3 Mayıs 2012 Perşembe

Evler


...ve adam sürüklenmeye devam etti. Rüzgar nereye götürdüyse oraya gitti. Elinden kim tutup çektiyse, kendini orada buldu.

Kendi evinin rahatlığını, koltuğunun konforunu aradı, ancak başkasının evinde kalmak daha kolaydı. Ne de olsa bir evden gidebilmek, bir başkasının evinizden gitmesini beklemekten daha az gerginliğe neden oluyordu . Bu nedenle farklı kokuları olan farklı evlerde uyudu. Yerin dibindeki ve en temiz şeyin kedi olduğu evden kendini kirlenmiş hissederek çıktı. Dikine uzanan binalardaki körfez manzaralı evin semtinden ve temsil ettiği her şeyden tiksindi. Dağınık öğrenci evlerindeki çarşafsız yataklarda dizleri ve dirsekleri yara oldu. Üçüncü kişilerin evlerindeki rahatsız kanepeleri paylaştı...

Sürüklendi. Sürüklendikçe içindeki boşluk büyüdü, kendinden uzaklaştı. Sürüklendikçe her şey anlamsızlaştı. Hissizleşti. Bütün hislere yukarıdan bakmaya başladı. Çevresindekilerin ilişkilerini küçümsedi. Hiç bir beklentisi olmadığı insanların bulduğu diğer insanlara ve onların paylaştığı şeylere kulplar taktı. Aşk acısı çekenlere güldü. Yaşanan heyecanlara anlam veremedi.

Alıştığı hayat tarzını sürdürebilmek için işine gidip geliyor, kazandığı parayla da dönüşümüne yatırım yapıyordu. Dönüşümü, duyularına ve ihtiyaçlarına hizmet eden bir varlık olma yönündeydi.  Adam her şeyin farkındaydı ve olanı biteni yine o ilgisiz gözleriye izliyordu.

1 yorum:

phoebe dedi ki...

tıpkı benim gibi