/s320/S6300390.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516369308527167346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;11/09/10 Roma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ucuz olsun diye secilen Pegasus, beni Roma, Fiumicino havaalanina indirdiginda saat sabaha karsi 1'i geciyordu. Onceden internetten ayarladigim shuttle servisinin, pek de parlak olmayan soforu, Roberto beni almaya geldiginde saat 2 olmustu bile. Roberto, minibusu ucurmaya calissa da yarim saatten fazla suren yolculuk sonucu sonunda hostelime vardim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, hostel diyorum, zira bu yolculugumda biraz da olsa rutinimin disina cikip bir kac gun de olsa hostellerden rezervasyon yaptim. Yalniz seyahat eden bir insanin, baskalariyla tanismasinin en kolay yolunun bu oldugunu eski yolculuklarimdan ogrenmistim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece yattigim le vacanze hostel'den ayrilip bugun kalacagim Yellow Hostel'e dogru yurudum, aralarinda sadece bir cadde vardi. Yellow hostel'in digerindan cook daha iyi oldugu her halinden belliydi, secimimden dolayi kendimi tebrik ettim, tek sorun sabah 9'da gittigimden odaya yerlesebilmek icin 4 saat beklemek zorunda oldugumdu. Sehir gezisinin bir kismini o dort saatte yapacaktim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roma'da 5 yil once neredeyse bir ay gecirdigimden sehri cok iyi biliyordum. Zaten cok da buyuk olmayan ve oldukca stabil olan Roma'da bir kez kaldiysaniz her seyi hatirlarsiniz, ben de her seyi hatirliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Termini"den yurumeye basladim. Republica'yi gecip Fontana di Trevi'yi buldum. Ilk duragim orasi olacakti. 5 yil oncesi gibi cesmeye para attim, bir kac fotograf cektim. Cevresindeki dukkanlardan soz verdiklerime magnet aldim ve Pantheon'a dogru devam ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pantheon cevresinde biraz vakit gecirdikten sonra, oraya asil gelis amacimi gerceklestirmek uzere, yani o guzel dondurmaciyi bulmak uzere arka sokagina dogru yoneldim. Biraz dolastiktan sonra sonunda bulmustum. onlarca cesitten, muhtemelen yiyebileceginiz en guzel dondurmalar karsimda duruyordu. 5 yilin hasretini giderdikten sonra via del corso'ya yoneldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basim onumde piazza del popolo'ya dogru yurudum. Saga sola bakarsam mutlaka alisveris yapacagimi biliyordum, ama ne yazik ki kucuk sirtcantama hic bir sey sigmayacagindan en iyi cozum basim onde yurumek oldu. Piazza del popolo'da ufak bir moladan sonra artik daha fazla yurumeyip otobusle hostele giderek biraz dinlenmenin iyi gelecegine karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI4VZoijeuI/AAAAAAAAAUQ/eibs1qSLkYo/s1600/S6300397.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI4VZoijeuI/AAAAAAAAAUQ/eibs1qSLkYo/s320/S6300397.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516370123698698978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;3 saat uyumak butun yorgunlugumu aldi, ama feci halde actim. Isin kotu yani Trastevere'deki favori restoranim Carlo Menta'da yemek istiyordum. Biraz dayanmam lazimdi, bu sureci daha hizlandirmak icin H otobusuyle Trastevere'ye gittim. Trastevere adindan da anlasilacagi gibi Tevere nehrinden sonraki kismin genel adi. Benim acimdan onemi ise turist atraksiyonundan uzak, daha yerel ve daha ucuz bir yer olmasiydi. Hala degismedigini gormek mutlu etti beni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Santa Maria kilisesinin oldugu meydandan yukari dogru yuruyerek 5 yil once cok sevdigim Eurogeneration adli fotograf sergisinin oldugu muzeyi gordum. Bu seferki serginin adi, Il mundo che non vado, yani gormedigim dunya idi. Hizlica dolastim. Cok ac oldugumdan cok keyif alamadan kosar adim cikip, restorana yoneldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz yalpaladiktan sonra Carlo Menta'yi buldum. Ayni masalar, ayni garson kiyafetleri, ayni menu hatta ayni fiyatlar. Sasirmamak elde degildi. Sucuk ve jambon iceren pizza diavolutto ve Su istedim. Pizzanin tadinin hala ayni oldugunu gormek beni mutlu etti. Yemek sirasinca yan masadaki mutlu Quebec'li aileyle sohbet ettim, espressomu icip kalktim.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI4WoxxwTHI/AAAAAAAAAUY/huzIO7mgJCQ/s1600/S6300422.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI4WoxxwTHI/AAAAAAAAAUY/huzIO7mgJCQ/s320/S6300422.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516371483388038258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Burada da flas goren masum october swimmer'i goruyorsunuz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Karnim tok, keyfim yerindeydi once piazza navona'ya sonra Ispanyol Merdivenlerine gidip biraz vakit gecirdim. Ispanyol merdivenleri 5 yil onceki o senlikli havasini kaybetmisti ve bunu gormek uzucuydu. Belki turist mevsimi bittigindendi, kimbilir... Sasirtici fazlalikta Turkle karsilastim bir iki tanesinden fotografimi cekmelerini rica ettim. Birden Turkce duyunca irkilmelerini gormek guzel oluyor. Nihayet bu yolculugumun fotograflarinda ben de olabilecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hostele dondugumde saat 11e geliyordu. Cikarken bos olan oda, simdi ise oda arkadaslarim olan uc Avusturya'li kizla doluydu. Ne yalan soyleyeyim, uc guzel kizla ayni odayi paylasiyor olmak sevindirdi beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep beraber asagidaki bara inip bir seyler ictik. Kita' Catarina ve Efa Salzburg'da yasayan uc hemsireydi. Uc gunluk tatil icin Roma'ya geldiklerini anlatirken, yarin tatillerinin bitiyor olusu onlari mutsuz ediyordu. Bolca Hostel'in ucuza sattigi ickilerden icip, sabah erkenden palermo'ya ucacak birinin olmamasi gerektigi kadar sarhos olduk. Hastane hayatlarindan bahsettik, Ingilizce konusurken tikandiginda sinirlenen Efa'yla alay edip eglendik. Gobek dansi yapmam icin beni zorla sarhos etmeye calisan bu guzel insanlari dans etmeyerek hayal kirikligina ugratsam da yine de hepimiz icin guzel bir gece oldu. Tek sorun yarin sabah 7'ye dogru uyanmayi basarabilmek olacakti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kac dip not:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Tahmin ettigimden cok cok daha iyi Italyanca konusuyorum. En son 3 yil once konusmama ragmen unutmamisim ve Italya'da Italyanca bilen bir turistseniz hayatiniz oldukca kolaylasiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Sirt cantasiyla seyahat ediyorsaniz kucuk tek kullanimlik sampuan posetleri isinizi oldukca kolaylastiriyor. Bu arada havlu'nun kaplayacagi yeri daha yararli seyler icin kullanin zira her yer size havlu veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Roma'da Turist menulerinden uzak durun. Restoranda yiyecekseniz, turist menusuyle hem 20 euro'ya yakin para odersiniz hem de ac kalirsiniz. Akilli olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Simdilik fotograf yukleyemiyorum. bir sonraki gunun postunu yazarken, kismetse...&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-7446166988030325630?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/7446166988030325630/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=7446166988030325630' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7446166988030325630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7446166988030325630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/09/october-swimmer-italyada-gun-1.html' title='October Swimmer Italya&apos;da: Gun 1'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TI4UqLyhB3I/AAAAAAAAAUI/UKXZanFym6I/s72-c/S6300390.