2 Ekim 2008 Perşembe

Kişisel şeyler

Normalde izlediğim formatın dışına çıkıyorum yine ve "ortaya karışık" ayarında birşeyler yazacağım.
Fona son günlerdeki favori disposible şarkım olan The Script'ten The man who can't be moved'u alalım ve İlk konumuzla başlayalım: İnternette görülen birinden etkilenme ve olası sonuçları.
http://www.genestho.ca/genestho/images/20070315093644_stranger_fog.jpg
Herhangi bir platformda olabilir,ama kesinlikle fotoğraflarının da olacağı bir platform şart. Mantıklı sebepler vermeyeceğim fotoğraf olayı için,ama bu yabancıdan etkilenmek için onu "görmek" lazım diyebilirim,ama tek başına yeterli değil. Dediğim gibi herhangi bir platform olabilir,deviantart,bloglar hatta kokuşmuş arkadaşlık siteleri dahi olabilir. Bloglar ve deviantart daha etkileyici sanki,çünkü bu siteler,olası stalk edeceğiniz insanın ortaya birşeyler çıkarabildiğini,üretken bir birey olduğunu ve bir şekilde derinliği olduğunu gösterir. -The Scripts sıktı,Bob Dylan'a geçiyorum. Disposible olduğunu söylemiştim- Blogları okursunuz,yüklediği resimlere falan bakarsınız. Özellikle kendisi hakkında çok şeyler anlatıyorsa onu bir şekilde tanıdığınız ilüzyonuna dahi kapılabilirsiniz,halbuki unuttuğunuz nokta şudur ki,kişiler internette başkalarının onları tanımasını istediği şekilde olurlar. Yeterince takip ettikten sonra önünüzde iki yol belirir. Ya bir şekilde ona ulaşıp,tanışma yolları ararsınız,ya da vazgeçersiniz. İkinci yol daha kolaydır,bir o kadar da huzurludur. En azından hayalkırıklığı geçirmezdir. Çünkü emin olun,takip ettiğiniz o insanla gerçekte tanıştığınız zaman elbette hayal kırıklığına uğrayacaksınız,kimse sizin kafanızda çizdiğiniz portreye uymaz. İlk yol zordur,acı dolu olabilir djasjdkl(Abarttım) yani işler her zaman istediğiniz gibi gitmeyebilir,ama bir şekilde elinizde bir sonuç olur ve bu konuyu kapanırsınız.(closure deniyordu buna). Bazen bu insanları yolda görürsünüz,bazen gazi kadınlar sokağında bira içerken önünüzden geçerler,yan masaya otururlar,bazen de tanıştırılırsınız ve size kendisi hakkında bildiğiniz şeyleri anlatırken ilk defa duymuş gibi dinlersiniz. Gariptir...

İkinci konumuz Battlestar galactica
http://www.22dakika.org/imaj/azizk/battlestar-galactica.jpg
Bu dizi bir kaç yıldır cnbc-e'de. İlk cümlem sanki size bilmediğiniz birşey söylüyor gibi farkındayım,biliyorsunuz. Ben de biliyordum. Ama neden bu kadar ilgisizmişim,neden bu kadar antipatik geliyordu bu dizi bana anlamıyorum. Üç gündür beni esir aldı. Beni izlemekten alıkoyan tek şey,S02e12'yi Y.'den almamış olmam. Sanırım sırf bu yüzden tutulmuş boynumla arabaya atlayıp Y.'ye gideceğim. Tutulmuş boyna üçüncü konuda değineceğim.
Evet,dizi çok derinliğe sahip değil,klişelerle dolu ama beni iki şey çekti. Birincisi mükemmel Cast ve Kurgu. Elbette,sadece tanrıçamız Number Six-Tricia Helfer'e dayanıp söylemiyorum. Gerçekten karakterler mükemmel seçilmiş,ayrıca kurgu ve senaryo'da iyi kotarılmış. Dizide asla tekdüzeliğe izin vermiyorlar,güzel. İkincisi(aslında üç oldu) Retro hava,diziden tam anlamıyla 70'ler fırlıyor. giyilen takım elbiseler,telefonlar... Ve bunu gözümüzün içine sokmuyorlar. Güzel bir yapım. Şimdiye kadar benim gibi gözlerinizi kapattıysanız,onları açma vakti geldi. "Man created Cylons..."

