23 Şubat 2011 Çarşamba

Ummak üzerine biraz daha*



...Aslında gündelik yaşam üzerine kurduğum tüm teoriler, bu teoriler sonucu aldığım tüm önlemler, kendi zavallı hayatım üzerinde kontrolüm olduğu sanrısını beslemekten ileri gitmiyor. bu arada özel olarak zavallı bir hayatım yok, gayet de iyi idare ediyorum sanırım, ama evrenin ve tesadüflerin büyüklüğü karşısında bütün hayatlar zavallı kalıyor.

Ve ister istemez öğreniyoruz aslında elden bir şey gelmedğini. Bu kabulleniş belki kurtuluşun sinyalini veriyor. Zira artık mücadele etmeyip olanı kabullendiğin zaman belki istediğin(belki -istemek- iddialı olur), idare edebileceğin şeylere rastlıyorsun

İşte o yüzden ummak nasıl bir zehirse, mutluluk arayışı da öyle bir zehir, zira kimse mutlu olamıyor(en azından bu denkleme bir başkası dahilken olamıyor) Birinin mutluluğu diğerinin verdiği ödünlerin miktarıyla arttığından, bir süre sonra karşı tarafın verebileceği ödün kalmayınca bu bahsettiğim mutluluk "illüzyonu" çok yükseğe çıkan helyum balonu gibi birden patlayıveriyor. Çünkü evet çünkü insanlar beraber varolabilmeyi beceremiyor. Benim şahsi görüşüm de beraber varolabilmenin ütopya olduğu yönünde

O yüzden huzur için illüzyonlardan kaçınmak gerekiyor. Mutluluk değil de memnunluğu aramak, iddialı hayallerin peşinden koşmayı bırakmak gerekiyor. En zoru da bu, zira anlık heyecanlar beklentileri yükseltiyor, aynı zamanda helyum balonumuz da gökyüzünde, patlayacağı seviyeye doğru yükseliyor.

Seçimlerde ihtiyat gerekiyor. İradesi sağlam olanlar memnunluğu sürdürebiliyor, belki de neredeyse mutlu olabiliyorlar.

*Gönderilmiş öğeler klasörümden

3 yorum:

Su dedi ki...

çok şey beklemeyince, çok da olmasa, en azından böyle -ve bunları- bir süre yazmayacak kadar mutlu olabiliyorsun. yaşadığın mutluluk bir illüzyonsa da en azından bir süre kendini mutsuzluktan alıkoyabilirsin:

O döngüye yeniden döneceğini bilerek.

October Swimmer dedi ki...

aksine bir illüzyonu mutluluk olarak değerlendirmek, sonu mutsuzluğa giden yola girmektir.

Mutluluk tehlikelidir, beraberinde korkuyu getirir, kaybetme stresi yaratır.

Memnuniyet öyle değildir, haddini bilmektir, sürprizlere yer vermemektir.

has dedi ki...

Mutluluk denilir ki dış etkenlere bağlı bi şey değilmiş. "Dinle neyden ayrılıkları nasıl anlatıyor" diyor ya Mevlana. Ayrıla ayrıla artık taşa döndüğünüzü hissedersiniz ya, işte mutluluğun dışarıda olmadığını öğreten şey biraz da bu.
.........................
.........................
Neyse bunlar traş. Aslında herkesin aradığı huzurdur. Esas soru şudur ilişkilerde: yanımda huzurlu musun.. Ben yürüyen ilişkileri yürüten şeyin bu olduğunu gördüm. Huzursuz olanların huzursuzluk nedenlerini düşündüm, tek tek hayatlarına baktım, özel olarak konuştum, aslında bireysel anlamda bazı gizlerinin, bi şekilde bu huzursuzluğun nedeni olduğunu gördüm.

Memnuniyeti de mutluluğu da, ne yalan söyleyeyim sevgiyi de aşkı da çok tanımlayamıyorum. En azından anlatacak durumda değilim şu anda. Huzuru anlayabilirim ama. Buradaki huzur, huzurevinden gelmiyor. Belki karşılaştırılabilir bi kaç açıdan.

Şöyle düşünebilirsiniz ama: Sevgi, aşk, tutku, vs. vs. sadakatsizliğin yolunu açabilir. Bitebilir, yaralanabilir. İlişkilerde esas olan sadakattir. Sadakati ön plana alırsanız acı çekersiniz, huzurluysanız zaten sadıksınızdır. Bozmak istemezsiniz çünkü bunu.