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-6086487379692253749</id><published>2010-09-09T03:57:00.002+03:00</published><updated>2010-09-09T04:17:27.570+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer tatilde part 2: Ground Zero</title><content type='html'>Neler oldu neler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi önceden en ince ayrıntısına kadar planlayan bu kulunuz, bir kez daha dumura uğradı: Bütün hepsi iki gün önce oldu, kendimi Dublin'le ilgili en ufak ayrıntıları, en küçük ipuçlarını adamışken, okuduğum Dublin günlükleri temalı bloglardan birinde, blog sahibinin "mal" arkadaşlarının schengen vizesiyle İrlanda'ya girmeye çalışıp, tabir yerindeyse babayı aldıkları anektodunu gördüğümde beynimden vurulmuşa döndüm adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="width: 344px; height: 245px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/3d/SchengenVisa.png" id="il_fi" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu vizeyle İrlanda ve Birleşik Krallığa giremiyorsunuz gençler, biz baştan uyaralım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dudaklarım titriyor, gözlerim seyiriyordu, zira her şey hazırdı. Roma'dan Dublin'e uçak biletim, Oradaki otel rezervasyonu ve CouchSurfing bağlantım, görülecek yerlerin listesi... İrlanda, kendine ait bir vize uygulaması yaptığından, başka bahara kalıyordu ve benim elimde sadece 10 günlük İtalya seyahati kalmış oldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Verilmiş sadakam varmış parantezi: THY'nin Dublin uçuşunun 909 tl olduğunu ve benim az daha direkt İrlanda'ya girmek için o bileti alacağımı biliyor muydunuz? Hadi parasını geçtim, havaalanında, daha kötüsü pasaport kontrolünde yaşanacak rezaleti düşünebiliyor musunuz?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;Sonuç olarak önceden gittiysek de gördüysek de elimde sadece İtalya kaldı ve ben de oradaki arkadaşlarımı da arayıp şöyle bir plan yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10/09 Roma'ya varış&lt;br /&gt;12/09 Sicilya 1- Palermo&lt;br /&gt;13/09 Sicilya 2- Catania&lt;br /&gt;14/09 Sicilya 3- Messina&lt;br /&gt;15/09 Napoli&lt;br /&gt;16/09 Venedik&lt;br /&gt;17/09 Trento-Padova&lt;br /&gt;18/09 Roma'ya dönüş, sonrasında gece geç saatte dönüş yolculuğu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya'nın en kuzeyi ve en güneyini içeren değişik bir plan oldu, lakin bu sefer de çeşitlilik olsun istedim. Uzun mesafeli yolculuklar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Easy Jet&lt;/span&gt; ile, kısa mesafeler ise &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Trenitalia &lt;/span&gt;ile alınacak(ihale ilanı oldu böyle de :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle gönül dostları(sonunda bunu bir cümlede kullandım), hayat gerçekten siz planlar yaparken başınıza gelenlerden ibaretmiş. Hayal kırıklığı dışında çok fazla bir maddi kayıba uğramadım, zaten artık Dublin'i ve plan değişikliğini değil, yarın akşam çıkacağım yolcuğu düşünmenin zamanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün oradan yazacağım postlarda görüşmek üzere, hadi bana iyi tatiller.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-6086487379692253749?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/6086487379692253749/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=6086487379692253749' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6086487379692253749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6086487379692253749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/09/october-swimmer-tatilde-part-2-ground.html' title='October Swimmer tatilde part 2: Ground Zero'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-2989875483969373966</id><published>2010-08-29T00:35:00.004+03:00</published><updated>2010-08-29T01:58:09.843+03:00</updated><title type='text'>Kırık Kalpler Krallığı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;En çok acı çekenin kralı olduğu bir krallık burası, insanların durmadan statü atlayabilmek için imkansız ve acı çekecekleri aşklara tutulduğu, kendilerini bile bile ateşe attıkları bir ülke. Kimse kalıcı değil, en azından büyük çoğunluk kalıcı değil... İç huzurunu bulanın ivedilikle sınırdışı edildiği bir yer. Tolerans gösterilmeyen tek şey ise drama kraliçeleri...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Değişik bir kast sistemiyle sınıflandırılmış bir toplum var burada en üstte Kral/Kraliçe bulunuyor. Üst üste en zalim kadınlardan tokat yemiş, en piç adamlarca sürekli aldatılmış, Sevdikleri  tarafından sürekli terk edilen ve reddedilen insanlar hüküm sürmeye hak kazanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="width: 418px; height: 275px;" alt="http://img.myconfinedspace.com/wp-content/uploads/2008/12/sad-king-dog-500x329.jpg" src="http://img.myconfinedspace.com/wp-content/uploads/2008/12/sad-king-dog-500x329.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ülke tarihinin en uzun süren yönetimi üstlenen hükümdarlarından Kral, III. Retrivous&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Toplumun ikinci tabakasını soylular oluşturuyor. Soylular, kronik imkansız aşkları olan insanlar. Hayatlarında yeni dramalara yer yok, zira hali hazırdaki mutsuzluk sebepleri onlara fazlasıyla yetiyor. KKK toplumunun en asli unsuru olarak yer alıyorlar, zira bir kere soyluluk makamına erişince, soylu olarak ölünüyor. Soylular isimlerini boş yere haketmediklerini ise, kurdukları ailelere nesiller boyu sürecek bir mutsuzluk kültürü aşılayarak kanıtlıyorlar. Yani ebeveynlerinizden biri soyluysa siz de hayatınızın sonuna kadar soylu olarak yaşıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taban ise Özgür Vatandaş'lardan oluşuyor. Mutsuzluğu bir kültür olarak benimsemiş ve hep elde edemeyeceği şeylere özenen, hiç bir zaman karşılayamayacağı şeylerin hayalini kuran ve sürekli yetersizlik hisleriyle kavrulan insanların oluşturduğu tabaka, Soylu'ların aksine, toplumun en değişken tabakası. KKK ülkesinin en güzel yanı, mottosundan geliyor aslında:"Her şey mümkün". Bu tabaka içinden soylu da çıkarıyor, kral da, hatta mutluluğu yakalayıp vatan hainliğinden sürgün edilenleri de... Mutsuzluğunuz iyileşmeyen bir yara haline gelince soylu olabileceğiniz gibi, hani olur da hayallerinize kavuşursanız &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;persona non grata&lt;/span&gt; durumuna da düşebilirsiniz. Ama üzülmeyin sürgün edilirseniz dahi, bu krallığın kapıları size her zaman açık, zira kimse geri dönmeyeceğinizi garanti edemez. Döndüğünüzde herkes sizi bağrına basacak, emin olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimsenin gülmediği bir ülke burası, &lt;a href="http://octoberswimmer.blogspot.com/2008/10/yzyllk-yalnzlk.html"&gt;Yalnızlıkland &lt;/a&gt;ile müttefik, temel gelir kaynağı umut tacirliği olan bu krallıktan, bu ülkenin öz evladı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;October Swimmer&lt;/span&gt; bildiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...ve unutmayın, "...ve sonsuza dek mutlu oldular" ifadesi, sadece masallarda olur, hepiniz, en azından bir süreliğine ülkemize geleceksiniz. Biz de kapılarımız ardına dek açık, sizi bekliyor olacağız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-2989875483969373966?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/2989875483969373966/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=2989875483969373966' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2989875483969373966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2989875483969373966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/08/krk-kalpler-krallg.html' title='Kırık Kalpler Krallığı'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-4129692024357344692</id><published>2010-08-28T11:42:00.001+03:00</published><updated>2010-08-28T12:19:17.720+03:00</updated><title type='text'>Kış Geliyor</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="cursor: -moz-zoom-in; width: 462px; height: 371px;" alt="http://img.archiexpo.com/images_ae/photo-g/soundproof-roof-window-against-rain-118128.jpg" src="http://img.archiexpo.com/images_ae/photo-g/soundproof-roof-window-against-rain-118128.