Üçüncü konumuz ise Boyun Tutulması
http://healthandfitness101.com/wp-content/uploads/2007/12/whiplash_intro01.jpg
Sabah bir anda oldu,bilgisayar başında otururken birden gerindim(sabahları çok seviyorum gerinmeyi) ve boynuma dayanılmaz bir ağrı girdi. Şu an başımı sağa ve arkaya eğemiyorum,berbat bir durum. Bu durum beni bir az daha derin düşünmeye zorladı. Bir boyun tutulmasından aydınlanma yaşamak çok şık değil,ama bize tıp fakültesinde neden böyle şeyleri önemle anlatmıyorlar diye merak ettim. Yani hiç görülmeyen bir sendromu adımız gibi bilirken,kıymık batması,boyun tutulması gibi şeyleri neden pratik şekilde öğretmiyorlar ki? Ben nisan'da mecburi hizmete başlayınca insanlar bana "Potter sendromum var ne yapayım?" diye gelmeyecekler ki,bana ayaklarına batan deniz kestanesinin dikenini çıkartmak için,tutulan bellerine çare bulmam için gelecekler. Şimdi bu argüman oldukça yüzeyel,farkındayım. Hatta herhangi bir akademisyenin bunları okuyunca yüzündeki küçümseyici gülümsemeyi dahi görebiliyorum,ama ne yazık ki bunları mesleğin içinde ampirik bir şekilde öğrenmek zorunda kalıyoruz. Neyse Boyun tutulmasına dönecek olursak,oradaki kasların spazmından fazla birşey değil aslında. Kas gevşeticiler,sıcak kompres yardımcı olabiliyor. Ama yardımcı olmayan şey ise bayramda bütün eczanelerin kapalı olması... Hiç yardımcı olmayan şey ise yarın nöbetimin olduğu gerçeği:( Neyse umarım düzelirim...

Böyle işte üç konumuza da değindik,aslında üç farklı post olarak yayınlamak daha mantıklı olabilirdi,ama bir şekilde başladık. Böyle olsun..

7 yorum:

24th fret dedi ki...

Virgülden sonra boşluk bırakmalıyım. Böylece hem yazım kurallarına uymuş, hem de okuyucuların gözlerini zikmemiş olurum.

bir dost.

October Swimmer dedi ki...

30'umu geçtikten sonra inzivaya çekilmeliyim. Böylece hem yaşımın gerektirdiklerini yapmış, hem de çevremdekilerin kafasını zikmemiş olurum

yours,

leylak sarabi dedi ki...

disposible değil disposable ukala fret, önce bunu fark etmeliydin bence. niha.


bir pislik.

October Swimmer dedi ki...

ben onu freti denemek için öyle yazdım. onun aklı fikri hala virgüllerde. Bir de Amerika'lı olacak peh!
O değil de fret,senin durumun aynı one hit wonder şarkılara benziyor lan,zamanında voleyi vurmuş sonra arada radyolarda çalınıyor öyle hatırlanıyor djaskldjka

Fuck you

24th fret dedi ki...

Valla leylak şarabı'cığım, herkes bizim gibi süper ingilizce bilmiyor olabilir. Ama insanlar kendi dillerinin en temel kurallarını bilmeden blog yazmaya kalkıyorlarsa orada bir sorun var demektir. Ben yalnızca bu duruma dikkat çekmek istedim.

Ayrıca bu adam bi gün 30 yaşına gelecek... O zaman yandın doktor!

October Swimmer dedi ki...

sanırım cansuyu kendi tarafına çekmeye çalışıyorsun, hiç şansın yok amca!

sarunas jasikevicius dedi ki...

muhabbeti kaçırmışız yea...