13 Eylül 2008 Cumartesi

In Case

Everything is illuminated,Jonathan Safran Foer tarafından 2002'de yazılmış bir kitap,okumadım. Zaten burada filmden bahsedeceğiz. Liev Schrieber'ın yönettiği 2005 Amerikan yapımı olan bu filmin içindeki tek amerikan öğe Elijah Wood'un canlandırdığı Jonathan karakteri olmuş. İsmi geçmişken Liev Schreiber hakkında bir parantez açalım. Açıkçası bu kadar yetenekli olduğunu bilmiyordum. Tanımayanlar için kendisini,Manchurian Candidate'deki manipüle evlat Shaw,Scream serisindeki Cotton Weary,Omen'in yeni versiyonundaki Robert Thorn ve Love in the time of Cholera'daki Postacı Lothario olarak tarif edebiliriz. Etkileyici bir görüntü yönetimi,sıkıcı olmayan kurgusu,tamamen alışılmadık bir coğrafyada yabancılık hissettirmemesi ile iyi iş çıkarmış ayrıca romandan adaptasyonu kendisinin yaptığını belirtmekte yarar var. Parantezi kapatıp devam edelim.
Ukrayna'da geçen bu film,şaşırtıcı bir şekilde insanı oralara gitmeye teşvik ediyor. Amerikan filmlerinde yabancı ülkeler,özellikle eski doğu bloğu ülkeleri,pek iç açıcı gösterilmez,film bu açıdan ezberin dışına çıkıyor.

Milli yüzük taşıyıcımız,bu filmde yine yüzüklerden kurtulamamış ve ilginçtir ki,yine bir görev,yine bir yol öyküsünün içinde... Kendisine eşlik eden ve tam anlamıyla şahsına münhasır bir karakter olan Alex'i Gogol Bordello'dan tanıdığımız Eugene Hutz canlandırmış. Hiç fena değil!

Film bize yıllardır alıştığımız "ikinci dünya savaşı ve yahudiler" temasının ötesinde birşey sunmuyor aslında,ama bu konuyu öyle ustalıkla işliyor ki,Sophie's Choice'den Schindler's List'e,LA Vita é Bella'dan The Pianist'e 30-40 yıldır bize sunulan,sitem ve şikayet dolu ve artık giderek "desensitize" olduğumuz formatın dışına çıkıyor ve anlatmak istediğini tepki uyandırmadan kafamıza sokuyor. Ayrıca yukarıda saydığım ve benzeri onlarca film gibi hikayenin tamamını Avrupanın ikinci dünya savaşı öncesi ve sonrasında yahudilere karşı takındığı tavır oluşturmuyor. Bu hususta film,muhattaplarına "Geçmiş,geçmişte kaldı ve artık bu konuda yapabilecek birşey yok" mesajını verirken,zamanında yapılan kıyımın,kayıpların artık üstesinden gelindiğini ve artık zamanın,geçmişteki bağları bulma,zamanında yapılan iyiliklerin hakkını ödeme ve bir nevi "hasar kontrolü" zamanı olduğunu anlatarak köklere dönüş çağrısı yapıyor.
Filmin cismen kendisine dönecek olursak,En sevdiğim iki karakter kesinlikle Büyükbaba ve köpeği Sammy Davis Jr. Jr. derim. Ayrıca birkaç noktaya işaret edip bu yazıyı bitiririm.
  • Terkedilmiş ve yağmalanmış Sovyet bloklarını gören Jonathan'ın,"burada ne oldu" sorusuna gelen "Independence" cevabıyla taşı gediğine oturtmak istemişler. Lakin o taş biraz baş ağrıtıyor yahu! Tamam,sovyetlerden kurtuldunuz belki ama,kafada Kangol şapkası,çalan Amerikan marşı,Amerikan eğlence kültürü hayranlığı ile "independence" cevabı pek bir samimiyetsiz duruyor. Ukrayna'nın Turuncu "devrim"i,NATO üyeliği çabaları,ekonomik ve lojistik eğilimlerindeki "independence" tınılarından hiç bahsetmiyorum! Aslında sadece Ukrayna'yı ilgilendiren bir durum değil. Polonya,Çek cumhuriyeti,Romanya,Estonya... Neredeyse bütün demir perde ülkelerindeki soğuk savaş sonrası gelen değişimden bahsediyorum. Eğer "independence" kutup değiştirmekse,nasıl bir "independence"dir bu acaba?
  • Klasik Rus ve hatta baltık mutfak kültürünü burada görüyoruz,etsiz yemek düşünülemez! Et ve patates,ve tabii bir de ilginç çorbaları... Sevemedim,sevemiyorum!
  • Alex'in 30 kelimeyle sınırlı ingilizcesi! distressed,premium,lovely ve possible kelimeleri kişisel favorilerim.
  • Köpek! O köpeği Pazartesi masamda istiyorum!
Bir yazının daha sonuna geldik. Bu yazıyı yazarken iki şey farkettim. Birincisi,yazı yazarken müziğin dikkatimi dağıtması,İkincisi,bir konuya başlayınca o konuya fikse olmam. Gezi yazısı yazınca oradan devam ediyorum,film anlatınca yine arkadan film geliyor. Birşeyler yapmak lazım. Bir sonraki yazım,gezi yazısı olsun o zaman:)

5 yorum:

Abyss Savage dedi ki...

-Filmdeki tek yönetmen hatasından da bahsetmek gerek bence, Trachimbrodlu yaşlı hanımın evindeyken büyükbaba alex ve jonathan a rusça bizi yanlız bırakın diyor ve tek kelime rusça bilmeyen Jonathan alex den önce hareket ediyor anlamışcasına. Tek kusuru bu olsun, güzel film.

October Swimmer dedi ki...

E daha debut filmi,yönetmen kardeşimizin olacak o kadar. Bak onu yazmayı unutmuşum,buradan bir daha teşekkür ediyoruz hatırlattığın için:)

yabani kuzu dedi ki...

İzleme merakım yoktur pek ama okumayı severim:)Madem kitabı varmış senin anlatışın üzerine kitabı bulup okuyorus derhal :)

October Swimmer dedi ki...

Türkçe çevirisi yok bildiğim kadarıyla,"farketmez" diyorsan saygı duyarım:)

yabani kuzu dedi ki...

E cevirisinide ben yapayım dicem ama kendime güvenim yok :) Olmadı bak şimdi tüm hayallerim yıkıldı:(