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bunu yazın o kavurucu sıcağının bitmeye yüz tuttuğu bu günlerde söylemek kolay, ama en sıcak yaz gününde kavrulmayı, kışın üşümeye tercih ederim. Neden? Çünkü yazın herşey daha kolay...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle en güzeli işten çıkınca havanın bir kaç saat daha aydınlık kalacağını bilmeniz, hemen bir sonraki gün gelmeyecek, hemen gece gelip sana; "Hadi, uyu artık, yarın yeniden işe gideceksin" demeyecek. En az 3 saat daha sana ait, Dışarısı seni bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahları yataktan kalkınca, seni o sıcak yatağa tekrar döndürmek isteyen soğuk hava yok. Evden çıkınca sadece sabah serinliği karşılıyor seni, yüzünü adeta kesen soğuk rüzgar değil. Böylece işine, okuluna, otobüs durağına yürüdüğün yol keyifli hale geliyor, güzel bir müzik seçtiysen tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazın herkesin üzerinde bir rehavet var. Kendi işim için konuşuyorum, hastalar rahat, hastalıklar rahat, ameliyat günleri rahat, klinik şefi rahat. Hal böyle olunca yaptığın işten daha çok keyif alıyorsun, eve daha mutlu dönüyorsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk Bira. Aslında sadece bu iki kelimeyi yazıp bıraksam da olur, ama o sıcak akşam üstü Muzaffer İzgü, ya da Gazi Kadınlar sokaklarından birinde(Tercihen gazi kadınlar) oturup akşamı soğuk bir bira ve tabii güzel bir sohbetle getirmek gibisi var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük haftasonu kaçamakları, İzmir gibi bir yerde yaşıyorsanız, boş haftasonlarınızın olmazsa olmazıdır 200 km çapındaki alanda gidecek o kadar çok yer vardır ki, yaz boyu bütün haftasonlarınızı harcasanız dahi bitiremezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzadıkça uzar bu liste, ama uzatmak yaza bir kaç ay daha katmayacak, o yüzden yapacak bir şey yok geleni kabullenmek gerekecek, hatta benimsemek en güzeli, zira yaz güzel diye kış cehennem değil;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En nihayetinde İzmir'de kış kısa sürer ve yumuşak geçer ortalama sıcaklık 10 derece civarlarındadır, o yüzden "kara-kış" dramatizasyonuna gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek tabii kışın en güzel yanı ev aktiviteleridir, Tek başına ya da arkadaşlarla... Bazen boş haftasonunuzda dışarıda sağanak yağmur yağarken içeride olduğunuza şükredip sıcak ve karartılmış odanızda bölüm üzerine bölüm dizi izlemek; bazen de gece üç beş kişilik grubunuzla anlamsızca sarhoş olana kadar içip o kafayla sonunda sızacağın film izlemek, ya da yeterince gaza gelip dışarıda devam etmeye çıkmak güzelleştirir kış gecelerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://www.brandish.tv/sartorialist%20short%20suit%20sports%20jacket-thumb-430x285.jpg" src="http://www.brandish.tv/sartorialist%20short%20suit%20sports%20jacket-thumb-430x285.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yazın şık olmaya çalışınca bile ortaya ancak böyle bir şeyler çıkar, şık mı? Kesinlikle hayır&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Giyim konusunda kış her zaman daha zengindir. Erkek giyimi için söylüyorum, yazın üzerinizdeki bir t-shirt ve pantalondan oluşan kostümünüz, kışın yapabileceğiniz onlarca kombinasyonun yanında oldukça sönük kalır. Kış, her zaman daha şıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kış her zaman daha yaratıcıdır. Belki bazal depresyon yarattığı içindir, ama kışın daha derin hissedersiniz kendinizi. Daha çok yazmak, daha çok okumak, daha çok izlemek istersiniz. Yazınki rehavete benliğiniz de kapılır ve ancak kış gelince gerçek anlamda çıkabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi Ağustos sonunda kışın gelişiyle ilgili bir yazı yazmak absürd ama nasıl cumartesi gece yarısından sonra pazartesi sendromuna giriyorsam, ağustosun ikinci yarısından itibaren de kış sendromuna girerim, zira eylül, ekim hemen geçer, her sene kasım bütün karanlığıyla sizi bekler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-4129692024357344692?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/4129692024357344692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=4129692024357344692' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4129692024357344692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4129692024357344692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/08/ks-geliyor.html' title='Kış Geliyor'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-8251692473767429042</id><published>2010-08-18T18:48:00.002+03:00</published><updated>2010-08-18T19:25:01.289+03:00</updated><title type='text'>Çok beğenilince devamını çevirdiler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TGwJTCVkw_I/AAAAAAAAATQ/37c6AETNXTc/s1600/BOANS+Book+cover+new.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 234px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TGwJTCVkw_I/AAAAAAAAATQ/37c6AETNXTc/s320/BOANS+Book+cover+new.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5506786667016799218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Severek okuduğunuz &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;October Swimmer Tatilde&lt;/span&gt; serisinin bitişi sizi üzdü mü? Genç October'ın Avrupa'daki acılarını okumaya doyamadınız mı? Üzülmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Beklenen Fırsat:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyucularımız tarafından çok beğenilen October Swimmer Tatilde serisinin devamı geliyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi kuşe kağıda, birinci baskı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım kahramanımız yeni seride neler yapacak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Eylül'de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İzmir&lt;/span&gt;'den yola çıkan  October, Sabiha Gökçen üzerinden &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Roma&lt;/span&gt;'ya uçuyor. Bir gece Roma'da kalacak olan kahramanımız, ertesi gün vakit kaybetmeden kendini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dublin&lt;/span&gt;'de buluyor. 4 gece İrlanda'da geçirdikten sonra tekrar Roma'ya dönen Swimmer, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Napoli, Floransa, Roma &lt;/span&gt;üçgeninde bir 4 gün daha geçirip 19 Eylül'de İzmir'e dönüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Macera, İhtiras, Aşk... hepsi bu seride, koltuğunuzdan kalkmadan gün gün October Swimmer'ın gezilerine ortak olacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik Octoberswimmer blog okuyucularına bedava! Bayinizden İstemeyi Unutmayınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-8251692473767429042?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/8251692473767429042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=8251692473767429042' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8251692473767429042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/8251692473767429042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/08/cok-begenilince-devamn-cevirdiler.html' title='Çok beğenilince devamını çevirdiler'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TGwJTCVkw_I/AAAAAAAAATQ/37c6AETNXTc/s72-c/BOANS+Book+cover+new.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-9186310745720275815</id><published>2010-08-14T23:37:00.002+03:00</published><updated>2010-08-15T13:04:07.910+03:00</updated><title type='text'>Çoktan Seçmeli</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TGe46GxSLVI/AAAAAAAAATI/LJSKZTtJMYs/s1600/A_relationship__by_MimoPhoto.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 288px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TGe46GxSLVI/AAAAAAAAATI/LJSKZTtJMYs/s320/A_relationship__by_MimoPhoto.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5505572377872969042" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aylar önce hayatımdaki döngülerden bahseden fazlaca mukadderatçı &lt;a href="http://octoberswimmer.blogspot.com/2009/12/what-i-really-need.html"&gt;bir&lt;/a&gt; &lt;a href="http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/01/kaygan-zemin-cycle-of-werewolf.html"&gt;iki&lt;/a&gt; yazı yazmıştım. Yaşadığım ilişkilerde seçilen taraf olmaktan, her şeyin çok kolay gelişmesinden şikayetçi olmuştum. Çözüm reçetesi ise basitti, benim bu tür şeyler için çabalamam gerekiyordu, kendi fırsatlarımı kendim yaratmalıydım, seçen ben olmalıydım... Nedense bu konu hakkında hala söylemem gerekenler varmış gibi hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 yaş önemli, en azından benim için öyleydi.  Hayatımdaki en büyük değişiklikler o sene oldu. İlk duygusal travmam, ÖSS komedisi, İzmir'e gelişim(Evet üniversiteye başladığımda hala 17 yaşındaydım). O sene olan herşey bir şekilde hala hayatıma etki ediyor, sanırım hayatımın sonuna kadar da etki edecek. Kim olduğum şekillenirken kullanılan çimentonun tam kurumak üzere olduğu zaman 17 yaş ve ne yazık ki, ya da iyi ki o an o çimentoya çizilen her şekil, yazılan her isim sürekli orada kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamandan şimdiye kadar geçen 9 senede yaşananlar, ilişkiler, ayrılıklar, döngülerin çoğundan ben o seneyi sorumlu tutup sıyrılıyorum işin içinden. Belki de en kolayı böyle. Kim olduğumun bahanesi aslında o sene, çünkü aslında o sene özel bir şey yaşanmadı, yüksek anlamlar yüklenecek bir şey olmadı. milyonlarca kişi ÖSS'ye girdi on binlercesi şehir değiştirdi, kabuklarını kırdı, binlercesi yakın arkadaşına aşık oldu(ya da aşık olduğunu sandı) ve ilerleyen yıllarda o kişinin yüzünü unuttu, yüzlercesi aradığını bulamadı, onlarcasını bu durum etkiledi ama sadece bir kaçı bunu ilişkilerdeki başarısızlığına bahane olarak kullanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O hikayeyi tekrarlamanın anlamı yok, burada yazıldı, yakın arkadaşlarıma anlatıldı, defalarca kafamın içinde yaşandı. Her tekrarda biraz daha lirik oldu, her seferinde biraz daha yüceldi travmam. Ben yüce bir aşıktım çoğu zaman, o ise benim hislerimle oynayan kötü kalpli esmer kızdı. Ben yapabileceğim her şeyi yapmıştım, her çabayı göstermiştim, o aslında kimseyle beraber olmak istemiyordu, birini istese o kesin ben olurdum. Zaman çok dardı, sonra farklı şehirlere düştük, aynı ortamda olsaydık bir şansım daha olurdu... Böyle delüzyonlarla geçti yıllar. Dediğim gibi her anlattığımda, her düşündüğümde biraz daha güçlendi, içimde kapladığı yerde kendi etrafında katlarca cidarlar ördü. Arınmak gittikçe zorlaşıyordu... Dediğim gibi çok irdelendi bu hikaye, çok da bahane olarak kullanıldı. Kendime, ayrılmak istediğim sevgililerime, bir ilişki istemediğim insanlara, herkese...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi olayın, olsaydı, yaşansaydı kısımlarına girip ekranın ortasına çizgi çekerek expectations/reality karşılaştırması yapmaya  gerek yok ama emin olun onlar da düşünüldü. 9 yıl uzun bir süre...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahane dedim evet, oraya gelmeliyim. Yukarıda özetlediğim bu olay biri tarafından seçilip benim de razı olduğum ilişkiler döngülerinin hepsine bahane oldu. Neydi? Ben yaşadığım travmadan sonra, bir daha reddedilmekten ya da terkedilmekten o kadar çok korkuyordum ki, kimse için ben çabalamıyor, ben harekete geçmiyordum. Beni isteyen insanlarla birlikte oluyordum, bağ kurmayıp hiç bir zaman kendimi tamamen vermeyip kısa bir  süre sonra da başka bir döngüye geçmek üzere kaçıyordum. Çünkü neden? (Burada hep beraber söylüyoruz) Çünkü benim bir travmam vardı!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha arada çabaladım belki bir yerinden kırılır diye, ama yaptıklarım bir hayalete yönelik yazılar yazmaktan ve şahsen tanışmadığım bir insan hakkında metaforik yazılar yazmaktan öteye gitmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç açık aslında, en son yazdığım yazıdan sonra değişen bir şey yok. Zayıflıklarımı örtecek güçlü bahanelerim var, her yaptığım hareketi kendime hak gören, öz-teyit edici bir ego'ya sahibim ve bu yaştan sonra bir şeyin değişeceğini sanmıyorum. İlişkilerde anın içinde kaybolmak yerine dinamikler üzerine kafa yorduğumdan, elimde kalan tek şey bir kaç aylık serbest düşüş konseptli grafik eğrileri oluyor. Nihayetinde en başından benim istemediğim, ama beni isteyen insanlarla, çoğunlukla keyif almadığım vakitler geçiriyorum. Tamam, bir şey kaybetmiyorum, yalnızlık ve istenmeme üzerine milyonlarca yazı, şarkı, film, kitap varken ben nerdeyse her zaman bana eşlik edecek birini buluyorum ama büyük resme bakınca kaybettiğim bir şey olmadığı gibi kazandığım bir şeyin de olmadığını görüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-9186310745720275815?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/9186310745720275815/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=9186310745720275815' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/9186310745720275815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/9186310745720275815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/08/coktan-secmeli.html' title='Çoktan Seçmeli'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TGe46GxSLVI/AAAAAAAAATI/LJSKZTtJMYs/s72-c/A_relationship__by_MimoPhoto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-2039600039603996073</id><published>2010-08-11T19:43:00.004+03:00</published><updated>2010-08-11T20:38:22.125+03:00</updated><title type='text'>Güncellemeler 16: The Man in Me</title><content type='html'>**Can simididir güncelleme yapmak, yazıya tekrar ısınmayı sağlayandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Yaz demek tatil demekti benim için bir kaç ay önce, tatili de yaptık hatta görmemişler gibi buraya detaylarıyla da yazdım, ne yaptığımı. Evet, yaz bitiyor artık, tüm sıcaklığına hatta cehennemliğine rağmen istemiyorum yazın bitmesini. Yaz ve o sonsuz gün ışığını seviyorum. İşten geldikten sonra hala 4 saatlik gündüzün varlığını seviyorum. Dışarıdaki hayatı seviyorum aslında. Oysa kışın henüz saat 5'te evinize doğru yürürken, kararmış hava beraberinde kasvet de getiriyor, bütün hevesleri kırıyor, eve mecbur ediyor insanı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TGLcFS3Y-ZI/AAAAAAAAATA/DAtnf8ByYnc/s1600/IMG_0338.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TGLcFS3Y-ZI/AAAAAAAAATA/DAtnf8ByYnc/s320/IMG_0338.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504203678121785746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Odasının kapılarını sadece octoberswimmer.blogspot.com için açtı...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;**Hal yukarıda yazdığım gibiyken, ben de bu kışı evde geçirmeye karar verdim. Mayıs'a kadar 25 metrekarelik odamda çıkmamayı planlıyorum. Bunu da olası kılmak için odamı biraz daha çekici hale getirmek gerekiyordu, üzerime düşeni yaptım. Biraz IKEA'nın biraz da teknoloji marketlerinin yardımıyla odamı cazibe merkezi haline getirdim. İkinci çocukluk dönemi başlasın bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Aylar sonra kayıt yaptım, yaptığım şey tatmin edici miydi? Hayır. Yaptığım şey motive edici miydi? Hell, Evet:) Fazlasını yapmak istiyorum, daha fazlasını öğrenmek istiyorum. Hatta artık bir şeyler üretmek istiyorum, lakin tek sorun hayatımın fazla iyi gitmesi. Hayır, şikayetçi değilim ama dert yoksa, tasa yoksa, drama yoksa üreticilik de azalıyor, bunu kimse inkar etmesin. Yine de önerisi olan varsa lütfen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Pazartesinden itibaren artık kliniğin en çömez asistanı değilim. Nihayet yeni biri daha geliyor. Bu, benim angaryalarımın bir çoğunun azalacağı ve nöbet sayımın da ufak bir değişiklikle azalacağı anlamına geliyor. Bu güzel bir şey. Öte yandan artık biraz daha fazla okumam, biraz daha bilgimi arttırmam da gerekiyor, artık bahanem kalmıyor. Unutmadan, bugün klinikteki ilk yılımı doldurdum, ya gördün mü sevgili okur zaman ne çab... Tamam, vurmayın jkdlasdlk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Tatil bitti dediysek yanlış anlaşılmasın, yaz tatili bitti. Daha Eylül tatili duruyor. 15 gün kadar iznim hala mevcut. Bir kaç hafta öncesine kadar, zaten Schengen vizem devam ettiğinden, tekrar Avrupa'ya gitmek istediğimden emin gibiydim. Bu aralar huzur tatiline heveslendim. Fethiye, Kabak koyu gibi planlar mevcut. Ya da tekrar, tek başına Avrupa(İrlanda ya da İskandinavya gibi görünüyor) olacak. Hangisini yapmalı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Bu da böyle bir kaçak güreşimdir. Bir sonraki yazı adam gibi olacak, söz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-2039600039603996073?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/2039600039603996073/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=2039600039603996073' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2039600039603996073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/2039600039603996073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/08/guncellemeler-16-man-in-me.html' title='Güncellemeler 16: The Man in Me'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TGLcFS3Y-ZI/AAAAAAAAATA/DAtnf8ByYnc/s72-c/IMG_0338.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-3630474589032624523</id><published>2010-08-08T13:37:00.002+03:00</published><updated>2010-08-08T13:40:24.113+03:00</updated><title type='text'>I Don't Know</title><content type='html'>8 ay sonra başka bir kayıtla karşınızdayım. Bunu yayınlayarak uzun süreli sessizliğimi de bozayım, tekrar yazmaya başlayayım istiyorum ayrıca. Aşağıdaki muzicon'dan ya da sağ alttaki box.net widget'inden dinleyebilirsiniz. Hani çok istiyorsanız eheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="150" height="50" align="middle"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high" align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;amp;site=http://muzicons.com/&amp;amp;icon_pic=13.png&amp;amp;music_file=http://filekeeper.org/download/shared/October_swimmer-_i_don_t_know_cover_.mp3&amp;amp;bg_color=000000&amp;amp;type_of_clip=whith_bar&amp;amp;text_color=FFFFFF&amp;amp;text_message=What+is+Love" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-3630474589032624523?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/3630474589032624523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=3630474589032624523' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3630474589032624523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/3630474589032624523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/08/i-dont-know.html' title='I Don&apos;t Know'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-6038576139852494605</id><published>2010-07-24T11:11:00.008+03:00</published><updated>2010-07-24T11:53:23.943+03:00</updated><title type='text'>Dünya Gözüyle Dolores'i de Görmüş Bulunduk</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TEqoDK4kSbI/AAAAAAAAASY/RCa5DlYnnl4/s1600/DSCF4016.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497391067573799346" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TEqoDK4kSbI/AAAAAAAAASY/RCa5DlYnnl4/s320/DSCF4016.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;The Cranberries, benim için lisedeki değişimin(dönüşüm?) simgesidir. İsterseniz abarttığımı düşünebilirsiniz, ama farklı bir insana dönüşmüşümdür, The Cranberries ve dolayısıyla açtıkları kapılar sayesinde. Kendileriyle tanışıklığımız 99 ya da 2000 yılında Blue jean'ın verdiği karışık klip CDsinde ablamla izlediğim Promises ile olmuştur. Atipik, değil mi? Halbuki insanlar Zombie ile tanırlar onları. O veya bu şekilde 10 yılı aşkın süredir de bir şekilde hayatımın içinde oldular.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2002'deki İstanbul konseri sonrası dağıldıklarında, bir daha hiç bir şekilde onları göremeyeceğimi düşünüyordum, lakin hayatta asla dememek gerekiyormuş. Çeşme'ye kadar geldiler. Ben de biletler satışa çıktığı anda ablamla bana birer tane alıp neredeyse iki ay öncesinden hazırlıklarıma başlamıştım bile.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Babamızın çocukları olarak tabii ki erkenden yola çıktık, bizim aile hep acelecidir, saat 10 gibi Çeşme Seaside'a vardık. yarım saat ayakta beklerken söyleniyorduk, halbuki adamlar kapıları 22.30'da açacaklarını belirtmişlerdi. Sonunda kapı açıldığında hemen koşarak yerimize yerleştik, o konuda şikayet edemem, zira VIP'in hemen arkasında sahne önündeydik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497392096630802770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TEqo_Ea4CVI/AAAAAAAAASo/Y379nj5eiGI/s320/DSCF4019.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bekleyiş çilesinin ikinci kısmı 1,5 saat boyunca Dolores'in çıkmasını beklemekti, Bir alt grup akıl edip koysalar bu bekleme daha eğlenceli olacaktı, bunun yerine saçma sapan parçalar çaldılar. Bir süre kuma çöktük(evet konser plajdaydı),çökmek ayakta durmaktan daha çileli hale gelince ayakta beklemeye devam ettik. Sonunda The Cranberries sahneye çıktığında bu yorgunluğu ancak güzel bir performans unutturur diye düşünüyordum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Düşündüğüm oldu da, yıllar geçmiş, Fergal'ın saçları dökülmüş, Noel yaşlanmış, Michael abisinden de yaşlı görünmeye başamış, Dolores kilo almış ama değişmeyen tek şey onun mükemmel sesi ve yaydığı enerji... O spastik dansları saymazsak tabi, onlar da aynı zira jdsahjdk&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497392369894024386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TEqpO-Z55MI/AAAAAAAAASw/KZ3pqGH9EOI/s320/DSCF4030.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Daffodil Lament dışında çalmalarını istediğim bütün şarkıları çaldılar. Bis'ten sonra Dolores kıyafet değiştirdi ve herkesin en baştan beri beklediği promises'ı da çaldı. Toplamda Bir buçuk saat sonunda Dolores hayatla ilgili tavsiyeler vererek, Çeşmeye tatil için de geleceğini belirterek son şarkı olarak ilk çıktıkları şarkıları Dreams'i çaldılar ve veda ettiler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497392561379421570" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TEqpaHvlLYI/AAAAAAAAAS4/nkTSQ4emT-4/s320/DSCF4023.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Çeşme'de iki kardeş&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biz sonra ne yaptık? 45 dakika kadar, adamların o akşam yaptıkları, araziden düzleştirme otoparktan çıkmaya çalıştık, o çile bitince de 1 saatlik İzmir yolunu hızlıca alıp saat 4'e doğru eve vardık. eve vardığımın beşinci dakikasında uykuya dalmıştım bile. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bağlayıcı son cümleleri sevmiyorum, hep kullansam da sevmiyorum, ama şunu söylemek gerekiyor. İnsan hayattaki checklist'ine bir işaret daha koyduğunda kendini tatmin olmuş hissediyor. The Cranberries de onlardan biriydi, darısı diğerlerinin başına &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-6038576139852494605?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/6038576139852494605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=6038576139852494605' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6038576139852494605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/6038576139852494605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/07/dunya-gozuyle-doloresi-de-gormus.html' title='Dünya Gözüyle Dolores&apos;i de Görmüş Bulunduk'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TEqoDK4kSbI/AAAAAAAAASY/RCa5DlYnnl4/s72-c/DSCF4016.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-807594482904774198</id><published>2010-07-17T22:37:00.004+03:00</published><updated>2010-07-18T00:36:19.234+03:00</updated><title type='text'>Safety First</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TEIJRqs7_8I/AAAAAAAAASQ/8bpw2kvhcHM/s1600/Think-Safety-First---14--x-10--5197980.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494964694470623170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TEIJRqs7_8I/AAAAAAAAASQ/8bpw2kvhcHM/s320/Think-Safety-First---14--x-10--5197980.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geçenlerde yaşadığım saçma bir sorun, beni bir takım önlemler almaya itti. Facebook'tan musallat olan ve kendisinin arkadaşlık talebilini kabul etmediğim için beni "cezalandırmaya" karar veren bir şahıs. Adımı ve fotoğraflarımı kullanarak inci sözlük seviyesinde bir profil oluşturup listemdeki insanları teker teker eklemeye çalıştı. Tabi bir yerden ulaştığı mail adresime de gönderdiği küfür ve tehdit dolu mesajları da eklemeliyiz. &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tabi bir şekilde, hukuki yollara da temas ederek, müdahale edip kapattık konuyu ama bir takım önlemler şart oldu. En azından internetten kendimizi ne kadar teşhir edebileceğimiz konusunda ikinci kez düşünmeme yol açtı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu amaçla zaten uzun bir süreliğine kapatacağım Facebook profilimin privacy ayarlarını en yükseğe çıkardım, mail adreslerimi değiştirdim, blogdan e-mail adresimi, facebook uzantısını ve twitter uzantısını çıkardım, tweetlerimi kapalı hale getirdim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Peki neden daha önce bunları yapmıyordum?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben bu blogda paylaştıklarımın aşırı mahrem şeyler olduklarını düşünmüyordum, hala da düşünmüyorum, ki blogun çizgisi değişmeyecek zaten, bunun yanında blogdan gerçek kimliğimi ifşa etmemin, ulaşılır olmamın da sorun teşkil etmeyeceğini düşünüyordum. Hatalı düşünüyormuşum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İçinde yaşadığımız dünya ne yazık ki homojen değil, değişik insanlar değişik motivasyonlara sahipler ve belki biz asla yaptıkları şeyleri neden yaptıklarını anlayamayacağız. O yüzden en doğrusu önlemi baştan almak olacak sanırım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bilmiyorum umrunda mı sevgili okuyucu artık bana sadece yorum kısmından ulaşabileceksin.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-807594482904774198?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/807594482904774198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/807594482904774198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/07/safety-first.html' title='Safety First'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_alMPNRQZmlQ/TEIJRqs7_8I/AAAAAAAAASQ/8bpw2kvhcHM/s72-c/Think-Safety-First---14--x-10--5197980.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-4795352414652011124</id><published>2010-07-03T14:41:00.003+03:00</published><updated>2010-07-04T15:58:45.031+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer tatilde: Gün 7 ve 8</title><content type='html'>Amsterdam 25-26/06/10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Son iki günümü ayırmak çok mantıklı olmayacağından ikisini tek bir post olarak yayınlamaya karar verdim, gecikme için üzgünüm"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img id="main_image" onclick="pageTracker._trackEvent('fullimg-lp','fullimg-zoom-image-click');" class="border" src="http://img534.imageshack.us/img534/8130/img0241c.jpg" alt="click to zoom" title="click to zoom" style="width: 304px; height: 406px; cursor: pointer;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Uçak Eindhoven'a indiğinde saat hala kargaların kahvaltısından bile erkendi. Uykusuzdum, yorgundum, patolojik bir sıcak vardı ve üzerimdeki ceketle terliyordum... Üstelik şehir merkezine gitmek için bindiğim otobüste yarım saat ayakta durmam tam işin tuzu biberi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tren garına gelince buradaki bir lockera bıraktığım eşyalarımı aldım ve sırtçantam tekrar balık istifi oldu. Amsterdam'a dönünce ek bir çanta almam lazımdı, neyi alacağımı da Marsilya'daki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;H&amp;amp;M&lt;/span&gt;'de kararlaştırmıştım bile... İlk trene biletimi aldım. Bir an için bir gecelik de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Utrecht&lt;/span&gt;'te kalmayı düşündüysem de vazgeçtim. Saat 10 gibi Amsterdam Centraal'deydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Damrak&lt;/span&gt;'daki Otel rezervasyon komisyoncularından birine girerek boş oda sordum. Evet, o çok tedbirli October, şehre rezervasyonu olmadan gelmişti. Orada çalışan kadın, bugünün cuma olduğunu ve eğer 4 kişiyle kalmak istersem 35 eur, tek kalmak istersem 85 eur'dan aşağı oda bulamayacağımı söyledi. Geçen cuma bu şehre vardığımda 55 euro'ya kalmıştım. Aynı otele gidip şansımı deneyecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rembrandtplein'e vardığımda sıcaktan bunalmış, yorgunluktan ölüyordum. İlk kaldığım &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandt Square Hotel&lt;/span&gt;'e hızlıca girip lobiye çıktım. Şansım dönmüştü, resepsiyonda daha önce bahsettiğim ve  önceki kalışımda oldukça yardımcı olan Nadine vardı ve oda istersem geçen haftaki fiyatından verebileceğini söyledi. Hemen odama çıkıp kendimi suyun altına bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amsterdam'daki bu son iki günümdeki tema belliydi: Para Harcamak. Alışverişi, aldıklarım yük olmasın diye, bilerek en sona bırakmıştım ve şimdi zamanı gelmişti. Otelde bir süre dinlendikten sonra Helweig'e doğru yürüyüp ilk H&amp;amp;M'e girdim. Kendime, başkasına sonra tekrar bolca kendime bir şeyler aldıktan sonra Dam'a doğru devam edip sokağın sonundaki Fame'e girdim. Arabada dinlemek için(ne yazık ki alfa romeo, teknolojiyi çok sallamayarak ürettiği arabalara bir mp3 player'ı bile çok gören bir zihniyete sahip) bir kaç cd aldıktan sonra tekrar otele döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amsterdam çok büyük bir merkeze sahip değil, yine de yürümek ve pedal çevirmek arasında kalırsanız, kesinlikle pedal çevirmeyi yeğleyeceğiniz bir şehir. Ben de tekrar gidip bir bisiklet kiralamanın en doğrusu olacağını düşündüm. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Damstraat Rent-a-bike&lt;/span&gt;'dan günlüğü sigorta dahil, 15.60 Euro'ya, yine aynı tip bir bisiklet alıp şehirde dolaşmaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk durağım, Centraal oldu. Bir sonraki havalanı treni için biletimi aldım. Oradan batıya yönelip &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Haarlemmerstraat &lt;/span&gt;caddesine doğru sürdüm. Burayı sevmiştim tekrar vakit geçirmek istiyordum. Bisikleti uygun bir yere bıraktıktan sonra yürüyüp vitrinlere bakındım. Güneş yakmıyordu, serin bir esinti vardı ve ben kendimi iyi hissediyordum. Çok sevimli bir Coffeeshop gördüm. Bir türlü başlayamadığım &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayvan Çiftliğini&lt;/span&gt; bitirecek kadar bir süre oturdum. Bir ara yanıma &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kanada&lt;/span&gt;'lı bir kız gelip oturdu. Seyahat planlarından bahsetti. Mısır'da deveye binmeye gidecekmiş, çok heyecanlıymış... O da yalnız seyahat ediyormuş ve canı sıkılmış. Sanırım kafası oldukça güzeldi, oturduğu gibi ani bir kararla kalktı, hiç bir şey söylemeden çıktı ve gitti... O gittikten bir süre sonra ben de çıktım, akşam oluyordu ve otele uğrayıp akşam planını yapmam gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam planı basitti:  Sarhoş ol ve gezebileceğin kadar farklı mekan gez. Öyle de yaptım. Aslında normalde çok bar değiştirmeyi sevmem ama tatildeydim ve hakkını verecek bir "barcrawling" yaptım. Canlı müzikten, tekno çalanına, pub'ından girişi 25 euro olan 100 bodyguardlı gece kulübüne kadar her yeri gezdim. Gecenin sonunda sağ kolumda 7 tane farklı mekanın mühürü vardı. Gece benim için sabaha karşı 5'te bitti. Bu da kişisel bir rekorumdur. Bu arada sarhoşken bisiklet kullanmayın eheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün haliyle saat 12'ye doğru güçlükle uyanabildim. Kahvaltıdan sonra çantalarımı(evet iki tane oldular) toplayıp odayı boşalttım. Çantalarımı resepsiyonda bırakmamı kabul etmişlerdi. Bu da bana bir kaç saatlik özgürlük sağladı. Zaten havaalanına gitmeme 4 saat gibi bir süre kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img style="cursor: -moz-zoom-in; width: 612px; height: 459px;" alt="http://img815.imageshack.us/img815/7263/img0305x.jpg" src="http://img815.imageshack.us/img815/7263/img0305x.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu son saatlerde çok kasmadım kendimi. Hatta tembellik ettim. Hava mükemmeldi. Bisikleti iade etmeden önce Vondelpark'a gittim. Tüm şehir adeta oradaydı. Avrupa'daki park kültürünü seviyorum, bizdekinin aksine bir aktivite olarak görüyorlar parkta geçirdikleri vakitleri. Oysa biz parklardan uzak durmamız tembihlenerek büyüyoruz. Ceketimi yastık yaparak çimlere uzandım. Uzaktan bir yerden müzik sesi geliyordu, sanırım klasik müzik konseri vardı. O an her şeyi unuttum. İki gün önce pasaportumu neredeyse kaybettiğimi, yarın tutacağım nöbeti, bir haftalık tatilden sonra işe geri dönmeyi... Bütün günlük endişelerimden sıyrılmıştım. Hava mükemmeldi ve ben de en az o kadar güzel bir tatil geçirmiştim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img id="main_image" onclick="pageTracker._trackEvent('fullimg-lp','fullimg-zoom-image-click');" class="border" src="http://img709.imageshack.us/img709/3571/img0303f.jpg" alt="click to zoom" title="click to zoom" style="width: 588px; height: 442px; cursor: pointer;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-4795352414652011124?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/4795352414652011124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=4795352414652011124' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4795352414652011124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/4795352414652011124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/07/october-swimmer-tatilde-gun-7-ve-8.html' title='October Swimmer tatilde: Gün 7 ve 8'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-7971262506169215323</id><published>2010-06-26T17:53:00.003+03:00</published><updated>2010-07-03T14:35:59.447+03:00</updated><title type='text'>October swimmer tatilde: Gun 6</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Marsilya(Oh no) 24/06/10&lt;p&gt;Saat 4 bucukta sinir bozucu alarmim benimle beraber odanin geri kalan&lt;br /&gt;kismini uyandirdi. Cabucak giyinip evden firladim. Tren istasyonuna 15&lt;br /&gt;dakika yurumem gerekiyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Yolun kenarinda tum guzelligiyle bekleyen taksi bu yorgun insani&lt;br /&gt;kandirmaya yetti. 3-4 dk sonra istasyondaydim. Havaalanina giden ilk&lt;br /&gt;otobuse atladim. Yolda uyukluyordum...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Check-in sirasi bana yaklasiyordu. Biletim zaten elimdeydi. Pasaportu&lt;br /&gt;da cikarayim, elimde dursun istedim. Ceket ceplerine, pantolon&lt;br /&gt;ceplerine, cantanin en derinlerine baktim, yoktu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Ayni islemi abartisiz bes alti defa daha tekrarladiktan sonra&lt;br /&gt;caresizce siradan ayrildim. Bir koseye cokup aglamaya basladim(ahah&lt;br /&gt;saka lan saka, takip ediyor musun gormek istedim). Uzerimde garip bir&lt;br /&gt;sakinlik vardi, belki uykusuzluktandi ama sanki bunlarin hic biri&lt;br /&gt;yasanmiyor gibiydi. Sanki ileride&lt;br /&gt;kendi halinde duran ve ingilizce konusmayan havaalani&lt;br /&gt;gorevlilerinden biri birazdan bana pasaportumu verecek ve ben de hic&lt;br /&gt;bir sey olmamis gibi yoluma devam edecektim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bunlarin hic biri olmadi. Yapilabilecek seyleri dusundum. Ya otelde&lt;br /&gt;unutmustum, ya da uyku sersemligiyle taksi ya da havaalani servisinde&lt;br /&gt;dusurmustum. Once o otobusu, sonra taksiyi bulacak gerekirse otele&lt;br /&gt;gusup bakacaktim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Havalanindaki otobus bilet kosesindekilee zorla anlasabildik. Bana&lt;br /&gt;beklersem o soforun buraya bir sonraki seferi getirecegini soylediler.&lt;br /&gt;Ucak zaten kacmisti. Beklemenin bir anlami olmadigjndan tren&lt;br /&gt;istasyonuna geri gittim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;İstasyonda indigim anda "o sofor" asagida, elindeki pasaportumu bana&lt;br /&gt;dogru sallayarak bekliyordu. Bildigim butun tesekkurleri ettim adama.&lt;br /&gt;Ucagimin kactigini ogrenince cok uzulen soforu, ilgunc bir sekilde ben&lt;br /&gt;teselli etmek zorunda kaldim. Hemen otele geri dondum&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Pasaportum bulunmustu, bu harika bir gelismeydi. Yine de ucagim&lt;br /&gt;kacmisti ve bir sonraki hamlemi planlamak zorundaydim. İnternetten&lt;br /&gt;pegasusun marsilya istabul ucuslarina baktim. Yer yoktu, olsa belki&lt;br /&gt;orada bitecekti tatilim. Yarin icin eindhoven'a ayni saatteki bileti&lt;br /&gt;aldim. Tek farki 6 kat daha fazla odemem oldu. Hosteldeki elemanlarla&lt;br /&gt;bir gunluk odeme daha yaptim ve artik uyuma zamaniydi. Saat kacta&lt;br /&gt;uyanacagim umrumda degildi.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Ogleden sonra uce dogru uyamabildim ancak. Tekrar kendimi sokaga&lt;br /&gt;attim. Yeni yerler kesfedesim yoktu. Bu durum surpriz olmustu ve&lt;br /&gt;durust olmak geekirse hevesim kacmisti. Ben de aksama dek dun&lt;br /&gt;dolastigim sokaklarda gezindim. Aksam ise Cedric'in tavsiye ettigi&lt;br /&gt;L'ecallier adli balik restoranina gittim. Acilis olarak getirdikleri&lt;br /&gt;buz ustunde cig kabuklu tabagini saymazsak gayet guzel bir yemekti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra hostele geri dondum. Diger sakinlerin hepsi de gun&lt;br /&gt;boyunca oldukca yorulmus olacak ki, herkes salondaydi. Bir kac saat&lt;br /&gt;sohbet ettik. Kanadalilar guzel insanlar. Hic aksiyle karsilasmadim&lt;br /&gt;simdiye dek... İlginctir ki how i met your mother'daki kanada&lt;br /&gt;sakalariyla oldukca egleniyorlarmis. Grupta İki tane de sci-fi geeki&lt;br /&gt;mevcuttu onlarla da bolca bsg, fringe, lost, dexter geyigi yaptiktan&lt;br /&gt;sonra ertesi gun artik ucabilmeyi umarak yataga gittim.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1203031528834309140-7971262506169215323?l=octoberswimmer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/feeds/7971262506169215323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1203031528834309140&amp;postID=7971262506169215323' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7971262506169215323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1203031528834309140/posts/default/7971262506169215323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://octoberswimmer.blogspot.com/2010/06/october-swimmer-tatilde-gun-6.html' title='October swimmer tatilde: Gun 6'/><author><name>October Swimmer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13062392758742751643</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-WmyalCMs-tI/TyW3XVkAkcI/AAAAAAAAAks/4aeuuq92LK8/s220/IMG_1214.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1203031528834309140.post-1096605850713397606</id><published>2010-06-25T15:16:00.003+03:00</published><updated>2010-07-03T14:36:54.048+03:00</updated><title type='text'>October Swimmer tatilde: Gun 5</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marseille 23/06/10&lt;p&gt;Sabah uyandigimda, ki sadece 4 saat uyudum, kesinlikle aksamdan&lt;br /&gt;kalmaydim. Igrenc bir his gercekten sabah erkenden yolculuk&lt;br /&gt;yapacaksaniz kesinlikle gece sarhos olmayin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine de once tren istasyonuna sonra da oradan havaalanina gidebildim.&lt;br /&gt;Check in boarding derken koltuguma kurulup kestireyim derken kaptanin,&lt;br /&gt;kalkis saatimizi iki saat ileri attiklarina dair anonsuyla yikildim.&lt;br /&gt;Su haldeki bir insana yapilmayacak hareketti. saat 9 gibi havalanmasi&lt;br /&gt;gereken ucak 11'de ancak havalanabildi ve ben sehir merkezine&lt;br /&gt;varabildigimde saat 1 olmustu bile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Harita yok, turizm ofisi yok, ingilizce bilen kimse yok... Guzel&lt;br /&gt;iphone'um olmasa nice olurdu halim a dostlar... Google maps ile&lt;br /&gt;otelimi buldum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4 yildan sonra ilk defa dorm tipi bir odada yatacaktim: Aklimda bir&lt;br /&gt;cok kotu dusunce vardi ama Hello Marseille adli ve eski bir fransiz&lt;br /&gt;apartman dairesinden cevirilen bu mutevazi oteli pek bir sevdim.&lt;br /&gt;Otelin sahibi Cedric mukemmel ingilizce konusuyordu, oldukca&lt;br /&gt;yardimseverdi de. Mobilyalarin hepsi Ikea'dan ozenerek secilmisti ve&lt;br /&gt;en onemlisi otel tertemizdi. Oda arkadaslarim olan zararsiz Amerikali genclerle de tanisinca pek endisem kalmadi&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biraz dinlenip dus aldiktan sonra otelden ciktim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Marsilya bir liman kenti, belki de guney avrupanin en buyuk limanina&lt;br /&gt;sahip. Tarih boyunca hep ayni vasfi tasiyan kent ayni zamanda&lt;br /&gt;avrupanin en eski kentlerinden biri. Antik donemde focali koloniciler&lt;br /&gt;tarafindan kurulan kentin en azindan hala sokak ve meydan isimlerinde&lt;br /&gt;foca kalintilari bulmak mumkun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vieux port denen liman marona kismi sehir merkezine U seklinde girmis&lt;br /&gt;durumda. Her iki yakasinda birer ortacag kalesini barindirmakta.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben de ilk once otelimin dustugu dogu kismini dolasarak basladim&lt;br /&gt;gezime rue de fortia'dan deniz kenarina yonelerek gidebildigim kadar&lt;br /&gt;uzaga yurudum. Deniz kokusu ve sicak bir haftadir usuyen bedenime iyi&lt;br /&gt;geldi. Limanin dogu yakasinin sonuma gelince, umutsuzca karsiya&lt;br /&gt;gecmemi saglayabilecek bir kopru aradim. Tabii ki yoktu. Ayni yolu&lt;br /&gt;tekrar geri yurudum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karsi taraf daha yeni ve modern yapilarla kapliydi, en azindan kordon&lt;br /&gt;kismi... Kordon demisken, marsilya bana biraz izmir'i hatirlatti.&lt;br /&gt;Onlar da itinayla tarihe tecavuz edip sacma sapan yerlere yeni binalar&lt;br /&gt;dikmisler...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Espace de bergamon adli genis ve meerdivenlerle meyil kazandirilmis&lt;br /&gt;meydandan iceri yoneldim. Haritayi cebime koydum. Kaybolursam da&lt;br /&gt;kaybolayimdi, hava guzeldi ve hic bir yere yetismem gerekmiyordu.&lt;br /&gt;Yeyerince kuzeydoguya yurursem zaten sehrin en genis caddesi, la&lt;br /&gt;canabria'ya cikacaktim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir sure sadece yol isaretlerine ve sokak isimlerine bakarak yurudum.&lt;br /&gt;Dar sokaklardan gectim. Evlerden mac sesleri geliyordu. Cezayir ABD&lt;br /&gt;ile oynuyordu ve sehrin arap halki cok heyecanliydi. Kazansalar buyuk&lt;br /&gt;kardes, efendi fransa'nin yapamadigini yapacak gruptan cikacaklardi...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ara sokaklardan bir meydana ciktim. Ufak bir kafede oturup macin&lt;br /&gt;ikinco yarisini izledim. Araplarin umudu son dakikada yenen golle&lt;br /&gt;bitti. Uzulduler, nedense ben de uzuldum. Mahcup bir sekilde yoluma&lt;br /&gt;devam ettim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsaretleri takip esip vielle charite adli muzeye vardim endulus&lt;br /&gt;mimarisine benzeyen bir yapiydi. Restorasyon devam ediyordu. İceri&lt;br /&gt;girmek istemedim. Devam edip focalilar sokagi rue les phoceens'ten&lt;br /&gt;gecip rue la republique'a ciktim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alisveris sokagi olan bi sokakta biraz gezindim. Magazalara girdim,&lt;br /&gt;ciktim. Sonra tekrar haritasiz bir sekilde ara sokaklara daldim. Arap&lt;br /&gt;mahallesine girmistim. Herkesin birbiriyle uyum ici de oldugu sicak&lt;br /&gt;bir yer havasi vardi burada. Kirli sokakta yalinayak cocuklari gorunce&lt;br /&gt;kendimi cocuklugumun gectigi yerlerde hissettim. Arapca biliyor&lt;br /&gt;olmayi, ileride oturup kahve icenlerin arasina karismayi istedim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rue de rome ve rue de paradis'ten gecerek liman bolgesine dondum. Saat&lt;br /&gt;6 olmustu bile. Bir seyler yemeli ve sonra konser alanina gitmek uzere&lt;br /&gt;yola cikmaliydim. Ahah marsilya'ya gelis amacimin Bob Dylan konseri&lt;br /&gt;oldugunu bir kez daha hatirlatmaliyim sanirim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hollanda'da bir kac gundur hep kotu besleniyordum. Burada biraz&lt;br /&gt;kendimi simartip bir fransiz restoranina oturdum. Antresinden,&lt;br /&gt;salatasi sarabi tatlisina kadar her seyi soyledim. Maddi anlamda&lt;br /&gt;yolculugu iyi yonetiyordum ustelik marsilya'daki hostele sadece 15&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;euro odemistim. Hayir, gunah cikarmiyorum:)&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yemekten hemen sonra metroya binip konser alani Le Dome'un bulundugu&lt;br /&gt;saint just istasyonunda indim. Konser alaninin disindaki kalabalik&lt;br /&gt;bile heyecan vericiydi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bon Dylan tam söz verilen vakitte sahneye cikti. Tam sahne onunde oldugumdan&lt;br /&gt;yuz ifadesini bile gorebiliyordum, guzeldi. Rainy day women'la basladi,&lt;br /&gt;it aint me babe, stuck inside a mobil with the memphis blues again,&lt;br /&gt;ballad of a thin man, like a rolling stone... Her seyi  calmasina&lt;br /&gt;ragmen, bir seyler eksikti. 50 yil onceki gevrek catalli sesi eksikti.&lt;br /&gt;70ine gelen bir adamdan boyle bir seyi beklemek ayipti. Sozun ozu,&lt;br /&gt;kayitlardaki gibi bir Bob Dylan arayanlarin gitmemesi gereken bir&lt;br /&gt;konserdi.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&
